Değiniler- 146

Değiniler- 146

HAKKI YİTİRDİK HAKLAR İÇİNDE

Haklı çıkma arzusu,Haksız olma korkusuHakkı bulmaya perdedir.

Haklıyken haksız sayılmayı sindirebilen;Haksızken haklı çıkarılmayı reddedebilen;Sıradanlığı aşmış,Arınmış bilinç sahibidir…

Gayesi Hakkı Bulmak olanınHaksız çıkma korkusu, Haklı olma arzusu kalmamıştır. Çünkü Hakkı Bulma hedefi; benlikler ötesi bi hedeftir ki yola çıkanı menzile varmadan yolculukta arıtır.

Hakkımdır, almalıyım diye yola çıkanlar aldılar veya alamadılar haklarını. Gerilim, stres, kayıplar çabası. Bilinen bu yoldu.Hak bilir işini; nasipse verir nasılsa; değilse kalır nasılsa diyenlerin sükûnu anlaşılmadı ki sırları fark edilsin! Uyuntuluk bu, deyip geçtik onlara.

Kurnazca değiştirerek kitabınızdan alıntılarla kitap yazan var. Romanınızdan fikir araklayıp film çekmişler. Dava açmalısınız, dedi delikanlı usta edebiyatçıya. Usta; Heyecanlanma evladım. Ağacın gölgelediği, beslediği kimseden hak istediği görülmüş mü? Hak bilir işini, dedi.

Hakkı bulmanın zirvesi nedir dedim ziyaret ettiğim zata. “Tohumdan fidan, fidandan ağaç oluna dek emek verip gözün gibi baktığın, seni yok sayarcasına başka ellerce yetiştirilmiş muamelesi görse de üzülmemektir” dedi.Beni aşar bu efendim dedim.Evet “Ben”i aşar bu, dedi.

Analık hakkı, babalık hakkı, vatandaşlık hakkı, arkadaşlık hakkı vb ne haklar peşinde koşuyoruz di mi?Hakkı bulmanın huzuru biraz da bunun için mi uzak bize?Sana uyuntuluk gelse de benim aklım eserine sahip çıkmayanda ve nasipse gelir diyende kaldı.Düşünsek mi biraz?

DİLENCİ İLE MÜSRİF

Olgun İnsan; boyun eğme ve kafa tutmanın ötesine geçmiş insandır. Düşük benlik boyun eğer; itaat eder. Yüksek benlik kafa tutar; isyan eder. Olgun mu? Akar gider ikisinin arasından vadilerden denize yol bulan coşkun ırmaklar misali…

Ezik benliğin itaati, baskın benliğin isyanı dışında oturmamış, olgunlaşmamış, cesaret kazanmamış benlikler için bazen bir üçüncü yol daha vardır; toplumdan ve insanlardan kaçmak. Kutsal inziva, özenle korunma veya saygıdan kimseyi rahatsız etmeme maskesi ardına saklanarak kaçış.

Topluma ve insanlara olan tutumunuzun merkezinde siz mi varsınız, yoksa ötekiler mi? İsyan ediyorsan, ötekilere ediyorsun. İtaat ediyorsan yine ötekilere ediyorsun. Kaçıyorsan ötekinden kaçıyorsun. Yaşam duruşunu kendin, kendine göre belirlesene be mübarek!.. Çok mu zor ki?

Ötekini memnun etme özverisiyle mutlu olma çabası da ötekinden ilgi bekleyerek mutlu hissetme olgusu da sahtedir. Çünkü ikisinin de merkezinde siz yoksunuz. Bu, bağımlı bir yaşamdır ki insânî hakikate kesinlikle uygun değildir. İnsanî hakikate uymayan yaşam insana huzur getirmez.

Bazı egolar “Sevgi Bayii” bazı egolar “Sevgi Dilencisi” olarak kendilerini mutlu etmeye çalışırlar. Oturmuş, olgunlaşmış bilinçlerin dilenmeye de savurmaya da ihtiyacı yoktur. Verilirse alırlar; fazlaysa dağıtırlar. Verme ve Alma kaydına girmeksizin.

Ezik benlik sevgi- ilgi açlığı ile insan avına çıkarken Baskın benlik sevgi- ilgi bayiliği yaparak atar oltasını. Biri sevgi dolu olmak, diğeri merhamet göstermekle kandırır kendini. İkisi de avcıdır aslında. İnsanlara değil kendi hakikatine tuzak kurduğunu göremeyen kör avcılar.

Dingin İnsan; kendisini borçlu veya alacaklı görmeyen insandır. Sevgi alacaklısı gibi yaşayanların çöküntü ve üzüntüsünden uzak olduğu gibi sevgi bayiliği yapanların kibri ve seçkinciliğinden deuzaktır.

Verdiğimiz sevgiler insanları neden mutlu etmiyor? Gördüğümüz ilgiler neden bize yetmiyor? Uzun süre düşündüğüm bu açmazın nedenini fark ettim; Verirken borçlandırıyor, alırken ezikliğe düşüyoruz. Borçlu ve alacaklı bir yaşamın Mutsuzlar Dünyasına dönüşmesi tuhaf mı?

Allah Resulü (sav) “Dilenciliği” de “Müsrifliği” de yasakladı di mi? Zihinler maddeyle öyle kalıplaşmış ki bu yasağı hep yeme- içme ve mal- para sarfiyatı diye düşündük. Buraya kadar anlattıklarımdan sonra “Dilenme” ve “İsraf” nasıl oluyormuş başka açıdan da düşünebilecek misin?

Akıllı ve Basiretli İnsan; hayat kendine sadece iki seçenek sunduğunda, ikisine de iltifat etmeyip 3. ve 4. seçenekleri düşünebilendir. Birileri, birilerini mutlu etme peşinde yitirdi huzuru. Birileri, mutlu edilme beklentisiyle kabarttı egoyu. Ya sen? Tercihin ne sahi dostum?

“O an insan, kaçış nereye diye sorar. Hayır, hayır sığınak yok!” {75-10/11}Dilenme bayağılığı ve İsraf kibrini gördük. Bi an sıkıştı nefesimiz. Kaçış? Hayır yok. Bunu sindirdiğimizde kopar kıyametimiz. Kopar da sonsuz ab-ı hayatı ötelerde aradığımıza bin pişman oluruz…

Ne beklenti ne özenti
Ne itaat ne isyan
Seni bir başka yere
Kendine çağırıyorum
Şebekeden eve su bağlatma
veya depodan şebekeye su basma
değil söylediğim
Pınar, Kaynak, Ab-ı Hayat sensin
anla be Sevdiceğim
“Dilenme” ve “İsrafı”n ötesinde
bir yıl olsun, daha ne isterim.

BİR BALLI ZEHİR

Ego ayrıcalıklı, özel, seçilmiş olmak ister
Sevgi mi kendine özel olmalı
Saygı mı ayrıcalıklı olmalı
Yaşamak mı en iyi yerde, en iyilerle
en iyi imkanlarda…

Ego,
Tek-Bir-Bütünden ayrılma sevdasında
Ama Seçilerek ama Çekilerek
Ne fark eder ki
Bir ballı zehir
Ayrıcalık Şirki

“Başını alıp dağa çekilmişsin, zor değil mi orada yaşam?” dediler. Hayır, dedi. “Kendimleyim” Seçilmek, önemsenmek, taltif edilmek istemiş, göremeyince çekilmişti. Seçilemeyen ego, çekilerek tepki verirdi. Herkes içinde herkes gibi olmak? Hiç olur mu? Değeri düşer Allah muhafaza!

Havuzlu villalar yaptılar yaylaya. Yamaçtan ovaları görecek biçimde. Genç adam iç çekti: “Zenginlik başka şey.” Mırıldanmasını duyan ihtiyar çoban söze girdi; “Aha da masmavi göl. Aha da Gökler. Yemyeşil kırlar. Hepsi bizim. Dar bahçe, bir avuç su neyimize? Var mı bizden bahtiyarı?”

“Tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor Kappptannn!” Böyle seslenirdi Mr. Sparkçocukluğumun Uzay Yolu dizisinde. Tanımlanamayanlar sonsuzda görünür, sınırsıza akardı. İnsan, tanımlarla daralttı hayatı. Tanımladı, ölçtü- biçti ve sonra da içim sıkılıyor dedi. Ego tanımlarla özel alanlar seçip sonra da bunaldım demeyi ne çok severdi.

Genç adam huzuru bir villa, özel bahçe ve havuz diye tanımlamış sonra zenginlik başka şey diye içinde olduğu lütuflara sırt çevirmişti. İhtiyar çobansa huzuru hiç tanımlamadı. Ne ev, ne bahçe, ne havuz. Onun gönlü hep sonsuzda, hep göklerden gelen karardaydı.

Razzak; sonsuz sınırsız rızık verendi sayısız yarattıklarına. İnsan, bordrolara kilitledi rızkı. Döviz kuruna endeksledi nimetten payını. Vedud; sevgi saçandı sevilecek her şeye. İnsan; beni benim istediğim gibi sevsinler dediği için aç kaldı sevgi ziyafetinde. Ziyafet sofrasından aç kalkmak? Deli mi ne?

Salon alabildiğine dolu. Film müthiş, izleyenler dramın da komedinin de tadına varıyor. “Hüznü sahiplenenler” bazı sahnelerde hıçkıra hıçkıra ağlarken “Zevki sahiplenenler” taşkın kahkahalar atıyor. O mu? Biraz tebessüm biraz hayretle devam ediyor mısır öğütmeye. Gayet sakince…

Işıklar yandığında hala etki altında insanlar. Filmi konuşarak gidiyorlar evlerine. O mu? Çıkar çıkmaz döndü kendi gündemine. “Seninki nasıl film izlemek öyle?” dediklerinde şöyle dedi: “Ben filmi, film olduğunu hatırdan çıkarmadan izlerim. Hayatı da öyle!” Ne demek istediyse?

Herkesin suyuna giderdi. Ne derlerse tamam, herkesle herkes olur öyle yaşardı. Dostlarından biri dayanamadı: “Hiç mi isteğin yok? Yaşamak mı seninki?” diye çıkıştı. Eğil dedi. Fısıldadı: “Herkesim hiç olmadı. İnsanlardır kendim dediğim. Kendimce yaşıyorsam kalır mı ki isteğim?”

Allah Resulü (sav) Müslümanlara mı, tüm İnsanlığa mı Ümmetim dedi? Gençler tartışırken “Noktanın Sonsuzluğu”ndan seslendi Lütfi Filiz (ks): “Resulullahın Ümmetim dediği Kendisidir” Okuyunca dona kaldılar. Kar yağıyordu. Seçilmiş, avam ayırt etmeden herkes üstüne. Kal Selamette.

ÇOCUKLARIMIZ VE BİZ

Dünyaya geldikleri andan itibaren çocuklarımıza “Ne olmaları gerektiği” hakkında yönlendirmeler yapıyoruz. Aile, okul, çevre hep beraber elele henüz kısıtlanmamış zihinleri, hayalleri ve akletme kabiliyetlerini kalıplaştırmak, dondurmak için ne lazımsa yapıyoruz. Onlar için mi?!.

Hakkını isteyemeyecek kadar aciz bir masuma sürekli dayatmada bulunmak nedir desem zulümdür, ayıptır, günahtır, haksızlıktır dersin. Peki çocuklarımıza yaptığımız ne? Cevap; kendim için değil onlar için! Sevsinler. Hele sor kendine, gerçekten onlar için mi? Yoksa ego tatmini mi?

Senin, benim anne- babam olman; beni kendi anlayışına göre yetiştirme hakkı verir mi sana? Öğretmenim, devletim, mahallem olman sana beni istediğin gibi biçimlendirme hakkı verir mi? Bir çocuk böyle sorsa hangimiz ne diyebiliriz?

Hep “Ne Olmaları Gerektiği”ni dikte ettik çocuklara. Önlerine başarı, kazanç, iyilik örnekleri koyduk. Koşun, yarışın bu mükemmelliğe; yaşam gayeniz bu olsun diye dayattık. “Ne olmaları gerektiği” yerine “Ne olduklarını” gösterdik mi hiç? İzin verdik mi fıtratlarını yaşamalarına?

Mükemmel örnek, numune yaşam, uç başarı hikayeleri ile daralttık zihinlerini. Mecburen odaklandılar. Güçleri yetmeyince veya canları istemediğinde başarısız, ahlaksız, serseri oldular. Biz istedik kendilerini böyle kötü hissetmelerini. Ruhlarının alt üst olmasını. Şeytani bir mükemmeliyetçiliğe taparak.

Münafıklık iki yüzlülük demek değil mi? Maskelilik desek daha anlamlı ve net olacak. Çocuklarımıza maskeler taktık. Toplum, çevre, eğitim, kültür, milliyet ve maneviyat adına. Yüzünüzü açın, alabildiğine kendiniz olun demedik hiç biliyor musun? Zalim kim? Hani mazlum?

Ailesi, çevresi, toplumu, arkadaş grubuna karşı çeşitli maskeler kullanan, üstelik bunu “İyi İnsan İdeali” adına yaparak yetişen birine “Kendin Ol” çağrısı ulaşır mı? Ulaşsa da o kendi olmayı kolay kolay başarabilir mi? Kat kat giydirdik, tek tek soyunacaklar da Hakkı bulacaklar!

Çocuk; anne babamın dediği olmazsa beni sevmezler. Genç; arkadaşlara uymazsam dışlanırım Olgun; topluma ters davranırsam tepki alırım… Hepsi de korku odaklı tutumlar. Korkarak yapılan, samimi midir? Bu kadar samimiyetsizlik dayatması altında erdemli insan nasıl yetişir?

Sahiplenmek ego ifadesi değil mi?
Tasavvuf da Gelişim de öyle söylüyor
Kaç çocuğun var, dedim soruma
gözlerin ışıldayarak cevap verdin
Senin mi çocuklar, dedim
ciddi ciddi bozuldun!
Sahiplenmek; egoydu, benlikti
Benlik de ebedi perde ve ebedi azaptı hani?
Niye gerildin ki sen?

– Kaç çocuğun var?
– Çocuğum yok, bizim evde benden hizmet ve destek alan üç insan adayı var.
– İstediğin gibiler mi?
– Çok şükür değiller.
– Nasıl ya? Bozulmadın mı buna?
– Hayır. Kendi kendilerine seçtiler yollarını. Beni hiç takmadılar, elhamdülillah.

– Saldım çayıra Mevlam kayıra mı yapalım? Öyle yetişmez ki, kaybolur gider çocuklarımız.
– Öyle yap demedim ki. Nereden çıkardın?
– Kendileri seçti yollarını dedin.
– Evet. Dayatmadan korur, baskılamadan akmak istedikleri kanala yardım ederim. İsterlerse veririm. Hepsi bu.

Cafedeyim. Kitaptan yorulan gözlerimi dinlendirirken etrafı dinliyorum. “Kızını kendin gibi yetiştirmişsin maşallah” diyor bayan, arkadaşına. Kadın keyifleniyor. “Babasını aratmıyor derler” oğlum için de, diye ekliyor. Güzel mi? Kendini Put edinenler; Tapınanlarıyla övünüyor!

– Bir şeyi unutuyorsun ama
– Neyi?
– Analık Babalık kutsal. Dinimiz anne baba hakkını çok önemser.
– Yaa? Hiç bilmiyordum. Evladının başına Tanrı-Tanrıça kesilen ego, Dine yaslanıyor öyle mi? Edepsizlik etme, bozarım fiyakanı! Çocuğumdan hak talep edecek kadar gafil değilim ben!

– Anne-babam beni çok baskıladı. Çocuğuma öyle yapmayacağım.
– Yanlış!
– Nesi yanlış? Dediğini yapıyorum işte.
– Hayır. Sen anne- babana duyduğun kahır ve öfkeden hareketle tepkisel bir yetiştirmeye yöneliyorsun. Tepkisellik, doğru uygulama değil. Doğru olmayan uygulama doğru sonuç getirmez
– ….
– Anne babanı şükranla an. Çocuğuna da hizmet et!

– Çocuğumu çağdaş ölçülerde ve modern imkanlarla yetiştiriyorum.
– İmkan vermeyi her şey sandık. Ölçü sadece bunlar değil.
– Ya ne?
– “Çocuklarınızı sizin yaşadığınız çağa göre değil onların yaşayacağı çağa göre yetiştiriniz” diye ölçü verdi Hz. Ali. Ölçümüz bu olsun.

KADINLAR, ERKEKLER VE DERİN BİLİNÇALTIMIZ

Eril ve Dişil enerjiler her insanda mevcuttur. Yaratılış itibariyle erkeklerde Eril, kadınlarda Dişil enerji yoğunlaşmıştır. Bu yüzden her iki cins, Tek-Bir-Bütün olanı hem ruhen hem de bedenen hissetmek-yaşamak için diğerine ihtiyaç duyar. İnsan; insanla tamamlanmak isteyendir…

Eril Enerji; aktif tetikleyici, sorgulayıcı, arayıcı ve avcı özelliklerle kendini gösterirken Dişil Enerji; üretici, besleyici, yaratıcı ve kabullenicidir. Akıl, açık güç ve somut değiştirme iradesi Eril; Duygu, rıza ve gizli dönüştürme kudreti Dişil enerjilerin kendini seyridir.

Erkek bilinçaltı, gücü kendinde hissetmesine rağmen bir Dişiye ihtiyaç duymanın isyan, itiraz ve saklı nefreti içindedir. Somut Güçle hayat sahnesine katılan erkek, bilinçaltındaki muhtaçlık kompleksinden doğan öfkeyi Dişiyi hegemonyası altında tutmakla tatmin etmek ister.

Kadın bilinçaltı; Yaratıcı Kudretinin farkındadır. Erkeğe saygı duysa da kendisine muhtaçlığının da bilincindedir. Onore edilme, sevilme, üstün tutulma isteğini karşılamak için; duygular giyinen bilinçaltının, istediğini alma adına kendisine neler yaptırdığını bazen görmek bile istemez.

Kadın; onore edilmek, sevilmek, güce yaslanmak, itibardan pay almak ister. Erkek; gücünün tescili ve takdirini görmek, özellikle de dişil enerjiye hakimiyet kurmak ister. Tarihi süreçte kadın ve erkeğin fıtrî ve masum olan istekleri sapma göstermiş, beklenmeyen hallere evrilmiştir.

Eril enerjisinin dişi tarafından gücünün tescilini görmek isteyen Erkeklerin bu isteği “Kadını boyunduruk altına alma” hırsına dönüşerek fıtratından sapmıştır. Güç, etki ettiği alanda etkisini görmek isterken bunu kadını zaafa uğratmada, onu baskılamada aramaya başlamıştır.

Kadının onore olma, sevilme, itibar görme isteği de tarihsel süreçte boyun eğen ve bağımlılığı kutsayan “Silik Dişi”yi ortaya çıkardığı gibi beklediğini almak için manipülasyon, ajitasyon ve duygu sömürüsü yapmaktan çekinmeyen “Sinsi Dişi”ye evrilerek bozulmuş; fıtrî çizgiden sapmıştır.

Erkekte zorbalık, dayatma ve baskıya; Kadında samimiyetsiz sevgi gösterisine (işve-cilve) evrilen fıtrî program; her iki cinsi de uzun vadede huzursuz etmiş, kendiyle de eşiyle de barışamayan kavgalı- sorunlu insan tipleri doğurmuştur. Bir yudum mutluluğa hasret tipleri…

Cinslerin kendini yaşamadaki fıtrî sapma; ilişkilere yansımış, hayatın tadını kaçırmıştır. Boyun eğen, bağlanan kadın; zalim de olsa güçlü erkeği; maniple eden, duygu sömüren kadın silik de olsa duygusal tatmin bulacağı erkeği arar olmuştur. Ya Erkekler? Onlar neyi aramaya çıktı?

Kadından beklenen sevgiyle nesil inşası (annelik) ve hayata katılım (üretkenlik) iken erkek; güç tatmin etmeyi öncelemiş; akıllı, uyanık, ne istediğini bilen kadından kaçınıp “Beyinsiz de olsa beni yücelten olsun” hissiyle zayıf dişil enerjiye tav olmuştur. Vay bize vaylar bize!

Muhtaçlık kompleksi ve acziyetini sindiremeyen erkek, kadına taşıdığı derin nefreti Gücün İntikamına; Sevgi beklentisini karşılayamayan kadın, bulamadığını Duygu Sömürüsüyle almaya savrulur bilinçsizce. Tetikte bekleyen İntikam ve Sömürüye hazır Duygular… Sonuç? İşte hayatımız!

Güç gösterisine doymayan erkeğin sebep olduğu “Köle Ruhlu” ve “Hizmetçi Zihinli Kadınlar”… Duygu sömürüsünün işveli ağlarını ören kadınların ürettiği “Zorba Ruhlu” ve “Hükümranlık Manyağı Erkekler”… Ellerimizle üretiriz biz, bize zulmedeceği de bizi ezik hissettireceği de! Hala suçlu mu arıyorsunuz?

Kadın, sevgi ve önemsenme beklentisinin erkek üzerinde “Boğucu”; Erkek, güç ve irade dayatmasının kadın üzerinde “Yorucu” etkisini fark edemeyecek kadar cinsiyet temelli güdülere teslim olmuşlarsa ne birey, ne aile huzur bulamayacaktır. Güdülerin emrinde yaşayana insan denir mi?!

Erkeklerin derin bilinçaltında “Anneye duyulan gizli nefret” saklıdır. Anne; korumuş, kollamış, biçim vermiştir erkeğe. Farkında olmasalar da kendilerini bir dişinin hayata kazandırmasına kompleks bir öfke duyar erkekler. Güçlü ya, aciz değil ya, niye onu bir dişi yetiştirmiş olsun!

Kadınların derin bilinçaltında “Gizli idoldür Baba”lar. İstediğini elde eden hakim unsurlar. Kızlar, hükmetme güdüsü boyunduruğuna girme veya hükmedeni avucunun içine almada babayı kopyalarlar. Kopyaladıklarını nereye yapıştıracaklar? Elbette kocaya! Hangi kadın farkında? Kocam, anlayışsız diyen bir kere daha düşünsün.

Kadının “Tanrıça”, Erkeğin “Tanrı” rolünü içselleştirdigi ilişkiler… Sakat bir startla başlayan hayatlar… Böylesi başlangıçların neticesi? Acılı ayrılıklar, ötekine öfke kusmalar ve bitmeyen ağır suçlamalar… Güdülerden verilmeyen tavizin bedeli olarak mutsuz yaşamlar…

Huzurlu bir dünya huzurlu insanlarla oluşur. Huzurlu bir dünya için Erkekler bilinçaltında dişile güç gösterme heveslerini ve nefretlerini; Kadınlar besleyici, yaratıcı kudretlerini maniple- sömürü aracı olarak kullanıp kullanmadıklarıyla yüzleşmelidir. Yoksa tüketir dururuz birbirimizi.

“Zorba Eril”, “Sömürücü Dişil” enerjilerinle kendi içinde de yüzleş dostum. Zorba Eril enerji, akıl ve kuralları; Sömürücü Dişil enerji; duygu ve merhameti kullanır. İkisini de dengeli yaşayan iç aleminde huzur bulur. İçi düzelenin dışı ve ilişkileri kendiliğinden düzelir. Emin ol.

Gelin- kaynana savaşı nedir dedim meczup dedeme. Şöyle dedi: “İki dişinin bir erkeği paylaşamamasıdır! Anne ile Eşin sahiplenme hırslarının önce bir erkeği sonra da bir aileyi yiyip bitirmesidir oğul” dedi. Bazı büyük sorunların teşhisi basittir. Sindirebilirsen tabii.

Ya Ali! Fatıma’nın kölesi ol. Ya Fatıma! Alinin cariyesi ol. {Hz. Muhammed sav} Erkeğin kadına köle olması Tanrılık iddiasını eşinde eritmesi; Kadının erkeğine cariye olması Tanrıçalık hevesini eşine feda etmesidir! Yapabilenlere Aşk olsun. Niyete alanların Aşkı daim olsun.

Aile hayatında huzur için hem erkeğin hem kadının bilinçaltında saklı olanları onlara göstermeye çalıştım. Sonuç? Bayanlar; “Haklısın, erkekler takıntılı.” Baylar; “Haklısın, kadınlar sömürücü” dediler. Bir Allah Kulu da “Kendimizi düzeltelim, hatalıyız” demedi iyi mi?! Ne egoymuş ama!!..

Huzurunu neye borçlusun dediler emektar adama;
– Eşime, çocuklarıma Kulluğum gereğince nasıl hizmet edeceğime odaklandım sadece, dedi.
Soran dayanamadı:
– Onların sana tavrını sorgulamadın mı?
Hayır dedi adam ve ekledi:
– Sadece kendi ödevlerime baktım. Diğeri onların sorunu benim değil…

Benlikten arınmak; paha biçilmez huzuru bulmak ister misin? Eşin fırsattır. Onda Hakkı gör, işi bitir! Eşi varken mürşid, rehber arayana şaşarım. Aile Hayatının, Cenneti dünyada yaşama fırsatı olduğunu fark edene ne mutlu! Eşinden şikayeti bitmeyene uyanış dilerim, vesSelam.

HUZURLU BİR AİLE İÇİN 

gök

Düşünce konularına ağırlık vererek evini ihmal eden Sokrat’ın bu sözündeki mantığa katılmıyorum! Hiç bir meşguliyet aile hayatını ihmal gerekçesi olamaz! İlim de olsa. Sokrat gibi bir dehanın çılgınlık- tutarsızlığına (ki düşünürler biraz öyledir) katlanan kadın, büyük kadındır.

evlilik

İstanbul Merkez Efendi kabristanında bir kabir taşında bu yazıyor: “Karı dırıltısından ölen Halil Ağa” Kadının isteklerini erkeği yoracak biçimde tekrarlamasına veya erkek başka bir gündemle meşgulken aile ve evi hatırlatmasına erkek lisanında “Dırdır etmek” adı verilir…

mezar

Evlilik hakkında fikir soran hanıma: “TÜRK ERKEĞİ ÇOK BİLEN KADINI HİÇ SEVMEZ! Bilsen de bilmez ol. Bırak, bilen hep eşin olsun” dedim. Ne yani hep sessiz köle mi olayım, diye karşılık verince: Tamam bildiğinden şaşma deyip geçtim. İlm-i Siyaset bilmeyene ne verilebilir ki?!..

Evlilik hakkında fikir soran erkeğe: “TÜRK ERKEKLERİ ANNELERİNİN HİZMETİNİ HANIMINDAN BEKLER. KARIN ANNEN DEĞİL! Çoraplarını rast gele yere bırakma!” dedim. Çorap gibi önemsiz bir konuyu gündem etmeme şaşırmış bakıyordu, gördüm. Önemsiz mi evlenince anlayacak garibim…

Hangi kadın cennetlik dediler görmüş geçirmiş İhsan Ustaya: “Çıkalım dendiğinde eşiyle aynı anda evden çıkabilen kadındır” dedi. Ve ekledi: “Öyle bir kadını henüz Allah yaratmadı” Kahvehanede kahkaha gırla gitti… Kadınlar gecikmez, erkekler çok acelecidir di mi…

Batı’da Bireyler birbiri ile evlenir. Ortadoğu’da Aileler evlenir. Daha Doğuda Sülaleler, Kabileler evlenir. Evlilik iki bireyin hayatı ise sorun azalır. Aileler, Sülaleler evleniyorsa Allah her ikisine de yardım etsin. Maalesef ülkemizin sorunu “Bireylerin Evlenememesi”dir.

Adam işe gitmek üzere hazırlanırken eşine “Çok güzel olduğunu biliyor musun?” diyerek iltifat etti. Kadın şöyle dedi “Ben bunu biliyorum da sen yine de arada bir söyle” Adam, cevaptan sarsıldı biraz. Ne çok ihmal etmişti söylemeyi. Ve eşi ne güzel ifade etmişti bunun gereğini.

Hafta sonu dağınık kirlileri yıkamak üzere ayrıştırıyordu. Bazen çamaşır kokladığını gören eşi ” Ne yapıyorsun? Kir çamaşır koklanır mı?” dedi. Kadın: “Çocuklar da sen de karıştırdığınız için. Anneler genelde yapar bunu” dedi. Adam “Biz zulmediyormuşuz, tövbeee” dedi içinden.

Evlendiği halde anne- babası, kardeşleri ve akrabalarının (olmayan) hakları için saygı, sevgi bağı adına eşine ayar çekmeye çalışan kadın da erkek de kendi ayağına sıkmıştır!.. Çiftler; sadece birbirlerine karşı hak sahibi ve sorumludurlar. Ailelere, sülalelere, akrabalara değil…

Kadın, annesi başta olmak üzere bazı örnekler ve kendi kültüründeki kadın anlayışı üzere eş oluyor. Erkek de babası gibi örnekler ve toplumun erkeklik anlayışı üzere koca oluyor. Din, milliyet, kültür, görgü bunda çok etkin. Aile huzuru için bu durum doğru mu? Yeterli mi acaba?

Huzursuzdular. Sohbetimizde ikisinin de neye göre kadınlık ve kocalık yaptığını çözümlemem zor olmadı. Hanıma: “Kafandaki kadınlığı kapı dışında bırak, Kocanın karısı ol.” Erkeğe “Kafandaki kocalığı çöpe at, karının kocası ol” dedim. Basitti. Egoları müsaade ederse anlayacak ve uygulayacaklardı.

Kadın ve erkek arasındaki durumlara değiniyorum. Bilinen şeylerden öte bilinçaltına dokunuyorum. Paylaştıklarım 3-5 kitabın özetidir, bilesin. Beni çarpan bi Hadisle bitireyim “Boşanmak; Allah’ın sevmediği bir Helaldir” Hem helal hem Allah sevmiyor. Çok düşün bunu çok…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir