Değiniler- 147

Değiniler- 147

EKSİKLİK HİSSİ

İnsan zihninin tahammülde en çok zorlandığı konu; “Eksiklik Hissi”dir. Eksiklik ihtiyacı; ihtiyaç boşluk duygusunu tetikler. Boşluğa düşen zihin, orada kalmayı ölüm saydığı için hiç düşünmeksizin ne ile, nasıl, ne şekilde ve kiminle olursa olsun oradan derhal kurtulmak ister.

Eksiklik Hissine dayanamayan zihin rast gele arayışa çıkar. Ne bulursa yapışacak, ne görürse tutunacak, kim olursa bağlanacak; peşine düşecektir. Akıl var mı bu arayışta, davranışta? Kesinlikle hayır. Basiret örtülmüş, insanı bütünüyle eksikliği telafi arzusu sarıp sarmalamıştır.

İlk aşamada bağlanma, ileri safhada da bağımlılık denen farkındalıksız tutumlar Eksiklik Hissini acilen tamamlamak, boşluk doldurmak isteyen zihnin insanoğlunu ele geçirdiği durumlardır. Artık o noktada akıl ve mantık seyahate çıkar. Kişi, selde sürüklenen bir çöpe dönüşür hızla.

İnsan gütmek, kitle yönlendirmek, birilerinin enerjisini çekerek kendi enerjisini yükseltmek isteyen kişi ve yapılar; zihnin dayanamadığı eksiklik hislerine atış yaparlar. Tüketim ekonomisi, Siyaset, Sosyal oluşumlar gücünü bundan alarak insanları tutkun-vurgun haline getirirler.

Bağımlılık denince hatıra otomatik olarak “Kötü Alışkanlıklar” gelmekte. Oysa iyi kabul edilenlere oluşan bağımlılık da en az kötü denilenler kadar insan ruhuna ve bedenine zararlıdır, hakikatten perdeleyicidir. Sevginin iyiliği “Sevgi Bağımlısı” olmanın iyiliği anlamına gelmez.

“Sevgi Bağımlısı” bir zihnin akıl, mantık ve yürürlükteki sistem kuralları karşısındaki sarhoşluğu, aymazlığı ile sabaha kadar demlenip sızanın veya eroin partisinde kafayı bulmuş olanın kilitliliği arasında emin olun ki çok büyük bir fark yoktur. Hatta daha beterdir. Neden mi?

Herkes tarafından “Kötü” kabul edilenler hakkında bağımlı oluşunu kabul etmek kolaydır. Ama herkes tarafından “İyi” kabul edilen hususunda? “Sevgi” deyince, “Aşk” deyince gözler parlıyor. İyiden öte kutsanıyor bunlar. Kabul eder mi bunlarla perdelendiğini, uyuştuğunu, sızdığını?!

– İyi kabul edilen değerler dahi Bağımlılık haline gelebiliyorsa ben nasıl anlayacağım nelere bağımlı olduğumu?
– Her ne ki “Onsuz Yapamam”, “Yaşayamam”, “Nefes bile alamam” dedirtiyorsa sana, işte o konu senin Bağımlılığın veya bağımlılık tuzağına tam gaz ilerlediğin noktadır.

– Sevdiklerimiz, değer verdiklerimiz var. Bağımlı mıyız? Sevdiklerimize hissettiklerimiz de bi çeşit bağımlılıksa silip atalım mı yani?
– Hepimizin var onlar. Ama yine de hatırında tut ki İnsan Yalnızdır. Hiç kimse, hiçbir değer, hiçbir konu yaşam gayesi olarak kutsanmamalıdır…

– Sevdiğim, değer verdiğim konu veya kişileri yaşam gayesi haline getirmemin ne zararı var?
– Elinden alındığında yıkılırsın. Nankörlük gördüğünde sarsılırsın. İnsanın yaşam gayesi sadece Allah’a Kendi Kulluğudur. Başkaları filan değil. Bir sakıncası daha var bu durumun.
– Nedir?
– Neyi, kimi yaşam gayesi olarak yüceltmişsek, onun karşısından kendimizi alçaltmışızdır.
– Tam anlayamadım, açsan.
– İnsan eşref-i mahlukattır. Sevgi adına, akrabalık adına, dostluk adına veya kutlu değerler adına neyi gözünde büyütüp yüceltirsen o senin sınavın olur. Er geç…

– Sınav konusuna geldiğimiz iyi oldu. Sevgi, ilgi vb adına neyi abartmışsam oradan mı gol yiyorum?
– Evet. Yalnız dediğim Sınav sadece negatif bela değil
– Ya ne?
– İnsanın kendi hakikati her şeyin üstündedir. Sen bir şeyler adına buna sırt dönersen hakikatin seni kendine çağırır.

– O zaman sınav dediklerim; hakikatime sırt döndüğüm yerlerde, hakikatimin beni bana çağırması, uyandırması mı?
– Helal olsun
– Bir nevi, derin özümün bana bağımlılıklarımı gösterip beni kurtarmaya çalışması?
– Harikasın
– O zaman sınav iyi bir şey.
– Ben demedim. Hiç demem.

– Bir şeye takıldım. “Kötü bilinene bağımlılığı fark etme- kurtulma zor değil. İyi bilinene bağımlılığı fark etme- kurtulma zor” dedin. Dini yönden daha iyi anlıyorum. Kur’anda buna işaret?
– Olmaz mı? “Sağdan Gelen Şeytan” tam da bu işte!
– Aaaaa

Bir dostum sevdiği zata şöyle der: “Şehirde sıkıldım. Hafta sonu köye Kaçıcam” O günül ehli: “Kaçmak üzere gidiyorsan gitme. Kaçmak üzere giden, kaçtığını yanında götürür. Bunun farkına varmadıkça da niye belam bitmiyor diye isyan eder.” der… Bunu bi düşün bakalım. Ne demek bu?

– Babam huysuzdu. Annemi çok ezdi. Kavgası, bağrış çığrışı bitmezdi. Hatta döverdi. Hep iyi bir kocam olsun, babam gibi olmasın diye dua ettim.
– Sonuç?
– Evliyim. Kocam, babamdan pek farklı değil. Niye böyle oldu anlamadım.
– Duaların kabul olmuş!
– Neee?
– Düşün biraz. Düşün…

– Benlik; Sonsuz-Sınırsızı kendince daraltarak anlamaya, yaşamaya çalışır. Öz; sonsuz sınırsızı ister. Benliğin “Benim için şu şöyle olsun” diyerek istediklerinde Öz, o kayda girmez, ona katılmaz. Kısacası; Bilincin taleplerinin tam zıddı yönde çalışır Bilinçaltı.
– Az daha açsan.

– Gönül Ehli ne dedi “Kaçmak için gidiyorsan kaçtığın peşinden gelir”
– Nasıl bi mekanizma?
– Bir şeyden kaçmak; onu Hak görmemek?
– Evet
– Bireysel Bilincin Hak görmediği Evrensel Bilinç için ne?
– Hakkın ta kendisi
– Hak görmeyişi; reddi Kalp; Evrensel Bilinç destekler mi?

– Huysuzluk, aksilik, gaddarlık da var sistemde. Hak kapsamında?
– Evet
– Babanın halini ret-kaçışın; sistemin bi yanını ret-kaçış değil mi?
– Evet, galiba????
– Kaçan kovalanır mı?
– Evet
– Duan kabul olmuş. Babana öfkeni kopyalamış, kocaya yapıştırmışın!
– Haaayırr!
– Kes sesini!

Biz dua ederken eksikliklerimizi düşünerek “Eksiklik zannı” ile istiyoruz. Oysa tastamam yarattı Yaratan. Eksiklik tamamlama derdiyle yeniliyoruz egolarımıza. Eksiklik Zannıyla nankörleşiyoruz Yaratana! Sonra? Kaçış, sarsıntı, yıkım, acı ve bitmeyen “Yanış ve Azap Döngüsü” !..

Ninem sabah uyanınca şöyle derdi: “Çok şükür bugün de uyandık. Bin şükür bugün de doğdu güneşimiz. Çok şükür hala nefes alıyoruz.” Sen ve ben? Eksiklik Zannımızla böylesi bir Şükür Farkındalığını unutalı, yitireli ne kadar olduk? Sabah bunlar, hangimizin aklına geliyor?!

Ya Rabbel Alemiyn! Duasıyla sana nankörleşen gafillerden eyleme bizi! Niyazıyla, verdiğinde kusur gören, Takdirine kafa tutanlardan eyleme! Niçin yarattıysan Onu açığa çıkarmayı kolaylaştır bize! Belayı nasıl davet ettiğimizi Nimeti nasıl reddettiğimizi fark ettir bize! ÂMÎN

SEVGİ ARENASI

Hayat; arayanların aradığına Köle; bulanların bulduğuna Efendi kesilmek üzere beklediği bir “Sevgi Arenası”. Açlık çektiği sevgiyi bulmak üzere ortalıkta dolanan; bulduğu an “Sevgi Kölesi” olmaya aday, hiç düşünmeksizin. Doyacaksa, kanacaksa sevgiye, niye düşünsün ki ilerisini?!

“Sevgi Açları” üzerinden narsistik tutkularını besleyen ve perçinleyen “Sevgi Simsarı” ise tetikte beklemekte, hiç acımaksızın. Beslenecekse arzuları, perçinlenecekse tutkuları, üstelik sevgiye acıkan her şeyi vermeye zaten hazırsa neden düşünsün bunun hakça olup olmadığını?!..

Ceylan, bir tutam ot için serserice uzaklaşmışsa korunaktan, avcıya sitem neye yarar? Avcı, her şeyi göze almışsa bir yudum et için; acıma, şefkat, merhamet telkin edilse neye yarar? Acıkan sırf doymanın; avlayan sırf vurmanın peşinde yele vermişse aklı, suçlu kim ve kim masum?!

Açlığını çektiğimiz konular ne ise ileride sınavımız olacak durumlar onlar üzerinden gelişir. O nedenle insan kendine şu soruları sormalı kendini sorgulamalıdır;
– Nelerin açlığını çekiyorum?
– Neyin boşluğu beni aç hissettiriyor?
– Açlığımı doyurmak biricik gayem mi olmalı?

Her açlık, bir sömürü vesilesidir. Açlığınızı belli ettiğiniz yerde, ruhunuz ikram edici gönüller bekler. Ne var ki sömürücü sefiller, ikram edici gönüllerden daima fazladır. İnsanlığın en fazla açlık çektiği konu sevgiyse, sevgi sömürüsüne şaşırmalı, kızmalı, öfke kusmalı mıyız?

“Aradığımı bi bulsam her şeyimi vermeye hazırım” diyecek kadar acıkmıştı sevgiye. Bulduğunu zannettiğine verdi her şeyini. Sömürüldükçe sömürüldü, hiçbir şeyi kalmayana dek. Uyandığında perişandı. Baştaki sözünü hatırlattım. “Bi de sen vurma” dedi. Gerçek, nasıl hazmedilsindi?!

Zayıf Bilinçler, bir şeye adanırlarsa isteklerinin verileceğine hatta güçleneceklerine inanırlar. Sevgi, zayıf bilinçlerin en kutlu adaklarıdır. Adanmayı, adaklığı kabul edenler; bunun ucunun kurban olmaya çıkacağını unuturlar ne hikmetse? Adanan masum da Kurbanı kesen mi suçlu?!

Duygu ağırlıklı yaşayanların kahir ekseriyetinin “Sevgi Kölesi”; Akıl odaklı yaşayanların büyük çoğunluğunun “Sevgi Simsarı” kesildiği bi ortamda “Sevgi Avcıları” acımasızca vurdu “Sevgi Açları”nı. Sömürmeden Sevmek; Adanmadan Sevilmek de mümkün dedimse de kimselere dinletemedim.

Nasıl bi Oruç önerirsin dedim tekkenin emektar bekçisine. “İçinde neyin açlığını çekiyorsan ona oruç tut. Açlık fecidir. Her şeyi yaptırır. Yoldan saptırır.” dedi. Aldı mı beni bir düşünce! Boşluğunu, açlığını çektiklerime koşmanın ödettiği bedeller geldi gözüme. Açlık ve Oruç?

Sabırsızdım. Tekke Bekçisine “Sevgi açlığıma oruç tutayım. Sonra?” diye üsteledim. Haddi aştıysam da ses etmedi. “Hangi orucun sonu İftar ziyafeti olmamış ki? Hangi oruç ayı Bayramla bitmemiş ki?” dedi. Açlıklarımıza oruç tutsak sömürüden korunur, lütuflara mazhar olur muyduk?

Dua; kulluğun gereğini yapmaktı. Bunu yapanın peşinden gelirdi bekledikleri. Ne var ki insanlar kulluklarının gereğini yapma yerine boşluklarını doldurma, açlıklarını giderme peşinde koştular. Koşularına dua dediler. Kovalanan kaçacak, Hasret çekilen gelmeyecekti. Bilemediler…

İstediğimizi verecek olanın esiri; ihtiyacını karşıladığımıza efendi kesilme fikri kafamızdan çıkmadıkça gerçek manada Allah Kulu olamayacağız. Kul olamadıkça da sömürü şikayetimiz hiç bitmeyecek. Sevgi Açlığı; en büyük aldanış ve yanış vesilesi. Doymak için bunca acıya değer mi?

Sır kelimesini, sırlı anlatımları sevmediğimi bilirsin. Ama illa hayatî sır istersen yaşamımla bizzat şahit olduğum esas sırrı söyleyeyim:”İhtiyaç ve beklenti peşinde koşmadan sadece Kulluğuma odaklandığımda; her ihtiyacım, her isteğim önüme geldi. Şahidim” Sana da dilerim.

BİR BAŞKA AÇIDAN ATASÖZLERİMİZ

Kedi ulaşamadığı ciğere mundar der. Eleştirdiklerimize, yadırgadıklarımıza; yanlış, günah, haram saydıklarımıza verdiğimiz tepki ve karşı muhalefetin derin bilinçaltında onu yapamamanın kıskançlığı vardır. Eleştiren, fırsatını bulsa yapmaz mıydı? Bi sorsun vicdanına!

Bal tutan parmağını yalar. Ortada bir menfaat ve kazanç söz konusu ise onun oluşmasına yardım edenin, ona hizmet edenin sebeplenmesi doğaldır. (Yolsuzluktan bunca şikayet edilen bir ülkede bu atasözü beni hep düşündürmüştür. Dikkat et, Ata Sözü…)

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bir şey gündeme düşmüşse az ya da çok doğruluk payı vardır. (Neden atalarımız buna dedikodu ve iftira da olabilir dememiş de böyle demiş? İftira ve dedikoduya kapı açmak, adeta meşrulaştırmak değil mi bu?)

Dişi köpek kuyruk sallamasa erkek peşine düşmezdi. Erkek ve Kadın cinsleri arasında toplumca kınanan tutumların ilk sebebi Kadındır manasına… (Derin hafızasında bu acımasız önyargı olan bir toplumda taciz, şiddet ve kadın cinayetini sorgulamak?!.. Ata sözüne bak!)

Kavgada yumruk aranmaz. Ortada bir kazanma savaşı varsa; kazanmak için ne lazımsa yapılmalıdır. Yanlış- doğru, merhametli- acımasız fark etmez. (İşine gelmeyince bel altına vuranı kınamak yerine neden vurulanın ayıbını konuşur millet? Bak sen asırlık hafıza kodumuza!)

İmam o.urursa cemaat s.çar! Bir yönü ile öncü, saygın, ileri olan kişiler bile bazı yanlışlar yapıyorsa sıradan kişiler yanlış yapmış çok mu? Çok değil, daha fazlasını yapsa bile yeridir. (Bu neyin kafası? Birilerine bakıp diğerine meşruluk kazandırmak?! Tuhaf!..)

Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya. Kendi istikballeri söz konusu olsa bile Kadınlara tercih hakkı tanımamak lazımdır. Büyükler (Erkekler) onlar için en iyisini, onlardan daha iyi bilirler. (Toplumun derin hafızasında kadına bakış !?!)

İte dalanmaktansa çalıyı dolanmak iyidir. Herhangi bir yanlışa, haksızlığa karşı mücadele verip de bir şeyler kaybetmektense usulca geçip gitmek, görmemek, kendini kurtarmak daha iyidir. (Böylesi bir itaat kültürüne demokrasi hayali kurdurmak mı? Nafile çaba!)

Kan kus “kızılcık şerbeti içtim” de. Ne çekersen çek ses etme! İçine at. Dışarıdan belli olacaksa bile sen farklı bir yalan uydur, vaziyeti idare et. Bu senin için daha iyidir. (Peki ya zulmeden ne olacak bu durumda?)

Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Menfaatini kolla! Menfaatlerini besleyecek kişileri sen de ufak ufak hediyeler ve ikramlarla besle ki sana daha büyük menfaatler aksın. (Rüşvet ve iltiması önlemek mi dedi biri? Kese sesini! Atalardan daha iyi bilemezsin)

Bedava sirke, baldan tatlıdır. Pahasını, bedelini istemeden veriliyorsa hiç düşünme al. Hatta atla üstüne. Hazır gelmişse değerlendir. Emeksiz verileni tereddütsüz götür, iyidir. (Üretim toplumu değişmişiz tüketim çılgınlığı, hazırcılık bizi bitirmiş. Ne bekliyorduk?)

Üzümü ye, bağını sorma. Önüne fırsat gelmişse haram- helal, meşru- gayri meşru, hakkaniyetli veya değil derdine düşüp de işin suyunu çıkarma! Madem gelmiş, fırsat da var, afiyetle götür. (Helal gıda? Kul hakkı?)

Atasözleri; toplumların, kültürlerin, milletlerin anlayış tarzlarını ortaya seren sözel işaretlerdir. Ben onların çoğunu “Allah Sistemi Okuması” olarak değerlendiririm. Bize tuhaf gelenlerini de “Durum Tespiti” sayarım. Görmüşler, geçirmişler, genel durum tespiti yapmışlardır…

Atasözleri bazen bizi kötüye, şerre de teşvik içerir mi? Hayır. Öyle gördüklerimiz durum tespitidir. Asırların tecrübesi, insana, topluma bakmış, manzara-i umuminin fotoğrafını çekmiştir. Yorumu bize kalmıştır. Ne teşvik diye bakarım ne de sakındırma. Tecrübe işte.

Toplumlar ve Kişilerin derin bilinçaltı, etkin hafızasını açığa vurmada atasözleri çok kıymetli donelerdir. “Ateş olmayan yerden duman tütmez” atasözü dedikoduyu haklı çıkarır, doğru da, dedikodu peşine düşmeyecek adam gibi adam, insan gibi insan kaç kişi varız? Sor hele kendine!

Toplumlar ve Kişilerin “Yaşam Algılarının Gen Haritası”dır Atasözleri. İyilik de Kötülük de, Doğru da Yanlış da genlerde kodlu ise objektif değerlendirilmelidirler. Kendimizi, insanı anlamak için. Samimi anlama gayreti güzel idrakler yeşertecektir. Samimilere selam olsun.

İLİM, SEVGİ VE HAKİKAT BÜYÜCÜLERİ

Sevdiklerimizi; hata- kusur görmeksizin sevmeye koşullandırıldık. Olanı görmemeye çalışmak gönüllü körlük değil miydi? Bu hem göze, hem iz’ana, hem basirete ihanet değil miydi bu? Aynı zamanda sevilene kötülük değil miydi? Neden ama, diyemeyecek kadar büyülü bir etki altında kaldık.

“Öyle bir sev ki kendini erit onda! Varlığından eser kalmasın! Irmak nasıl denize akarsa, deryaya karıştıktan sonra nasıl ki ırmaklığından eser kalmazsa sen de öyle ol…” Telkinler hep böyleydi. Zirve idraklere ulaşmak adına. Acaba? Yanılıyor olmayasınız? Desem çok mu aykırı olur?

“Büyükler de öyle yaptı. Mürşidinde, rehberinde, ustasında eridiler. Mevlana Şemste, Yunus Taptuk’ta eridi.” Pardon bir şey sorsam; Taptuk’ta eridiyse 7 asırdır Yunus şiirleri niye gündemde? Mevlana’ya akan binlercesinden kaçı Şems türbesine uğrar? Anlayışım kıt sanıyorum…

“Eri dediysek sanal benden geç. Benliğin sanal, hakikatte yoksun.” Kabul de şimdi yazan kim? O mu? O? O herkeste konuşuyor, ediyor eyliyor ama aslında herkes de yok!? Tamam. İSKİ Veznesine gittim, ben aslında yokum, yoka fatura düzenlemişiniz dedim. Memur güvenliği çağırmaz mı?!

Benliği eritmeye tamam da kimliğimi, fıtratımı yitirirsem nolacak? Beni bu fıtratla yaratana ihanet olmaz mı?.. “Anlamıyorsun, sana bunu söyleten benlik. Erimekten korkuyorsun sen.” Sende konuşan sensiz konuşuyor, bende benlik konuşuyor? Pardon, gene ikiliğe düştüm sen ben yoktu.

“Varlığı tek görmeli. Ayrımsız herkesi sevmeli. Herkeste Hakkı görerek…” Ne güzel, tamam be abim. Gel bizim gecekondu mahallesine, bi kahvede çay içelim, hoş beş edelim oranın insanlarıyla. “Düşük bilinçle oturup kalkmak düşük bilinç virüsü almaktır” Varlık tekti? Bütündü? Virüslüler neyin nesi? Pardon virüsler Tekin nesi?

“Nelerle meşgulsün?” Fakir çocuklara kıyafet organizesi. Doğuya yolluyoruz. Niye ekşidi yüzün abim? “Memleketin fakiri bitmez, hakikatine odaklan!” Ben yokum, iki yok sn. abim, fakir Tekten ayrı mı ki? Salla gitsin kendine dön, mü? Kullara dönsem ne mahsuru var? Duygusal mıyım?

Hakikat üzerine 20 yıldır kalem oynatan, dünya konukluğunda yarım yüzyılı devirmiş bi acizin tavsiyesi sana: “Sana sunulan ilimle hayatın gerçeği çelişirse hayatın gerçeğini tercih et! Çok geç olmadan. Unutma Hz. Muhammed (sav) hayattan hiç kopmadı ve de kavramlarla hiç uçmadı.”

Yola çıktığım günden beri Hakikat- Şeriat Dengesi içinde, hayattan kopmadan yazmaya çalıştım. Olduysa -ki olmuştur- seni uçuk idraklere özendirmişsem bana hakkını helal et dostum. Bu ikazımı ve son yıllarda daha öz, daha açık, daha ayakları yere basan yazılarımı istiğfar sayıver.

İnsanların Hakk’a en yakın olanı; halkın cefâlarına katlanan, onların ihtiyaçlarını merhametle yüklenen ve ahlâkı en güzel olandır. {Bayezid-i Bistami k.s} Çekil, kendine özel çevre yapıp hisar ör, düşük bilinç virüsünden korun, kendine odaklan demeyi bilememiş mi büyük hazret?

İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan bir müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır. (Hz. Muhammed sav, Tirmizî, Kıyâmet, 55/2507)

Neymiş? Efenim? Ölçü; Hz. Muhammed (sav) dir. O, arkadaştı çevresine. Bende eriyin diye hiç ima etmedi…

Her insan canlı esma sureti; her olay hak muradının açığa çıkışı ise Hak Seyri; Halk içinde Hakla beraber olmalıdır. Çekilen, özel alan oluşturan neyi reddetti anlar mı bir gün bilmiyorum. Kibre vakar, Kaçışa inziva, Redde takva demeyecek kadar samimi gönüllere selam olsun.

ALLAH’I ANLATANLAR ALLAH’I MI ANLATTI? YOKSA?!

Bu ülkede din adına konuşan, dini anlatımlarda bulunanlar -pek azı hariç- Hz. Muhammed (sav) i anlatırken gerçekten Onu anlatsalardı; Allah’ı tanıtırken gerçekten Rabbimiz ve Rabbü’l- Alemini tanıtsalardı, ortaya çıkan birey ve toplum manzarası kesinlikle bu olmazdı. Onlar ne mi yaptı?

Hz. Muhammed’i anlatanlar; kendileri için oluşmasını istedikleri itibar, ilgi, sevgi arzusunu ustaca Resulullah anlatımının altına yerleştirdiler. Resulullaha saygı, sevgiye davet ederken kafalarının ardında Resulullah üstünden kendileri için istedikleri vardı. Niyet mi okuyorum?

Niyet okumuyorum. Niyet- Amel, Amel- Ürün ilşkisini biliyorum. Özgüvenle yazmam bundan. Şuna inanırım; “Sâfî niyetle yapılanın sonucu sâf ve pâk olur. Bozuk niyet varsa ürün bozuk çıkar. Dinin bu kadar yayını yapılan ülkede manzara malum. Doğru anlattılar da yanlış mı anladık?!

Sübliminal Mesaj, Bilinçaltı Koşullandırma çağımızın meselesi. Bu en çok din üstünden yapılır. Hz. Muhammed anlatan; kendi narsizmini, ezik egosunu beslemek istiyorsa Resul anlatımı adına senin beynine onun niyeti, isteği akar! Yeterince uyanık değilsen yandı gülüm keten helva!

Sohbette konuşan kişi; evliyalar, nebi ve resuller, ayet ve hadisler üstünden cezbedici kompozisyonlar çiziyor, gönülleri okşuyordu. Bir genç söz istedi: “Sizden bir ricam var. Resul- Nebi, Veli- Kâmil, Ayet- Hadis katmadan bana insan olmayı anlatın! Nakille değil kendi cümlelelerinizle lütfen…”

Kürsüdeki durdu, yutkundu az sonra “Senle içeride özel görüşelim” dedi. Bu esnada salonda bir homurtudur gitti. Keskin ve kızgın bakışlar da cabası. Çünkü öne çıkardıkları zat dut yemiş bülbüle dönmüştü. Gençle içeri geçtiler.

İçeri geçince genci “Bak delikanlı, benim ortamımı bozma hakkın yok. Pişmiş aşa su katma!” diye usulünce payladı zat. Genç “Birikiminiz var; kendi cümlelerinizi istemem suç mu?” dediyse de dinletemedi. Kapı gösterilmişti. Onlar, kutsala yaslanmadan edemezler dostum. Yaslanma dersen oyunlarını bozarsın.

Biri din veya hayat adına bir şeyler söylüyorsa oyunu bozma formülü basittir. Bak sana çok etkin bir anahtar veriyorum: Hemen sor; “Kimseye yaslanmadan, ilim- kitap bile demeden, kendi idrakinizi bana anlatır mısınız?” Tıkanıyorsa niyet bozuktur. Kaçabildiğin kadar kaç oradan.

Bu ülke Din, Allah, Resul adına beyinlere ipotek koymanın bedelini 15 Temmuzda çok acı ödedi. Ama ne yazık ki hala çok akıllandığımız söylenemez. Bu tip yayınlara, gruplara, sözde önderlere kapılmamızın altında da oldukça basit bir ihmalimiz var. Onun bedelini ödüyoruz. O nedir?

Ödediğimiz bedelin basit sebebi? Tembelliğimiz! Okuma Tembelliğimiz… İspatı? Mesajla soru soruyor kardeşim. Cevaplıyorum: “Sorunun geniş açıklaması şu kitapta, al oku lütfen!” diyorum. Ne diyor? Sen anlatıversen? Bakar mısın? Ben anlatırsam bana uyacak! Hazır koyun adayı! Etmeyin, etmeyin, nolur etmeyin kendinize bunu!

İnternet ciddi bir nimet. Okumak zor mu geliyor, yoruyor mu kitaplar? Birileri youtube’a kitapları okuyor, yüklüyor biliyor musun? Okumak yoruyorsa dinle ve izle kitapları. Arayana kaynak her yerde. Ama lütfen ara! Ara ki tembelliğinin bedelini çok boyutlu sömürü olarak ödemeyesin. İnsan hakikatine yakışmıyor bu tembellik. Kendine ihanet etme!

“Bana yanlış anlattılar yanlış yaptılar” sözü ne dünyada ne ahirette kurtarır seni. Mazereti, Telafisi yok bu hayatın. Düşen takvim yaprağı yerine yapıştırılmıyor. Lütfen oku; kendince, ihtiyacına göre. Zorla kendini. Zorlandığına alışıvermek Beynin işlevi. Alışacak, bırakamaz olacaksın.

Bana öyle geliyor ki hesabını vermekte en çok zorlanacağımız nimet Akıl, en çok utanacağımız organ Beyindir. Beynimizi de Aklımızı da özgür ve özgün niteliklerine sadık kalarak kullanalım. Kapısı, okumaktır. Okuyanlar; OKUyacaklardır. Okumayı niyete alanlara selam olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir