Değiniler- 221

Değiniler- 221

SAMİMİYET TÖKEZLER AMA DÜŞMEZ!

Kul yorulup tam da koşuyu kaybedecekken önde koşanların, neredeyse finishi göğüslemek üzere olanların ayaklarının birbirine dolanması; tökezleyerek peş peşe birbirlerinin üzerine yığılmaları; yorulan kuldan başka hiç kimsenin ayakta kalamaması da bir Allah Sistemi gerçeğidir…

Kul boyutundan bakınca yarışı kazanacak olanlar performansı yüksek, hızlı koşan, hırsla hedefine odaklananlardır. Kul böyle düşünür, böyle bilir. Aslında Sünnetullahın gereği de budur. Bize düşen de budur. Ancak Sünnetullahta yok yoktur. Kalıp işlevler dışında işlevler de vardır.

Kul, çalışan kazanır, emek veren karşılık alır, çabalayan murada erer diye inanmış ve şartlanmıştır. Bu şartlanmışlık Sünnetullahta başka mekanizmalar da olduğunu unutturur kula. O mekanizmalar devreye girince de aklı tutulur. Öfke kusar veya feleğe söver veya şans işte der…

Şans filan değildir. Ayak oyunu da değildir. Kumpas da değildir olan. Olan sadece Allah’ın samimi kulun yarışta geri kaldığını görmesi üzerine ötekileri tökezletmesidir. Nefesi yetmez, gücü tükenir, azmi kırılır kulun. Mecalsiz düşer. Ama ötekiler de varamaz. Varacak yine Odur…

Sırf samimi kul öne geçsin diye gayret edenlerin, koşanların, çabalayanların gayretini boşa çıkarır mı Allah? Ne sandın? Yoksa sen Allah’ı kendi koyduğu kurallarla kayıtlanır mı sandın? Gayret der, emek der ama dilediğini dilediği zaman hayret edilesi olaylarla yine O öne geçirir!

Ne diyorduk? Koştun, gayret ettin yetişemedin. Bitti artık imkânı yok bitti dedin. Deme! Hemen tövbe et buna! Nereden biliyorsun önde gördüklerinin anlık bir olayla sapır sapır dökülmeyeceklerini? Nereden biliyorsun kaçtı sandığın trenin istasyonda arıza yapıp seni beklemeyeceğini?!

Samimi Kul? Kimdir? Yine kayıtlarınla düşüneceksin değil mi? Büyük günahı olmayan, hak yememiş, kimseyi kırmamış, sınır çiğnememiş takvalı kul geliyor aklına!.. Samimiyeti de kayda soktun sen! Yanılıyorsun güzelim. Samimiyet başka şey. Ne günah ne sevapla alakası yok samimiyetin!

Anadolu işgal altında. Yunan İzmir’den girmiş, Afyon, Kütahya, Eskişehir’i geçmiş Ankara’ya ramak kalmış. Meclis, Kayseri’ye mi taşınsak diye tartışmaya başlamış. Halk perişan. Silah, cephane hak getire. O da ne? Beklenmeyen bir şey oluyor Yunan Gavurunun ülkesinde…

Yunan Kralının maymunu kralı ısırır. Adam çok kısa sürede ila cehenneme zümeraaa! Kral ölür. İdare sarsılır. Hükümet değişir. Anadolu’da bunalan Yunan ordusunu alır mı panik ve telaş? Maymun mu ısırdı? Allah samimi millete maymun eliyle mi yardım etti?

https://www.ensonhaber.com/tarih-haberleri/istiklal-savasinda-bir-maymun-bize-nasil-yardim-etti-2013-09-01

Mucize neye derler bilir misin? Sıradan kulun, bütün işleyişi zavallı aklıyla, adalet anlayışıyla yorumlayanın aksine Allah’ın, kendi sisteminde farklı algoritmaları devreye sokarak samimi kula yardım etmesi! Mucize dediğin de normal yaratım. Kayıtlı düşünen onu harikulade sayar.

Şaşırma dostum, boğazına kadar günaha battı, raydan çıktı, hiç şansı yok dediklerin umulmadık anda hacıyatmaz misali yeniden ayağa kalkıyorsa şaşırma! Allah, senin benim gibi bakmıyor olaya, O samimiyete bakıyor. Samimi isen hiç korkma! Ulaşacak o yardım sana! Emin ol ulaşacak!

GERÇEK DIŞININ DAYANILMAZ CAZİBESİ

İstediğiniz kadar yürürlükteki mekanizmalara vakıf olun, işleyişin dişlileri arasında gezinmiş olun, gerçeğe dayalı işinizde uzmanlık- bilgelik kazanmış olun, İstediğiniz kadar “Ya Hu buna inanılır mı, düpedüz uydurma bu” deyin; İNSANOĞLU İÇİN GERÇEK DIŞI OLAN, DAİMA SEVİMLİDİR.

GERÇEK DIŞI OLAN DAİMA EL ÜSTÜNDE TUTULASI VE DAİMA DAHA TATLI GELİR İNSAN YIĞINLARINA… Masum, saf ve acıdan kaçan halk yığınları nezdinde; çarpıcı, yıkıcı ve sarsıcı gerçekler; daima reddedilesi, kaçınılası olacaktır… Kim, neden ağzının tadını bozsun, di mi ama?!

Bu yüzden; Mitler Bilimden, Efsaneler Günlük Olaylardan, Mucizeler Sünnetullah Yaşamından, Kerametler Alın Teri Emeklerden daima daha üstün tutulacaktır çoğunluğun bilincinde… Saf; cehaletine kurban olduğunu göremeyecek kadar iyimser yığınlar, bunları daima sevecektir.

Bu nedenle; Akıl yerine gönül adını verdiği duygusallığını yücelteni, görüneni beş duyu kaydı sayarak ötede bir şeyler arayanı, sevgi adına kendi ayağına sıkanı ikna boş çabadır. Leylek Hikâyesini bilir misin? Ailemizin hani şu “Hastaneden aldık” yalanın bir önceki versiyonunu?

Bilenler, sezenler, fark edenler onlara ne demeli ne yapmalılar o vakit? Uzmanlık iddiasından vazgeçip ben “GAZ İŞİNDEYİM” demeleri en güzeli olacaktır… Onların bir çocuk kadar masum ve saf bilinçlerini yıkmak felaket olur. Yıkmamalıdır…. Gaz İşi ve Leylek ne alaka mı?

Leylek sevimliliğine tutulanlar; Gazla yaklaşır, Gaz diye görürler gerçeği… O halde ne yapmalı? Gazlamalı! Mitler, efsaneler, kıssalar, destanlar, şiirler; mertebeler, boyutlar, inişler, çıkışlar, seyirler seçilmişliklerle gazlamalı! İzler misin?

https://www.youtube.com/watch?v=Dggt7PuoG00

ANLAM VAR MI? YOKSA ONU İNSAN MI UYDURDU?

İnsan; görmek istediğini görme, duymak istediğini duyma, yorumlamak istediğini eğilimleri doğrultusunda yorumlayarak anlama eğilimi güçlü bir varlık. Hayatın, varlığın bir anlamı var mı? Yoksa anlam arayışıyla insan mı ona anlam yükledi? İşte cevabı zor, esaslı soru budur.

Aydınlanan, Uyanan, Fark eden insanlar; hayatın, var oluşun zerre kadar anlamı olmadığını, her şeyin bir varmış bir yokmuştan ibaret olduğunu kanıksamış bilinçlerdir. Bir varmış bir yokmuşa da tutunmaya değmez, çünkü masaldır. Masallar realiteyle alakasız anlam yüklemeleridir.

Görmek istediğini gören, Duymak istediğini duyan, Yüklediği anlam ve inançla yaşamaya eğilimli insan; hiçbir özelliği ve sırrı olmayan konulara da derin anlamlar yükleyebilir mi? Ayıp ettin! Biz insanlar bunun alasını yaparız ve halen de yapmaktayız…

Peki insan algoritmik olmayanda algoritma, kaotik olanda düzen, dağınık olanda planlı akış, formüle oturmayanda formül, hiçbir denklemi olmayanda denklem; hesaplı, planlı olmayanda hesaplı ve planlı sistem, düzen ve amaçlar görebilir mi? Bunları varsayabilir mi? Hem de nasıl?!..

Resme bakar mısın? Vay bee Bisküviye neler de sığdırmışlar! Yahudi oyunu diyen Harika matematik diyen Yapan büyük amaçlar taşımış diyen Sanat eseri diyen Sırrın deşifresi, gördük şükür diyen! Peki ben ne mi derim? BİSKÜVİ ÇOCUĞUM BİSKÜVİ Anlamı, sırrı olmayan PÜSKEVİT işte!

TUTARLILIK ARAMAK

Sevdiklerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız ve üst idrak kabul ettiklerimizde güven kavramının temeli olarak görmek istediğimiz söylem- eylem birliği, amaç- duruş sabitliği, yaşantı- inanç bütünlüğü kısacası TUTARLILIK arayışı adlı değer; gerçekten değer midir? Beklemeli miyiz?!

İlk bakışta doğru, hak, değişmez insanlık ölçüsü sayılan Tutarlılık; gerçekte egosal bir perdemiz olamaz mı? Kafası düzen görmek isteyen beşer; tutarlılık adıyla bu düzen tutkusunu Tutarlılık arayışı olarak kutsallaştırıp herkeste görmek istemiş olmasın? Başka yerden baksak mı?!

Delikanlı yazara mail atmış; Efendim kitaplarınızı okumayı bitirdim. Pek çok da not aldım. Epeyce soru çıkardım. Ekte sunuyorum. Konuları zihnimde oturtmama yardımcı olur musunuz? Yazarın cevabı kısa, netmiş; Ben o kitapları yazan adam değilim! Genç ne yapsın? Ne düşünsün?

Bir sürü şey kurmuş genç;
– Sorularımı basit buldu
– Yönelişime değer vermedi
– Mutlaka müzakere ettikleri vardır ama beni beğenmedi.
– Kitapları yazan değilim dedi ama onca eserden sonra sapıtır mı insan?
– Yok yok belki eşref saati değildi. Sonra yine iletişime geçmeliyim.

Gerçek, gencin zihninden geçenlerin hiçbiri değilmiş aslında. O gün o kitapları yazan adam bugün bir başka yerden bakıyormuş hayata ve gerçeğe. O yüzden eski bakışlarını yele vermiş. Yele verdiğinin, çöpe attığının yeniden önüne getirilmesini istememiş sadece, o kadar…

Genç niye durumu oturtamadı? “Tutarsızlık” gibi negatif bir kavramı üst idrak saydığı yazara konduramadığı için, illa bir ucundan tutarlılık aradığı için, neden detaylı bilgi alamadığının esas nedenini bir türlü anlayamamış…. Zanlar, vehimler, derin hikmetler aramış.

Ama bir türlü, doğru diyor olabilir, o gün yazan adam değildir artık. Fikirleri ve inançları değişmiş olabilir gerçekten. Hatta dün yazdıklarına bugün inanmıyor da olabilir. Bu da gayet doğal, diyememiş genç… Tutarlılık arayan zihin, değişimi sindiremez ve hazmedemezmiş çünkü.

Tutarlılık arayan zihin kendi dönüşümüne izin vermediği gibi sevdiklerinin değişim ve dönüşümünü de görmek istemez. Tutarlılık yaldızına bürüdüğü kendi tekdüzeliğini nasıl mı açıklar? Dün ne dediysem bugün de aynı yerdeyim. Biz davadan da yoldan da dönenlerden değiliz…

Değişim gösteren yakınlarını raydan çıkmış, yoldan sapmış, aklı karışmış, beyni yıkanmış, gönlü çalınmış olarak görür Tutarlılık adlı girdaba düşen bilinç. Bilgi aldıkları, yoluna yöneldikleri, yol arkadaşları? Onlar da sapıtmıştır. Şükür ki o hep aynı çizgide sabit ve daimdir.

İnsanın tutarlılık ekseninde kendine vurduğu zinciri, gözüne çektiği perdeyi görebildiniz mi? Fikir icat et, bilgi bul, görüş ara; bulunca da bir ömür ona yapışık kalmayı iman, samimiyet, ahlak meselesi haline getir. Dönmek ve Dönüşmeyi neden bu kadar aşağılar insan? Düşünsek mi?

“Tükürdüğümü yalamam ben” dedi bıçkın delikanlı. “Dün kara dediğime bugün ak demem” Dün “Şerefsiz, damarsız, onursuz dediğimle yarın kol kola yürümem” diye de ekledi tespihini savururken… Çok tutarlıydı. Ne kendinde ne de başkalarında tutarsızlık görmeye zerre tahammülü yoktu.

Tanıdığım hakikat büyüğü, uzun yıllar hakikat yoldaşlığı ettiğim yol arkadaşıma FIRILDAK diyordu. Hiçbir bilgiye, hiçbir inanca, hiçbir söyleme yapışmazdı çünkü. Hep şöyle derdi “Bugün için doğru ve güzel bu. Yarın elbet bu da değişecek!” İşte bunun için Fırıldak diyordu ona!

Fırıldak diyor sana dedim. Elini göğsüne koydu amenna, lütfetmişler, eyvallah, o kadar olabildikse şükrederiz dedi. Fırıldak denen biri tutarlı mıdır? Fırıldak denen biri tutarsız mıdır? Vantilatör olmak kötü mü? Havayı temizleyip ortamı serinletmez mi vantilatör?

Tükürdüğünü yalayana; dün kara dediğine bugün ak, yarın ve öbür gün alaca diyene; değişim- dönüşümü onursuzluk, damarsızlık, sapkınlık görmeyen gönle selam olsun! “Tutarlılık” arayan perdeli zihinlerden “Tutarsızlık” korkusuyla olduğu yere yapışan bilinçlerden olmamanı dilerim.

Evrensel Sistemin o en temel kuralı ne idi? “Değişmeyen tek şey; Değişimin kendisidir” Sen hem bu gerçeği kabul ediyor hem de insanlarda Tutarlılık arıyor; Tutarsızlık gördüklerinden buz gibi soğuyorsun öyle mi? İnsan bu! Âlem bu! Demek böyle işliyor desen kıyamet mi kopar?

BÜTÜNSELLİĞİ HİSSEDEREK DUA VE YAŞAM

İnsanı zihinsel ve bedensel açıdan dengeli ve dingin kılan; varoluşu bütünsellik içinde algılamak ve değerlendirmektir. Bireysel ve Toplumsal planda insanın çektiği tüm sıkıntı, bunalım, dert, hastalık ve sorunlarda varoluşun bütünselliğinden kopuşumuz vardır.

Hastalandığımızda Şifa özler, şifa ister, şifamız için dua ve samimi yönelişler talep ederiz. Hastalık ve Şifa diye bedensel bütünlüğümüzü ikiye böldüğümüzün; hastalığı aşağılayıp dışladığımızın, şifayı öne alarak kendi bütünlüğümüzü ellerimizle parçaladığımızın farkında mıyız?

Hastalığı yaşayan ne? Bedenimiz. Şifayı yaşayacak olan? O da bedenimiz. İkisi de bir ve bütün olan bedenimizin değişik halleri ise birini çirkin görüp diğerini parlatmak, birini aşağılayıp ötekini yüceltmek, birini kurtulunası öbürünü erişilesi görmek niye?!

Amma yaptın! Utanmasan “Şifa istemek Şirktir” diyeceksin! Çok zekisin. Demek istediğim tam da bu. Aynen böyledir. Neden böyledir? İnsan, her nerede varlığı bölmüş ve böldükleri arasında tercihe kalkışmışsa kendi ayağına sıkmıştır. Neyi bölerek anlıyorsan; orada bölünüyorsun!

“Hastalık sıhhatin zekâtıdır.” “Hastalık, bedene tanrı misafiridir. Misafiri incitmemek, iyi ağırlamak gerektir.” “Hastalık, yorulan beden ve ruhumuzun bizden küçük bir mola istemek üzere kendini dinlenmeye almasıdır.” Ne kadar da anlamlı ve derin sözler bunlar değil mi?

Şifa istemek kendi bütünlüğünü bölerek şirke düşmektir. Bütünlüğün bölündüğü, tercihlerle bütünden dilimle çekildiği her durum; parçalanmışlıktır. Ne yani bir şeylerden kurtulma duası etmeyelim mi? Kurtulma? Kaçış? “Rabbim, bana Bütünlüğü hissettir ve yaşat” desen ölür müsün?

BİR BAŞKA AÇIDAN ŞÜKÜR

Varoluşa karşı şükran duymak veya Allah’a şükretmek nedir? Başkalarına nispetle elde olanların sevinci mi? Şükür ki param var, sağlığım yerinde, işim düzgün. Veya yaşamın beklentilerimize göre akmasından mesut olmak? Ne istedimse verdi Allah. Gönlümdeki hayatıma girdi. Bu mudur?

Param var, işim düzgün, sağlıklıyım çok şükür. Şükür mü ettin şimdi? Yoksa Allah’ın başka kullarına nispetle ileride olmanın, elde tutmanın, zarar etmemenin kibrine ve körlüğüne şükür adı mı taktın? Büyükler “Nice dualar isyandır, nice şükürler küfürdür” niye demişler acaba?!

Dikkat ettin mi her iki örnekte de şükür ve şükran sebeplere dayalı. “Sebepler Alemi; sığ bilinçlerin yaslandığı alem” mi diyordu büyükler? Bir sebep arıyorsun, işine gelen sebepler istediğin sonuçları verince şükrediyorsun! Kemik attım, yiyince kuyruk salladı! Benzemiyor mu?

Sen insansın. Şükrün ve şükranın ne elde ettiklerin, ne de beklentilerinin karşılanması üzerinden olmalı. Varlıkla, sistemle, Allah’la olan ilişkini tüccar mantığıyla alış veriş türünden inşa etmemelisin. Çünkü sen insansın.

Varlığa şükranın, Allah’a Şükrün özü; sebeplere bağlamadan, karşılanan beklentilere bakmadan yaşamakta olduklarına şükran duymaktır. Ne ileriye dönük beklenti, ne de geriye dönük hüzün taşımadan şimdi, şu an ne yaşamakta olursa olsun onun olmakta oluşundan huzur duymaktır.

Eve gelince sorar Hz. Muhammed (sav) Neyimiz var Aişe? Sadece sirke Ya Resulallah. Verilen karşılık; Sirke ne güzel katıktır… Olayın özü? Evde yemek yok. Aişe yok demiyor, Resulullah yokluğu sirkeyi överek karşılıyor. Sirkeye yoğun anlam yükleyenler başka yerden de bir baksa mı?

Ne var Aişe? Zeytin dese mesela. Zeytin ne güzeldir demeyecek miydi? Övdüğü sirkenin özellikleri mi, yoksa eksiklik ve yokluğu dahi şükranla karşılamak için sirke bahane mi? Her halükarda şükrün; sebepsiz, beklentisiz şükrün çarpıcı bir örneği bu.

Lao Tzu’nun hikâyesi her halükarda varoluşa şükranın, Allah’a şükrün çarpıcı örneği. Umarım dikkatli değerlendirirsin. Sebeplere bağlı sonuçlara şükretme kibrinden ve karşılanan beklentilere dayalı tüccar şükründen uzak; şükrün hakikatini yaşamak niyazımla…

Yaşlı Adam ve At

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir