Değiniler- 213

Değiniler- 213

BÖYLE BUYURDU ATSIZ BEĞ

* Yaşayıp yükselmek, ahlaklı ve iradesi sağlam milletlerin hakkıdır.
* En büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.
* Hakkımızı, atalar mirasını istiyoruz. Alacağız da!..
* İstek ve inanç her güçlüğü devirir!
* İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur.
* Fedakarlık insanları da milletleri de asilleştirir, kahramanlaştırır.
* Bize bir gençlik lazım. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın!
* Hem duyguya, hem de düşünceye dayanan Milli Şuur, bir milletin manevi kuvvetlerinden en önemlisidir.
* Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızıl elmanın yolunu kapatamayacaklardır.
* Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir.
* Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da yapar. Daha çok manaya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur.
* Ümit, en sonra terk olunan şeydir. Ümitlerimiz kırık değildir. Uğrunda çalışanlar, ızdırap çekenler, ölenler bulundukça Türkçülük mutlaka zafer olacaktır.
* Kendimize dönelim. Ahlak, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, adet, anane her şeyde milli olalım.
* Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı?
* Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre Türkler‘in dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki Türkler‘in dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz Şamanlık’dan bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din on yüzyıldan beri bizim milli dinimizdir.
* İnsanları insan yapan, büyük bir düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.
* Bir millet, büyümek ve iş yapabilmek için kendisinin büyük bir millet olduğu inancını duymalıdır.
* Herkes barıştan söz ettiği halde herkes savaşıyor. Çünkü herkes kendi yarınını, öbür gününü, daha uzak geleceğini emniyete almak istiyor. Çünkü kimse kimseye güvenmiyor. Çünkü herkes birbirinden korkuyor.
* Yüksel ki yerin bu yer değildir. Dünyaya gelmek hüner değildir.

Doğumunun 116. yılında büyük düşünür, ideal ve fikir insanı, büyük Türk Milliyetçisi “Hüseyin Nihal Atsız”ı; “Atsız Beğ”i rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

TENCERE KAPAK UYUMU MU?

Bize idrak sıçraması yaşatacak olanlar; bize zor ve ağır gelirler. Katlanmak güçtür. Uyumlanabilirsek, değişim ve dönüşümümüz başlar. İşte bu Dikey Sıçrama getirir. Dayanamayıp yolları ayırma hakkımız da var elbet. Uzaklaşıp bize uyanı seçmek de. Bu seçimin gerçek anlamı ne?

Dikey Yükseliş yerine Yatay Düzlemi seçmek; idrak dönüşümü, değişim ve açılımlardan vazgeçmektir. Elbette insan kendine kolaylaşanı seçecek; herkese kendi seçimi güzel, haklı, yerinde görünecek. Yaşamak; keyif ve anlamsa eğer ona istediği anlamı gönlünce yüklemek de bir haktır.

İlişkilerdeki uyuma genel bakışımız “Tencere Yuvarlanır, Kapağını Bulur” halk deyişimizle özetleniyor. İlk bakışta gayet münasip görünen ve uyumun temeli kabul edilen bu yaklaşım reel planda doğru mudur? Uyum; gerçek manada tencere- kapak ilişkisi midir?

Uyumu tencere- kapak diye anladığımızda bize göre bu yatay düzlemde; sıçrama, genişleme ve yükseliş olmaksızın rutin ve alışılan üzere yürüyüştür. Bu yürüyüş istikrar bağlamında takdir edilebilir. Sosyal planda övülebilir. Hakikat planında ne olduğunu da bi düşünsek mi?

Zaman, pek çok şeyi değiştirdiği gibi ilişki içindeki insanları ve anlayışlarını da değiştirmekte. Bazen kapak genişleyip tencereye uymamakta, bazen tencere büzüşmekte kapağı kaldıramamaktadır. Bu durumda yapılması gereken nedir öyleyse?

Kolayı ve ilk planda hatıra geleni kuşkusuz kapağın başka tencere, tencerenin başka kapak arayışı veya tek kalmak üzere yolların ayrılmasıdır. Uyumu yatay düzlemde anlayan zihin için başka çıkar yol gözükmemekte. Bu, bilinçli ya da bilinçsiz Dikey Sıçramadan vazgeçmektir!..

O halde uyumdan ne anladığımızı yeniden gözden geçirelim. İnsanların beraber yaşama amacından ne anlamaları gerektiğini de tahlil edelim. İnsanın insanla teması bir anlamda Esma Genişlemesi, idrak sıçraması, bakış açısı- ufuk zenginliği demekse uyum yeniden tanımlanmalı değil mi?

İnsan; kendini insanda tanır. Zorlandığınız ilişkiden, ters gelen insandan kaçış bu manada kendini tanımaya da bir veda ediş değil mi? Hakikat tek bir bütünse, bütünün bir veçhesi ile uyumlanamamak, parçalı- eksik hakikat anlayışını gönüllü seçmek değil mi?

Uyumlandığınızı içeri, uıyumlanamadığınızı dışarı ettiğinizde dışlanan gerçekte neyin bir parçası? Tencere Kapak benzetmesi ile bize içten içe, alttan alta empoze edilen anlayış; 4/4 lük eşitlenme anlayışıdır. İdeal olan Eşitlik midir ki?

Eşitlik anlayışı her ne kadar insana sevimli gelse de Allah Sisteminin ruhuna aykırıdır. Çünkü onun sisteminde eşitlik değil Adalet kavramı hâkim ve yürürlüktedir. Adalet ise eşitlik demek hiç değildir.

Paydaş, dost, arkadaş, eş olarak size gelen; tesadüfi bir gelişle mi gelmiştir? Piyangodan mı çıkmıştır? Hiçbir şeyin sebepsiz olmadığı şu âlemde Evrensel Uyum ruhuna ulaşmak için önceliğimiz; önümüze çıkanın, yanımıza gelenin, bizimle beraber olanın niçinini keşfetmek değil mi?

Anlaşamadım uzaklaşayım.
Beğenmedim dışlayayım.
Hoşuma gitmedi kaçınayım.
Uzaklık, Dışlama ve Kaçış!?..
Kimden ve neyden?
Gerçeğin bir boyutundan!

Gerçeğin diğer yarısını gerçeklik planında kavramak ve değerlendirmek yerine onu kendi gerçeği üzerinden değerlendirmek mi?

Dar alanda kısa paslaşmalarla kurduğunuz oyun zevkli, keyifli, hoş olabilir. Kazanım- kayıp ne olursa olsun hayatın kendinizce, dikkat edin kendinizce ve kendinize göre tadını çıkarmak ise bunu seçebilirsiniz elbette. Ama oynadığınız oyun dar alan oyunudur, dar kalmaya mahkumdur.

Netice; uzun ve cesur ve de risk alan çıkışlarla alınır oysa! Olsun, huzurlu ve mutluysam yeter demek de bir tercihtir. Bu durumda dar alanında yaşamı seçen, uzun ve riskli düşüncelere adım atmayı kendi nazarından kendi kendine zulmetme ve gönüllü acı çekme olarak görebilir.

Diğeri de ötekini zaten dar alanda görüyor. İşin hakikati yaşanan hayat ve tarihi tecrübeyle açıkça belirliyor aslında. Tarihe baktınız mı hiç? İnsanlığa; çevrelerine, topluma düşünsel, dinsel, bilimsel, teknolojik, askeri, siyasi, edebi alanda sıçrama yaşatanlar kimlerdir?

Onlar hayatların tencere- kapak uyumu içinde mi algılamışlardır? Yoksa ömürleri başta kendileri olmak üzere hemen herkes ve her şeyle mücadele ve derin sorgulama olarak mı geçmiştir? Adandıkları uğruna dar alanın küçük oyunlarından fedakarlık mı etmişlerdir yoksa?

Tencere yuvarlanır, kapağını bulur! Uyumla başlayan bi süre sonra gevşer veya daralırsa terki, yalnızlığı veya başkasını seçmek? Bunun beşeri anlamda kolayına kaçmak; evrensel manada kendi dar alanında kalmak olduğunu görsek? Elbette tercih sizindir. Hayatınız; tercihinizdir.

HAYALİNE İMAN EDEBİLMEK

Affedilmeyi dileyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu, şifa vereyim. Başka isteği olan yok mu ona da istediğini vereyim! (Hadis-i Kudsî)

Affedilmeyi dileyen yok mu affedeyim.
Bir suçu, bir yanlışı, bir hatası, bir günahı olanlardan; affedildiği, o suçtan bütünüyle arındığı hayalini kuran, sonra da mantık ve gerçek diye günlük anlayışı araya sokmadan sadece hayaline odaklanan varsa affedildi, arındı, kurtuldu!..

Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim.
Mevcut kazancı, geliri, maişeti ne olursa olsun; gönlünden geçen maddi manevi ilmi rızkın hayalini zihninde güzelce kurgulayan ama bu esnada ama olmaz ki, bu şartlarda zor ama vehmine düşmeyen varsa, rızkı verilecektir.

Şifa dileyen yok mu şifa vereyim.
Hastasın, dertlisin, sıkıntılısın. Mevcut sağlık koşullarında devasız dediler derdin için. Sen mevcut koşullara da takılma, sadece hayalini kur sıhhatin, sağlığın ve devanın. Kur hayalini ve odaklan ona! İyi odaklanırsan şifa buldun gitti…

Başka isteği olan yok mu ona da istediğini vereyim.
Sadece herkesin aklına gelen rızık, af, şifa değil; her konuda hayalini kurabilir ve olmuş gibi de odaklanabilirsin. Mevcut verilere takılmadan odaklanman; dilemen, istemendir. İsteyene, dileyene verecektir. Teminat vermiştir.

“Dua; İman edilmiş Hayaldir” demiştim vaktiyle.
İster maddi, ister manevi, ister teknik, ister bilimsel, ister siyasi vb alanlarda olsun öne çıkmış kişilerin hayat hikayelerine bir baksan iki şey göreceksin: 1- Çocuklukta kurulan hayal 2- Büyüse de hayalden vazgeçmeyen irade!

“Sanki Allah’ı görüyormuşçasına ibadet et. Sen onu görmüyorsan da kuşkusuz o seni görmekte”
Bu da hadis. Allah’ın Resulü hayal kur diyor fark ettin mi? Hayal kur, görmesen de gözleyen, gözeten yaratan düşün! Düşündüğünde karşılık alacaksın; çünkü O görüyor diyor. Verecek diyor!

“Alemlerin aslı hayaldir”
Alemlerin aslı maddedir dememiş. Ruh da dememiş. Dünya veya ahiret de dememiş. Hayal demiş! Hayal; senin zihninin kurgulama kapasitesince oluşurmuş alemler!.. Bi inanabilsen öyle olduğuna, neler olmazdı!..

Sanki onu görüyormuşçasına hayal kur, o zaten görmekte! Alemlerin aslı “Hayal”; “Sanki”! Sanki? Evet! Sandığın ne ise o! San ki ve say ki! Farz et ki! Sanmak ve farz etmek, öyle saymak, öyle hayal etmek; özel çaba, yorulma ve gayret mi istiyor ki inanamıyor, yönelemiyorsun sen?

İsteyin vereyim. Dua edin icabet edeyim. Hayal edin, hayalinize vehimsiz odaklanın, Ona bırakın! Çalışma, çaba, emek yok hayal et olsun? Hadi canım sen de? İşte içinden bunu geçirdiğin için olmuyor ve olmayacak! Dua; iman edilmiş hayaldir. Hayaline iman edebilene ne mutlu!

KAR DUASI

* Üzerimize Cemaliyle yumuşacık ve şeker tadında karlar indirip, Celaliyle dağları ve yolları kara bürüyen
* Kar taneleriyle rahmeti üzerimize yağdıran Rabbimiz!
* Kalplerimize kar tanesinin paklığını indir!
* Ve karın temizlik ve berraklığını kazandır!
* Mutluluklarımızı kar taneleri adedince çoğalt! Hüzünlerimizi rahmetinin dokunuşuyla kar taneleri gibi erit!
* Günahlarımızı Gufran’ın karında temizle!
* Günahlarla oluşan manevi kirlerimizi karların pak ve temiz sularıyla arındır!
* Dostluklarmızı herbir kar tanesi gibi özel ve güzel eyle!

* Bizleri birbirimize karşı Sen’in rızan yolunda birbirine zarar vermeden dostça yol alan… uçuşan… Allah Allah diyerek yağan, vazifesini hakkıyla ve şaşırmadan yapan kar taneleri gibi eyle! Âmin, Ecmain.

HEY SEN, ARAYAN, DUR BİRAZ DİNLE!

Aramak; elde olmayana, sahip olunmayana veya bir zamanlar elde iken daha sonra kaybedilene dönük bir eylemdir. Her ne şekilde olursa olsun aramak; uzakta, kayıp, algı ve görüş sahası dışındakine yöneliktir. Yakında olanı, elde olanı, zaten sahip olduğunuzu aramaya çıkmazsınız.

Kendinizde olanı, sizinle beraber olanı ve size benzer olanı aramazsınız. Aramanın temelinde aradığınızın sizden ayrı, sizden uzak ve sizden farklı olduğu varsayımı vardır. Farklılık, uzaklık ve orijinallik beşerce düşünenler için daima cazip gelmiştir.

Aramak; “şimdi”den uzaklaşmayı gerektirir.
Arayan; hiçbir zaman “burada” değildir.
Genellikle geleceğe dönük düşünür.
Ulaşması gereken bir hedefi vardır, ona yönelmiştir.
Bir gün varacak, bir gün bulacak, bir gün görecek, bir gün erecektir.
Ne zaman?
Şimdi değil, bir gün…

Arayış; arzular ve onları tatmin isteğinden beslenir. Bir kaçış ve bir reddediştir aslında. İçinde olduğu durumu, ortamı reddeder arayan. Hayat böyle olmamalıdır. Daha başka anlam, daha başka görüş, daha başka ortam vardır ve bulunmalıdır. Aranan için mevcut reddedilir, kaçılır.

Kaçan; huzurlu olabilir mi?
Reddeden; aykırı, zıt tavra bürünen dingin kalabilir mi?
Kaçış ve ret başlı başına mutsuzluk sebebi değil mi?
Her arayan, bir arzu tatmini üzere bir hedefe karşı hırs geliştirmiş değil midir?
Ne diyordu Evrenin Kalbi (sav)? “Hırs sahibi mahrumdur!”

Hırs sahibi mahrumsa, hedef belirleyip ama başarı, ama hakikate erme, ama gerçeği bulma adı altında yarışa çıkmak; “sıradanlar”dan kaçıp “seçilmişler” ayrıcalığına ulaşmak için hırs yapmak? Mutluluğu ermeye, bulmaya ertelemek; huzuru seçilmişliğe bağlamak? Ne kadar akıl kârı?

Sıradanlığı ret, Seçilmişliğe özenti içinde bi koşu! Reddedilen ne sahi? İnsanlık alemini sıradan ve seçilmişler diye bölmek de bi çeşit ayrıştırıcılık; bölücülük, şirk değil mi ki? Her reddin, her ayrışmanın, her şirkin altında egonun o berbat ve iğrenç kokusu yok mu? Kokla!..

Aramak; olandan hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik aynı zamanda. Sana lütfedilenler var ve sen öncelikle onlarla yetinip onları değerlendirmek yerine dahasına, ötesine, iyi kabul ettiğine yöneliyorsun?! Şükredene mi arttırıyordu nimetini yoksa daha yok mu diye aç gözlülük edene mi?!

Her yeni arayış olandan hoşnutsuzluk; hoşnutsuzluk huzursuzluk demekse arayan için tatmin; doymuşluk söz konusu mudur? Tatmin olmayan, her şeyi bir gün diye geleceğe erteleyen gergin, kaybetme veya bulamama ihtimali karşısında endişeli değil midir? Bu, sağlam bir ruh hali midir?

Dünyaya koşma, ahirete koş!
Maddeye tapma, manaya yönel!
Fani ile oyalanma, Ebediye harca enerjini!
Fark ettiniz mi bi şekilde hep arama, hırs, tatminsizlik, şimdiden kopma ve geleceğe koşullandırılıyoruz! Maddeye hırs kötü, manaya hırs ibadet öyle mi?
Hırs; neye göre değişiyor?

Gerçeği, gerçek anlamda çözmek, yaşamak mı istiyorsun? İlk bırakacağın şey aramaktır. Şimdiyi yaşamak, anda kalmak mı niyetin? İlk bırakacağın arayıştır. Çünkü aramak seni senden koparıp sana yabancılaştırmaktadır. İster madde ister mana ister din ister dünya adına olsun öyledir!

Dur! Kıpırdama!
Yürüme, dur öylece!
Dur ve değerlendir olanı!
Değerlendir şimdiyi ve kendini!
Vakfe (Duruş) mu yapılıyordu Arafatta?
Vakfe mi hac arınmışlığı getiriyordu?
Miraçta “Dur, Rabbin salatta” mı denildi?
Dur dostum dur!
Dur öylece!…
Durursan göreceksin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir