Değiniler- 202

Değiniler- 202

SEVGİ İNSANI

Arzu ve Tutkunun beşeriyet ve hayvaniyet sarmalından kurtulup insaniyet tahtına oturarak yola devam etmesine Sevgi denir. Arzu, tutku ve hırs beşeriyetten kurtulduğu, dönüştüğü için Seven dinginlik, sükunet ve daimi huzur içindedir.

Arzu tohumunun sabır, istikrar ve edep içerisinde örtülü kalması; bir süre sonra onun filizlenmesini, fideye dönüşmesini ve çiçeklenmesini getirecektir. İşte o çiçeğin adıdır sevgi. Arzuların insani düzlemde yaşanarak hayvaniyet işgalinden korunması sevgi çiçeğini yeşertecektir.

Sevgi; yönelişe ihtiyaç duymaz. Odaklanmaya da ihtiyacı yoktur. O kendiliğinden bir çıkış, kendiliğinden bir akıştır. Altında ne bir beklenti, ne bir üstünlük iddiası ne de bir fedakarlık ve merhamet hissi yoktur sevginin. Olduğu gibi olanın, oluşunu yaşamasıdır.

Merhamet gösterdiklerimiz, acıdıklarımız, yardım ettiklerimiz, uğruna adandıklarımıza yönelişimizin altında her ne kadar sevgi var gibi görünse de var olan aslında örtülü ve güçlü bir egodur. Sevgi adıyla buralarda kişi egosunu kendi kendisinden özenle saklar.

Tam yirmi senedir yatalak hastaya bakıyordu. Ona teselli vermek isteyenler taltif ediyor, sabır diliyor, erdemli ve vicdanlı tavrını övüyordu. Sessizce dinliyor, anlamsız gözlerle bakıyor ve yorumsuz gözlerle süzüyordu. Herkes gidince sordum; sahi nasıl dayanıyorsun? Dedi ki; “Herkes bi yatan bi de ona bakan diye iki kişi var sanıyor evladım. Yatan benim aslında. O benim eşim, o benim sevdiğim, o benim evlatlarımın babası. Yatan benim. İnsan kendine sabreder, kendini teselli eder mi?” dedi. Nutkum tutuldu sevgisi karşısında. Ağzımı açamadan kalakaldım.

Egodan arınmış merhamet,
benlikten uzak yardım,
iddiasız fedakarlık işte bu idi.
Benliği kalmamış onunla o olmuştu.
Onunla onu yaşayana;
birine merhamet ediyor,
birine bakıyor,
ona sabrediyor denebilir miydi?
İşte sevginin ta kendisiydi bu.

Sıradan insanın fedakarlığı, merhameti, yardımı ve birilerine faydalı olması ile sevenin bunları yapması aynı şey değildir. İnsanlar; kendilerinde buldukları kadarıyla diğerine merhamet eder, yardımda bulunur veya adanır. Ya Seven? Onun merhameti, onun yardımı, onun adanması?

Gerçek sevgiyi yaşayan; merhamet, fedakarlık, yardımda sadece bir “kanal” olduğunu fark etmiştir. Suyu barajdan tarlaya taşıyan basit bir kanal. Nasıl ki kanal suyun sahibi olduğunu iddia etmez ise Seven de merhamet, yardım, fedakarlık iddiasında hiçbir zaman bulunmaz, bulunamaz!

Mesnevideki bir betimleme: Tencereden kâseye çorba döken kepçe çorba pişirdiğini iddia edebilir mi? Kâse, kepçe bana çorba veriyor diye ezilmeli mi? Kepçe, çorba verdim gururu taşımalı mı? Çorbayı pişiren var değil mi? Ne alan ezilsin, ne veren kibirlensin! Çorbayı pişiren var!

Seven ve sevilen bu betimlemedeki bilince erişmişse aralarında kaprise dayalı alınganlık, kırılganlık, çekişme, üstünlük yarışı, ilgi hırsı, kaybetme kaygısı olmayacaktır. Onlar sevenin de sevilenin de gerçekte mevcut olmadığını, Adı “Sevgi” olanın işi götürdüğünü sezmişlerdir…

Günümüzde “Sevgi Sınavı” adıyla içli içli anlatılan yangın süreçleri sevgi sınavı değil “Şehvet Belası”dır. Egosal tutkunun yoğun biçimde patlaması demek olan şehvet; çoğu insanı sevgi kılığında ele geçirmiş; tatmin olamayınca da yangınını sınav adıyla kutsama yoluna gitmiştir.

Şehvet, almak ister. Verecekse alabileceği kadar vermelidir. Yani, tüccar ruhludur şehvet tutkusu… Sevdim ama anlaşılmadım, adandım da kıymetim bilinmedi, hizmet ettim nankörlük gördüm vb sızlanışların sevgiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Konuşan doyumsuz şehvettir!

Aşık olan -ki aşk adıyla şehvettir yaşanan- hayal kırıklığı yaşayabilir. Seven hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşamaz. Çünkü alma gayesi ile vermemiş, verme gayesiyle almamıştır. Kayıp ve zarar; kazanç veya elde etme algısı yoksa neden hayal kırıklığı yaşasın ki?!

Sevginin gerçeğini yaşayan; bilme ve düşünme iddiasında da değildir. İçinden geleni söyler, gönlünden akanı yazar. Bu yüzden sevgi sahipleri derin olmalarına karşın çokları onları basit ve hatta cahil sayabilirler. Basitlik veya cahillikten gocunacak benlikleri yoktur ki onların.

Seven hayıflanmaz, duygusal çalkantıya kapılmaz. Dövünüp ağlamak, delice sevinmek ona göre değildir. Vapurdan denize düşeni görenler çığlık çığlığa telefona sarıldı. Sevgi adamı ceketini çıkardığı gibi suya daldı. Çıkardı düşeni. Sonra da hiç bir şey olmamış gibi yerine geçti.

Sevgi insanına derdini açtığında “Allah yardım etsin” demez. Çünkü o konuşanın da konuşulanın da kim olduğunun bilincindedir. Derdi çözsün ya da çözmesin o yapabileceğini sonuna kadar yapandır. Sevgi insanı; eylem ve hareket insanıdır, laf cambazı ve anlam sihirbazı değil.

TEMELLERİ DİNAMİTLEMEDEN HAZİNEYE VARMAK MI?

Su dışında yaşam olmadığı balıkların;
Toprak üstünde yaşanmayacağı solucanların;
Su ve Toprak içinde yaşanamayacağı insanların kabulü.
Varlık, var oluşu alıştıklarına göre algıladığından, algı dışında alışılmamış yaşamlar olabileceği, çoğu bilinç için helak ve ölüme eş değerdir.

İçine doğduğumuz bilgi, düşünme ve yaşam ortamının kabullerini sorgulamaya başlamak; insan için genişleme ve farklılıklara açılma duasıdır. En büyük duanın harekete geçmek olduğunu bilenler ve duasında ısrar edenlerin karşılık bulmadığı görülmemiştir. Onlara elbet verilecektir.

Durduğu yerin sağlamlığından emin olmak; derinlemesine tetkik ve ölçümlere bağlıdır. Evine dışarıdan bakmadan, temeline sismik dalga yollamadan, binadan karot numunesi almadan, evin mahalle- şehir- ülke boyutunda konumun sorgulamadan evim sağlam demek bile bile lades demektir.

Kabullerinize, onları reddedenlerin, yok sayanların gözünden bakma cesaretiniz var mı? İman ettiklerinizi kafirlerin görüşlerini de ciddiye alıp yeniden sorgulayabilir misiniz? Bunları yapamadıkça kabulünüz de imanınız da kafesiniz ve perdeniz olmaya devam edecektir.

Anlayışınız, içinde ne kadar çok “Ezber” ve “Tekrar” taşıyor, bunları gelişim- eğitim metodu sayıyorsa; o ölçüde sizin mevcut bilgi ile kayıtlanmanız isteniyor demektir. Tekrar ve Ezber, yeni bilgi girişine izin vermediği gibi mevcut bilgiyi de en iyi ve kutsal adıyla dondurur…

Böyle inanmak ve anlamak bana huzur veriyor dediklerinizin “Huzur Veren Yalanlar” olmadığı ne malum? Rahatsız ediyor, içime sinmiyor, uç, ters geliyor dediklerinizin “Acı Gerçekler” olmadığı ne malum? Diyalektik Düşünme; kabul- inançların altını oyarcasına gerçek arayışıdır.

Bireysel zaaflar ve toplumsal planda yeterli evrensel anlayış düzeyine gelemeyişimizin altında Diyalektik (Eleştirel) Düşünme eğitimi görmeyişimiz vardır. Eleştirel düşünme; inanç- kabulleri ameliyat edercesine masaya yatıran, teslimiyeti değil sorgulamayı esas alan düşünmedir.

Bir tren dolusu insan dışarı çıkarlarsa yaşayamayacaklarına inandırılmış, sınıflara bölünerek kategorize edilmiş. Düzene başkaldıranlar neler yaşadı? Tren dışında yaşam yok muydu gerçekte? Dikkatle izleyene çok şey anlatacak bir film ve dizi: Kar Küreyici https://filmmodu.org/snowpiercer-turkce-dublaj-izle 

SEVMEK; SEVİLENİN KENDİSİ OLMASINA İZİN VERMEK

Sevdiğini kendi doğruları istikametinde değiştirmeye çalışan seviyorum demesin. Sevdiğini kendi doğruları yerine genel geçer, herkesçe kabul gören doğrulara yönlendiren de seviyorum demesin. Doğruya yönlendirme; yanlışı olana yapılır. Sevdiğinde yanlış gören sevmiş midir sahiden?
– Dini, insani, ahlaki değerler istikametinde sevdiğimi doğruya yönlendirmeyeyim mi?
– Din, insanlık, ahlak adına konuşabildiğine göre, hepsinde kemale ermişisin maşallah!
– Öyle değil de hani onun daha iyi olması için hani!
– Onun için mi, kendin için mi? Egoyu sobelesek mi?!

Değiştirmeye çalıştığımız insan; yanlış ve eksik gördüğümüz insandır. Diğerinde yanlış ve eksik görmek; kendi adına doğruluk ve tamlık iddia etmektir. Bu iddia ile sevdiğine yöneliyor, ondan bunları istiyorsan; din, insanlık, ahlak adı altında ona kendini dayatıyorsun demektir.

Sevdiğini değiştirmeye çalışmak;
ona kendini eksik hissettirmektir!
Bu da onu komplekse sokmaktır.
İleri aşaması kendini suçlu hissetmesidir.
Sana karşı kendini suçlu hisseden;
sana samimi davranır mı?!
Sevdiğini değiştirme çabası; bi anlamda onu sahteliğe itmek değil midir?

Kim kendini eksik hissederse, kendini tam hissedene, eksik hissettirene intikam hissiyle dolacaktır. Kim kendinin suçlandığını anlamışsa, suçlayana karşı daha da yıkıcı olacaktır. İhanete uğradım, nankörlük gördüm diyen, bir daha sorgulasa mı bunu? Kim yaptı sahi? Kim itti?

Senin yanında, senin kalıplarınca yaşamaya kendini mecbur hisseden; seninle rahat olabilir mi dersin? Orası ev midir, hapishane mi, kafes mi? Kendini her mahkum hisseden, bir özgürlüğe kanatlanmak ister değil mi? Neden gitti, mi? Hala soruyor musun bunu sen?!

Annesi tarafından 6 yaşında Resulullah (sav) hizmetine verilen Enes b. Malik anlatıyor: “Ona hizmet ettiğim süreçte Allah Resulü beni hiçbir konuda azarlamadı. Yaptıklarım hakkında niye öyle yaptın bile demedi.” 6 yaşında çocuğu ikaz etmeden büyütmek? Yanlışın var dememek?!

Karısına biçim vermeye çalışan kocalar, kocasına ha bire ayar çeken kadınlar ve çocuklarını güya iyi insan yapmak adına sürekli disiplin ve baskıya maruz bırakan anne-babalar! Evlerinizi kışlaya, cezaevine, esir kampına çevirdiğinizi ne zaman fark edeceksiniz siz?!

– Ne yaptımsa onun iyiliği için yaptım. Ne var bunda? Neden sevgiye aykırı olsun? Hep onun iyiliğini istedim ben.
– Taaabiiiii canıııım ne demezsin, o kendi iyiliğini düşünemeyecek kadar beyinsizin, embesilin teki! Sen? Alemlerin hükümranı, doğrululuk abidesi! Hakkın tabii!

“Ben onun iyiliğini istedim” veya “Benim de isteklerimin olması çok mu kötü?” diye sorana sormak isterim; “Onu yeterince ve gereğince sevdiğinden emin misin?” Bana söyleme, kalbine sor bunu. Yeterince sevdim, sevdiğim için hizmet ettim diyebilsen bu sitemler senden çıkmazdı!

– En küçük isteklerimi bile yerine getirmedi, sevse yapardı, haksız mıyım?
– Haksızsın! İsteklerinin yerine gelmesini istemen; onu değiştirme çabandır! Türkçesi? Kendin olma, bana karşı maske tak demişsin. O da senin sahte kimlik teklifini reddetmiş! Buna mı üzülüyorsun?
– …. …. …

Aile ve okul iyi insan idealine odaklanmıştır. Amaç iyi insan olmak iken bunca terörist, cani, katil, tacizci nereden ortaya çıkıyor?! Aile ve okul hiçbir çocuğa kendi olma izni vermedi de ondan! Kendin olma, sahte ol! Kimi uydu, kimi isyan etti buna. Sonuç normal değil mi?!

Birini seviyorsun? Ona en yüklü bir yardım yapmak istiyorsun? Onu çok sev! Sadece çok sev!  İkazsız, isteksiz, beklentisiz sev! Bunun sırlı getirisi ne mi? Senin istediğinden daha mükemmel olacak o senin sevginle! İnan şaşıracaksın! Allah için birbirini sevenlere ne mutlu…

İDEALLER VEYA YAŞAMA İHANET ETMEK

İnsanlığın yaşam anlayışındaki en büyük yanlış; idealize edilmiş değerlere erişme yönlendirmesi altında yetiştirilmemizdir… Her şeyin en iyisi olma anlayışıyla donatılır, koşullandırılırız çocukluktan itibaren. İyi İnsan, İyi Vatandaş, İyi Meslek sahibi olmak gibi…

İdealize edilen her şey bizi hayatın realitesinden koparır ve şimdiyi yaşamaktan alıkoyar. Öyle ya, şu an ne yaptığın değildir önemli olan. Şimdinin anlamı yoktur; aydınlık yarınlar, mutlu gelecek için yaşamalıyızdır. Şu an yaşananı inkar ederek gelecek yaşamlar için yaşamak!?..

İdealize edilen muhteşem değerlere erişmeyi kabullenip içselleştirdiğimizde kendimizi bitmek bilmeyen yarışlar, tükenmeyen hırslar, doyulmayan arzular, kölesi olunan büyük tutkuların ortasında buluruz. Rekabet edebilmek, Başarmak, Üstün gelmek ; yaşamımız olmuştur artık…

Endişe, kaygı ve karamsarlıkların temelinde idealize hayat anlayışı vardır. Başarmak ve kazanmak ana hedef olunca başaramayan, kazanamayan elbette kendini perişan hissedecektir. Olgunluk, Ciddiyet idealize edince; kasılır, gerilir, gülmeyi, eğlenmeyi kendine haram eder insan…

Her idealize edilmiş hedef; ertelenmiş yaşam demektir.
Şimdi tembellik etme
şimdi çok gevşeme
şimdi eğlenme
hedefe varınca dinlenir
başarı elde edince tadını çıkarır
ödülü alınca doyasıya eğlenirsin
Şimdi değil sakın, daha sonra!
Her ertelenmiş yaşam; patlamaya hazır bombadır.

Ertelenmiş hayatlar yaşıyoruz, idealize edilmiş değerler adına farkında mısınız? İyi Anne olmak adına kadınlığını askıya alan hanımlar; başarılı baba olmak adına erkekliğini ihmal etmiş adamlar; hayata atılma derdiyle çocukluk- gençlik yaşamamış ergenler. Doymamışlar Ordusu!..

İdeallerin doğal getirisi başarı ve kazanç yarışı; toplumları hiyerarşik düzene, sınıf ayrımlarına, statü hastalıklarına; bireyimizi duruş gösterme ve kendi gerçeğini maskeleme komplekslerine mahkum etmiştir. Olduğu gibi olmak; ya saflık, ya enayilik, ya da cahilliktir artık…

Köyümün ilkokulunu 1. bitirmiştim. 20 kişilik sınıfın 1. si. Yıl sonuna doğru Beden Eğitiminde 1. den 20. ye sıraladı ve bir tur attırdı bahçede öğretmen. Çocuktum, gururlandım belki o gün koşarken. Ama sonra? En arkadaki arkadaşlarımın hali? Sahi, neyin kafasıydı ki o koşu?!

Öğretmenime sözüm yok. O bunu açıktan yaptı. Keşke hayatımın sonraki aşamalarında beni değerler adına koşturanlar onun kadar açık ve mert olaydı! İyi meslek için sınavlar? Kaç kişiyi geçersen o kadar şanslısın. Geçersen değil elersen! Buğday mı bu, insan insanı ha bire elesin!?..

Yenilmiş, kaybetmiş, geride kalmış insanlara bakışınız konusunda kendinizi bir yoklar mısınız? Statüler ne kadar hakim zihnimize?
“Neden isteksizsin?” dedi dostuna.
“Yarışınızda yokum” dedi adam.
“Sen hayata küsmüşsün, kırgınsın herkese” dedi. Bakar mısınız?

İdealize edilmiş değerler adına körüklenen sanal oyundan çıkarsan; isteksiz oluyorsun. Tutkularla ateşlenen, başarı ile gazlanan insan eleme yarışlarına girişmezsen hayata küsmüş ve kırgın. Ve aynı zamanda pasif!.. Ne kadar kolayca vuruluyor etiketler!

Hem şu anın tadını çıkarmak, hem de geleceğe hazırlanmak imkansız mı? Kadınlıkla annelik, erkeklikle babalık, ergenlikle olgunluğa yürüyüş at başı götürülemez mi? O kadar inandırılmışız ki olamayacağına, kaybederiz, düşeriz korkumuz aksini düşünmemize izin vermiyor…

Ya hakikatini arayanlar? Spritüel veya tasavvufi disiplinlerde nefs eğitimi/gelişim adına ruhsal kulvarda (?) koşan yarış atına dönenler? Okumalar, zikirler, tefekkürler, meditasyonlar, dizilimler, mantralar, meditasyonlar? Niye? Hiç, farkındalık olsun. Emin misin?! Acaba?!

Farkındalık olsun mu? Yoksa maneviyat adı altında avamı geride bırakıp havasa karışma hevesi mi? Seçilmişlik? Allah’ın özel kulu olmak? Silinmiş sıradanlardan özenle uzak durmak? Ötekiler özel değil, ötekileri dolgu maddesi yaratmış di mi Allah? Hâşâ!
İlla özel olacaksın di mi?!

Eve temizliğe gelen hanımdaki pırıl pırıl insanlığı görebilir misin?Caddeden çöpü alan adamda yüksek karakter hayal edebilir misin?Aradığın gerçek, işte şu seyyar satıcının tecrübesinde saklı, sohbet et biraz desem minnet eder misin? Statüler zihnimizi hiç etkilemiyor di mi?

Memurdu. Bağ- bahçe işi yapardı tatil ve işten arta kalan zamanlarda. Yoruluyorsun dendiğinde çocuklar diyordu çocuklar. Dördüne de iyi tahsiller, iyi evler, iyi arabalar verdi. Kanserin son günlerinde uğradım.”Kendini ihmal etme, ben ihmal ettim” dedi. Kulaklarıma küpedir…

İdealler, yarınlar, aydınlık ufuklar? Ninemin sabah duası: “Bugün de güneşimiz doğdu, uyanabildik, elimiz ayağımız tutuyor, çok şükür Allah’ım…” Yarınlar bilmezdi ninem. Güneşimiz bugün de doğdu, hiç aklımıza geliyor mu? İdealler; Şimdiye hıyanet, Yaşama ihanettir. Etme!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir