Değiniler- 217

Değiniler- 217

UMUT, SAĞLIK, HUZUR VE GÖNÜL

En sağlıklı insanlar hasta olduklarını bilmeyenlerdir. En umutlu insanlar da içlerindeki umutsuzluğu bir şekilde bastırabilenler. Derin tetkik geçirmeyen her insan sağlıklıyım der. Tetkik edildiğinde içinde az veya çok hastalık mevcuttur. Umutsuzluk da inan aynen öyle…

Hepimizin içinde az veya çok korkular, tedirginlikler, endişeler, çekinceler yok mu? Elbette var. İşte bunlar hepimize ait küçük ya da büyük umutsuzluklardır. Bastıran veya görmezden gelenler, karamsar ve ümitsiz olmadığına kendini ikna ederler. Oysa iç gerçek hiç öyle değildir.

Gerçekten umutsuz değilim, neşe ve enerji doluyum diyen gerçekten umutlu ve hayat dolu mudur? Yoksa hayat karşısında birilerine, bir şeylere kırılmıştır, bazı ideallerden zorunlu olarak vazgeçmiştir de kaçışının adını umut ve huzur mu koymuştur? Bunu ancak kendi bilir…

Sorgulama sonucu düşülen açmazlar, fikir sancıları, düşünsel yangınlar da umutsuzluk olarak bilincimize yansır. “Ben bunları yaşamıyorum çok şükür” diyenin hali gerçekten şükredilecek bir hal midir? Sorgulamamaktan doğan umut ve huzur; sağlıklı bir ruh hali midir cidden?

Hiç umutsuzluk yaşamamış veya daha gerçekçi ifade ile hiç varoluş sancısı çekmemiş insan kendisini tutarlı, dengeli ve mutlu tanımlayabilir. Peki bu durum evrensel planda övülesi, özenilesi, teşvik edilesi midir? Yoksa gafletin ta kendisi mi?!

Hastalıktan iyileşmek; bedenselllik perdesi ile düşünen için arzulanan bir haldir, kurtuluştur. Bir de hastalığını nimet bilenler var. Onların derdi iyileşmek değil hastalık sürecini değerlendirmek; hastalık perdesi ardında kendisine verilmek istenenin gerçeğini kavramaktır.

Hastalık örneğinde olduğu gibi yaşanan umutsuzlukta insanın geliştirdiği tavır onun bilinç seviyesine göre değişir. Bir an önce kurtulmak isteyen; sorgulamadan kaçandır. Umutsuzluğu; onun verdiği karamsarlığı okumak isteyen kaçmak yerine dibine kadar umutsuzluğa dalmak ister…

Derman arardım derdime Derdim bana derman imiş diyen Niyazi Mısri; “Allah’ım bana dert ver” diye dua eden Rumi , “Ne şirin dert bu dermandan içeri” diyen Yunus, sorgulama sonucu düşülen umutsuzluk açmazının kıymetini fısıldarlar adeta…

“Allah’ı gönlü kırıkların yanında arayınız. Çünkü büyük hazineleri harabelerin altına gömerler.” sözü esas hayat enerjisinin, gerçek ab-ı hayatın gönlü kırık, umutsuzluğa düşe düşe umut beslemekten arınmış olgun insanlar yanında olduğunun beyanıdır. Değerlendirene!

EVRENSEL GERÇEĞİN DOĞUMU

Evrensel Gerçeği kavramak isteyen; bilişini bilmeyişe, hatırlayışını unutuşa, kendini tanıyışını kendine yabancılaşmaya dönüştürmek zorundadır…

Ebedi Gerçekliğe adapte olmak isteyen; nedenler, sonuçlar, amaçlar ve idealler üzerinden düşünmeye son vermelidir. Neden yaşıyorsun sorusuna her insan nedenler, amaçlar üzerinden cevap verir. Gerçeğe âşık olan ise şöyle diyecektir; Yaşıyorum, yaşamayı deneyimlemek için…

Gayesiz, nedensiz, sebepsiz bir kavrayış çoğu insan için ters ve hatta muhal görünecektir. Ağaç sadece ağaçlığını yaşamak için yeşerirken, ırmak sadece ırmaklığını yaşamak üzere akarken, güneş sadece güneşliği ile hayat verirken insan niçin böyle olmasın? O da mahlûk değil mi?

Evrensel Gerçek üzerine söylenmiş sözleri sevebilirsin. Sen de bu konuda bir şeyler söyleyebilirsin. Bil ki bunların hiçbirinin esas gerçekle ilgisi yoktur. Hepsi taklit, tekrar veya ilham adıyla öne sürülen zanlardır. Peki, gerçek üzerine esas söz nereden, ne zaman, nasıl çıkar?

Konuşmak yerine susmayı, kalabalıklara karışmak yerine yalnızlığı, anlamak ve açıklamak yerine izlemek ve kabullenmeyi, hedeflere kilitlenmek yerine boşluğa kendini bırakmayı tercih edebilirsen; gerçek üzerine esas sözler senden, sana doğru ve sadece sana has olarak doğacaktır.

ÜMİT ETMEKTEN DE GEÇSEK Mİ?

Her umut eden; bireysel benliğinin bilgi, idrak ve hayal gücü kadarıyla umut eder. Bu nedenle tüm umutlar sınırlı kalıplardır aslında. Ve umut adına üretilen her düşünce- plan yaratıcılıktan uzaktır. Yaratılmış benliğe aittirler, tıpkı onun gibi sınırlılık, kısıtlılık içerirler.

İnsan umut etmekle kendi kapasitesinden doğan kuvvelerin kendisine sunduğu seçenekleri kullanır. Evet seçenekler çoktan seçmelidir. Ama seçilecekler ben alanın dar çevresindendir. En iyisini seçmek kişiyi ileri götürürse de bu yatay bir gidiştir. Sıçrama, devrim, atılım içermez.

Söylendiği anda kötümserlik algısı veren umutsuzluk kavramı bu çerçevede değerlendirilirse neyi görürüz? Bütün umutlar bireysel, kesitsel ve öznel ise evrensel, bütünsel ve nesnel gerçekliğe erişmek için bunların düşmesi lazımdır. Yani? Umutsuzluğa düşmek gerekli ve şarttır.

Bütün seçeneklerin iflası, bütün tercihlerin tıkanması, bütün planların geçersiz hale gelmesi lazımdır. İnsana özünden açılacak, bireysellikten uzak evrensel gerçeğe kavuşmak için akledilebilir ve hayal edilebilir bütün çare, açı ve çözümlemelerin düşmesi şarttır.

Ki bunların ötesindeki saf çare, saf çözüm, saf plan ve saf sınır ötesi boyutlar insan gönlünde açığa çıkabilsin. Benlik, ben yaparım, ben bulurum, ben çözerim diyemeyecek hale gelsin ki ben ötesi çözüm, ben ötesi buluş, ben ötesi yaratım örtülerden başını çıkarıp görünebilsin.

Dikkat ettiniz mi, pes etmek üzere olduğunuz anda mucizeler gelir sizi bulur. Tarih, işte şimdi bittik diyen komutanların kazandığı zaferler manzumesidir. Niceleri artık benden bir şey olmaz, iflah olmam diye iç geçirdikleri an yeniden dirilmiş, küllerinden yeniden doğmuşlardır.

İyi güzel diyorsun da bunca zamandır sıkıntılar, dertler bitmiyor; tıkanıklıklarım açılmıyor dediğini duyar gibiyim. Bu bakışla cevap vereyim; henüz umutlarını tüketemediğin ve umutsuzluğa düşme cesareti gösteremediğin için olmasın?! Bıraksan mı? Umudu da taşa çalsan mı bir?

RABBİYLE BÜTÜNLEŞEBİLENLER

İnsanın gerçeği niyetinde dürülüdür. Erdem, iyilik, ahlak ve diğer üstün değerler; bayağılık, kötülük, ahlaksızlık ve diğer tüm aşağılık vasıflar kişinin niyeti ile iç içe, başa baş ve beraberce yürür, gelişir. İnsan eşittir Niyeti, dense yeridir.

Üstün değerleri üstün bir iştiyak ve yönelişle isteyen, üstün insandır. Alçak gönüllülük ve iddiasızlık demek olan tevazu da aynıdır. Yeryüzünde muhteşem, mucizevi oluşumları iki şeye borçluyuz; 1- İnsanın aşk ile varlık göstermesi 2- İnsanın aşk ile kendinden geçip eriyişi.

Eserler geçici, eğilimler ebedidir. Bu yüzden Allah suretlere değil kalplere bakar denmiştir. Evrensel Sistem, ortaya konanlardan çok onları ortaya çıkaran enerjiye, niyete, yönelişe ve iştiyaka bakar ve kişi bu sistemde buna göre değer bulur ve yer edinir.

İnsan; iradesini sanal kabuller, yapay hedeflerden kurtararak sadece kendine, özüne, ilahi kaynağa döndürebilir ona yöneltebilirse kendindeki sonsuz- sınırsız kudreti harekete geçmek üzere hazır bulur. Kalabalıklardan yalnızlıklarına dönebilenler; Rableriyle birleşirler.

BÖYLE BUYURDU PEYAMİ SAFA

1- Sevgi ile nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. Birisinden nefret ediyorsanız ve bir gün onu yenemeyeceğinizi anladığınız zaman onu sevmeye başlarsınız.

2- Yaşlanarak değil Yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman, insanları değil armutları olgunlaştırır.

3- Güzel fakat uygulaması olanaksız sözler, kokusuz güzel çiçeklere benzer.

4- Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

5- Kendi ırkçılıklarını muhafaza edip bizim milliyetçiliğimizi hoş görmeyenler; bizi milli intihara sevk etmek isteyenlerdir. Eğer bunlara bütün enerjimizler Hayır diyorsak sofu milliyetçi olduğumuzdan değil Milli Varlığımızı muhafaza etmek istediğimiz içindir.

6- Türk Gençliğini işte bu yüzden milliyetçi olmaya çağırıyoruz. Bu şuura sahip olmayan gazeteler ve yazarların Atatürkçülüklerine de aldanmamak lazımdır. Bunlar Türkçü olmadıkları için hiçbir zaman samimi Atatürkçü olmamışlardır.

7- Şüpheden doğmayan İman; Piçtir.

8- Batıda hükümet sansürü yerine seviye sansürü vardır. Bu seviyenin olmadığı memleketlerde kanun düşünceyi hudutlandırır. Düşünce hürriyeti isteyenler daha evvel düşünce seviyesinin yükselmesine hizmet etmelidirler.

9- Aptallar bütün hayatları boyunca akıllı kişilerle gezseler bile gerçekleri öğrenemezler Hiç kaşık çorbanın lezzetini alabilir mi?

10- İstediğin her şeyi yap ve yapabileceğin her şeyi iste! Hiçbir kaideye kulak asma! Yaşamanın sırrı budur.

11- Gerçek aşk sevgilinin bütün kusurlarını görür ve sever… Aşk inanmanın şiiridir. Aşk şüphe etmez. Aşk kıskanmaz. Aşk iğrenmez. Aşk çirkin bulmaz. Aşk küçümsemez…

12- Belki de canımızı sıkacak bir şey olmadığı için canımız sıkılıyor.

13- Aşk mücadelesi içinde olma, mücadele aşkı içinde ol.

14- İyiler Kaybetmez, Kaybedilir…

15- Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.

16- Delilik, şüphesiz, aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; Aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok…

17- Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum…

18- Acaba her oturan adam tembel, her koşan adam çalışkan mıdır?

19- Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır.

20- Doğu ile Batı arasındaki mücadele, bir insanın kendi nefsiyle mücadelesine benzer. Bunların sentezi, insanın var olmak için muhtaç olduğu vahdetin ifadesidir. İnsan, bütünlüğünü ve tamlığını ancak bu sentezde bulabilir.

21- Hayat böyledir. Çaresizlik, tehlike anları var ki o an çırpınma ve haykırmaya gelmez. Batar insan, boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazım o anlarda. Bu acizlik değil. Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin çaresi var…

22- Her aşık ve her şair ebediyen şüphe edecektir, çünkü zeka için inanmak ölümdür…

23- Yobazların hepsi birbirine benzer: Düşünmez öfkelenir, konuşmaz; haykırır, delil aramaz; protesto yağdırır.

24- Hakikati seviniz, o da sizi sever. Hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: “Buradayım!” der.

25- İnsan, dünyanın en geç olgunlaşan meyvesidir.

DÜNYA SİSTEMİ ve ALLAH SİSTEMİ

Dünya Sistemi Kuvvete dayalıdır. Allah Sistemi ise Kudrete dayalı. Çokları için “Kuvvet” ile “Kudret” aynı gibi görünse de farkları derindir…

Kuvvet; somut, ölçülebilir, elle tutulur-gözle görülür, hesaplanabilir, etkisi açıkça herkesçe algılanabilir olandır. Kudret; soyut, ölçülemez, ele avuca sığmaz, hesaba gelmez, sezgisel gücü olanlar hariç çoğunluk tarafından değerlendirilemez ama etkisi yürürlükte olandır.

Çoğunluk; kuvvettir. Çoğunluğu algı yönetimiyle sevk ve idare de kuvvettir. Kas kuvveti, beden kuvveti, para kuvveti, sermaye ve siyasi kuvvetler Dünya Sisteminde öndedir. Kuvvetli, her konuda kendini haklı, her şeyi elde etmede öncelikli sayacak, bu düşünceyle hareket edecektir.

Kudretin çokluk, çoğunlukla alakası yoktur. Etki- ağırlığını bunlardan almaz. Kudret; anlam, mana, inanç, duygu ve hayale kısacası kalbi enerjiler- gönül potansiyeline dönük açığa çıkar. Kudret görüntüde zayıf olsa da derinlik itibarı ile kuvvetler üstüdür. Kudretli; seyirdedir.

Kuvvetli; bedensellik ve zekâya dayalı kurnazlığı öne çıkarırken Kudreti açığa çıkaran; düşünsel değerlendirme ve samimiyete dayalı kalbî teslim olmuşlukla öndedir. Kuvvetli, hedeflerine sımsıkı bağlanıp asılırken Kudretli hedeflerden soyunmuş, bırakmışlığın hürriyetine ermiştir.

Kuvvet için tatmin-doyum yoktur. Aldıkça dahasını ister. Evrenin Kalbi (sav) ne güzel buyurur; “İnsanoğluna bir vadi dolusu altın verilse ikincisini ister” İşte bu kuvvet peşinde koşanın halidir. Sonu olmadığı gibi yoksunluktur da bu. “Hırs sahibi mahrumdur” hadisi bunu vurgular.

Kudret; doyum-tatmin arayışından geçmiş, akışına yaşamı benimsemiştir. Kudretli; Kalbinin götürdüğü yere git emrini gönlünde duyarak ona uyandır. Hırsı, hedefleri, idealleri olmadığından yarışa kalkışmaz. Hali sadece bir duruştan ibarettir. İstikrarlı bir duruş, vakar ve huzur.

Yaşam; evrimsel planda kuvvete bağlı. Yaşamak için kuvvetli olmalı, savaşmalı, galip gelmelidir. Ama reel gerçekliğe baktığınızda Kudretin burada da ön şart olduğunu görürsünüz. Nice kuvvetli insanlar, bir eli yağda bir eli balda olanlar neden intiharı seçer? Düğüm bu sorudur…

Her ne kadar yaşamak maddi-bedensel güçlere dayansa da insanı ayakta tutan esas unsur Yaşama Sevincidir. Yaşama Sevinci moral bir değerdir, soyuttur. Duyguya, hissiyata dayalıdır. Yaşama Sevincini yitiren, yaşamın anlamını kaybeden kuvveti elinde tutsa da yıkılır, intihara koşar.

Bileği ve cüzdanı kuvvetli niceleri en ufak sarsıntıda kendilerini helak ederken fakirlik, sefalet, imkânsızlığın dip yaptığı coğrafyalarda nice toplulukları her şeye rağmen huzurlu ve mutludur. Dünya Mutluluk İndeksinde Afrikalıların önce çıkması başka ne ile izah edilebilir?!

Kolunu bacağını oynatamayacak kadar hasta, bitkin, insanlar görürüz. Dilleri dua, gönülleri şükürdedir. Nefeslerine şükrederler. Yüzleri ışıl ışıl kalplerinin pırıltısını yayar. Görene sevinç verir. Bir de her şeyleri olmasına rağmen gergin çehreler biliriz. Bakana ürküntü veren.

Kudret; sevgi, merhamet, samimiyet, diğerkâmlık, vefa, saygı ve nezakettir. Kuvvet; nefret, acımasızlık, bencillik, hıyanet, aşağılama ve kabalıktır.
Kudret; kurallara uyarak yaşamak, doğanın, insanın, hayvan ve diğer mahlûkatın hakkını gözetmektir. Kuvvet; kuralları kendine uydurmak; kendinden ve kendi değerlerinden başka kimseyi ve hiçbir şeyi itibara almamaktır.

Kuvvet sahibi daimi bir endişe, korku, heyecan, tedirginlik ve hırslı bir yarıştadır. Kudret sahibi daimi huzurda, dingin, sakin, mutedil ve sükûnet içindedir. Hayatı bir yarış olarak görmemiş ve hiç öyle düşünmemiştir.

Kibir, gurur, gösteriş, şöhret ve kitlesel itibar Kuvvettir. Tevazu, onur, içtenlik, sıradanlık ve kitlesel itibardan uzaklık Kudret…

Kendince din, kendince ahlak, kendince nizam uydurmak ve kural tanımazlık sanal Kuvvet Sahibi olmaktır. Dinin, ahlakın, nizamın ve hayatın kurallarına uygun yaşamak doğal Kudret sahibinin işidir.

Kuvvetli; istediği ve çabaladığı için kuvvetlidir. Kudretli, ne kuvvet ne güç isteği içindedir, ne de çabalama içinde. Onun Kudreti; kuvvet ve güç düşünmemesindedir…

Ağaç kökleri kuvvetlidir. Yere tutunurlar. Yer? Yerin kuvvet derdi var? Öylece durur. Ancak esas kudret yer çekimi adıyla onundur. Dallar her yana uzanmak için uzarken, kuşlar her tarafı keşif için uçarken gök öylece durmaktadır. Gök, kudretlidir. Karar, hep göklerden gelir.

İnsan, ekmeğini çıkarmak için kuvvetli olmak, çalışmak zorunda. Peki ya henüz emekleyen, nazenin bebekler hiçbir kuvvetleri olmamasına rağmen gıdalarını nasıl elde ederler? Emretmedikleri halde nasıl bakılırlar? Çünkü Kudretlidirler. Sevimlidirler. Kudretleri; sevimlilikleridir.

Kuvvet; Azamet gösterir. Serttir, aşılmaz, yıkılmaz görünür. Kudret; Acziyet gösterir. Yumuşaktır, geçirgendir, yenik görünür. Ve nihai zafer hep Kudrete; acziyet, samimiyet, sevgi ve iyi niyete aittir. Kuvvetin azametli büyüsü yerine Kudretin Acziyetine yönelmek niyazı ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir