Değiniler- 148

Değiniler- 148

NE ZALİM, NE CAHİLDİR İNSAN

Şeytan Mükemmeliyetçidir. Ve bu yüzden azabı ebedidir. Sen de bir türlü huzur bulamadın şu hayatta değil mi? Nerede aksilik varsa seni bulur. 4/4 lük olmadı hiçbir şeyin senin. Sanki her şey senin zıddına gelişiyor. Ama sen şeytan değilsin. Şeytan değilsen dinmeyen azabın niye?

Her şeyiyle 4/4 lük bir hayat, 4/4 lük insan, 4/4 lük iş arayanlar; Kaçak ve Korkaktırlar. Nereden kaçıyorlar? Bilinçaltlarına taht kurmuş eksiklik hissinden. Neden korkuyorlar? Kendi eksiklerini hayat sahnesi ve insan suretinde görmekten. Kaçaklar ve Korkaklara Haramdır Huzur…

Kendisine Güvenmeyen; Ait olmak ister. Ayakları üstüne dikilemeyenin yaslanacak duvar ve yastık arayışı gibi. İnsana yaslanmışsa bıktırana kadar emici, bir gruba yaslanmışsa kutsallaştıracak kadar övücüdürler. Güvensizlikleri açığa çıkmasın diye somururlar da uçururlar da…

Ve Çocuklarımız… Bilinçaltı takıntılarımızın tatminkâr yarışçıları. Herkesten gizlediğimiz komplekslerimizin yorulmaz garsonları. “Ne istiyorsam senin iyiliğin için yavrum” mu? Yalancı seniiii! “Doymayan Hırslarımın, Yetinmeyen Egomun Deneme Tahtası Yavrum benim” desene! Hadi!..

Herkesi kurtarmaya soyunmuştu. Yardıma mı ihtiyaç var, Hızır olur, yetişirdi. Dertlilerin sorunlarını en güzeli, en kolayıyla çözerdi. Alabildiğine sevildi; çevre ve ün yaptı. Bütün bunları; kendisiyle yüzleşmemek, komplekslerini görmemek için yaptığını hiç kimseler bilmedi…

Neden huzursuzuz, dinginleşemiyor, insani muhabbeti geliştiremiyoruz dedi ihtiyar kaptana. Ağları çekerken döktürdü kaptan “Kendiyle Kavgalının Barışa; kendinden Nefret edenin Sevgiye; Kibrini yenemeyenin Tevazua çağırdığı bir alemde sahte davetin neticesi başka ne olabilirdi ki?”

Eksiklik hissi kadar Mükemmeliyetçi
Kaçtığı kadar Bağlanıcı
Korktuğu kadar Kutsayıcı
Sevemediği kadar Barışçı
Yediremedikleri kadar Hırslı
Tatminsizliği kadar Enerji Emici
Veremediği kadar Fedakardı…
Ben niye yazıyorum mu?
Sen öyleme n’olur, alınırım
O da bana kalsın canım…

“İnsan ne Zalim ne Cahildir” ayeti oturmuyor zihnimde dedim. Epey sustu. Sonra şöyle dedi kendini saklayan Bilge: “Takıntısını etrafa hizmet ve fedakarlık diye sunacak kadar Zalim; Kompleksini sevap, arınma ve sıçrama vesilesi sayacak kadar gafil ve cahil değil miyiz?” Nokta…

AKLINI SEVENLERE NASİHAT MI?

Herkesin kendi aklını çok sevdiği bir dünyada insanlara kendi akıllarının onları yanlış yollara götürdüğünü değil söylemek ima etmek bile tepki almanıza yetecektir. Onun için devir nasihat devri değil sadece tespit ettiklerinizi ortaya serip bırakma devridir.

Okurum, düşünürüm, tefekkür ederim; algıladıklarımı birikimimle yoğurur, genel insani ölçülere vurur sonra da üç beş cümlede herkesin anlayacağı biçime getirir ikram ederim. Emeğe, bilgiye, fikre değer verirsen alır değerlendirirsin. Vermezsen, fikirlerden bir fikir der geçersin.

“Sizi anlıyorum, hak veriyorum, kabul ediyorum ama elimde değil değişemiyorum” Masum bi cümle? Anlamış, inanmış, razı ama değişmek elinde değil. Masum? Kesinlikle değil. Konuşan Egodur. Değişmek istemediği için “Elimde değil”e sığınan da. Söylesem kırılacak. He deyip geçiyorum…

“Kadınların ezildiği” düşüncesiyle hayata bakan hanımlara, “Erkeklerin kadın kaprisine mahkum edildiği” düşüncesindeki beylere Hakikat ve Evrensel İnsani Bakış Açısı adına verilecek hiç bir şey yoktur. Daha cinsiyeti aşamamış ki Cinsiyet Ötesi İnsan, Halife olmayı kavrasın!

Evliyanın Büyükleri “Cehenneme alışmak”tan bahseder. Anlayamazdım. Ateşe alışılır mı? Yanma sevilir mi? Sevilirmiş. İnsanlar, dert edindikleriyle yanmayı seviyorlar. Kurban Rolünü; hayat harcadı, kimse anlamadı, saçımı süpürge ettim demeyi seviyorlar. Alışmışlar Cehennemlerine…

Fikir danıştıklarımızın yolumuz, tarzımız ve düşünce şeklimizin yanlışlığını söylemesini hazmetmeye hazır değiliz. Neden? Fikir sorarken yeni fikir almaktan çok kendi fikrimizi onaylatma gayretindeyiz. Bileni, düşüneni danışman değil “Noter” gibi görmek istiyoruz. Tasdik makamı?!

BUKALEMUNLARA NE MUTLU

“Olmalı”,”Olmamalı”,”Evrensel Doğru”,”Özlenen İdealler” üzerinden konuşuyor hırçın bir negativite yansıtıyordu. Çok yorma kendini. Bu usul yanlış. “Olan”, “Mevcut Durum” ve “İşleyen Hayat”a göre kendini ayarla ki yanmayasın dedim. Ne zalimliğimi bıraktı ne sömürü yandaşlığımı…

“Hakikati kavrama ve yaşamada en iyi örnek; Bukalemundur” demiş Şeyh-i Ekber İbni Arabi (ks). Senin aklına ne geldi? Dur ben söyleyeyim;
– Yanar dönerlik
– Münafıklık
– Yele göre yelken açmak vb…

Neden hazret böyle dedi peki? Senin göremediğin, aslında görmek istemediğin ne?

Ego muhalefeti çok sever! Ego için Uyum; Ölüm demektir. Uyumlandığında Bütüne karışır, Ben diyebileceği varlığı kalmaz. En büyük korkusu budur. Ego bu korkusuyla insanı Uyumlanmanın; uyuntuluk, damarsızlık, ruhsuzluk, münafıklık olduğuna inandırmıştır. Şeytana uymak dedikleri işte budur.

Başta dedim ya, herkesin kendi aklını çok sevdiği bir ortamda akıl satmayacağım. Sadece tespit benimki. İster arabesk acılarla tutuştur cehennemini; ister her şeye muhalefet et; ister hiç ulaşılamayan haklar peşinde koş. Hepsi senin bileceğin iş. Serin ve Selameti arıyoruz biz.

Kurtulma derdini, kurtarıcı beklentisini hatta kurtarılma teklifini bile elinin tersiyle reddetmişti İbrahim (as). “Olan budur, ben de buna kendimi bıraktım” demişti. Sonuç? Herkese ateş görünen; Ona Serin ve Selamet. Diyebilirsen sana da öyle olur ateş ve azap gördüğün bu hayat.

Bukalemun kendini inkar etmemiş sadece renk değiştirerek ortama uyumlanmıştı. Bu onu korunmuş ve rızkını kolaylaştırmıştı. Bukelamunluk, bilinçaltımıza münafıklık diye işlendi. Sana bukalemunluk; Uyumlanma öneriyorum. Uyumlanan; Ateşini Serin ve Selamet edecektir… (Âmîn)

buk

ESARET VE HÜKÜMRANLIKTAN ÖTE SEVMEK

Sevgi; zapt edilmesi, kontrol altında tutulması ve yönlendirilmesi en güç insan enerjisidir. Bu yüzden zapt edilemez, kontrol edilemez, yönlendirilemez diye inandırılmıştır insanlar. Bu inanç ve kabulün doğruluğu ve yanlışlığı hiç sorgulanmamıştır tüm inanç ve kabuller gibi…

Benliklerinde tatmin olmamış arzular ve doyurulmamış ilgiler saklayan zihinler; sevgi arayışına çıkar. Aç mahlukatın ava çıkışı gibi. Avlanmaya çıkan zihindir, insan değil. İnsan çoğu kere ne bu açlığının ne de avlanma arzusunun farkındadır. O nedenle kabul etmez esas sebebi…

Evrensel Düzenin her yerde, herkeste geçerli biricik kuralı vardır: “Sistem boşluk kabul etmez! Her boşluk bir şekilde doldurulur.” Sevgi arayışı, zihnin hissettiği boşluğu doldurma talebidir. Seven; neyin boşluğunu yaşıyor sorgular mı? Hayır. Sevgi Kutsal (?) niye sorgulasın ki?

Doymak, tatmin olmak, boşluk doldurmak isteyen zihin; benzer zihni gördü mü çekilir. Mıknatısa çekilen demir tozu gibi. Sonra da bu çekime anlam yükler: “Birbirimiz için yaratılmışız”,”Ruh eşimi buldum”, “Bu kadar olur, sen Allah’ın bir lütfusun” Çekim? Boşluk? Ne işimiz olur ki!

Boşluk hissettiği enerjinin benzerini bulan zihin kayıtsız- şartsız yapışır bulduğuna. Seviyorum diyenden habersiz. Ve buna kapılan bilinç “Sevgi Mahkumu”dur artık. Almak, çekmek, benlik büyütmek isteyen zihin ne yapar? Boşluk hissedeni o biçim sömürür. “Sevgi Hakimi”dir artık.

“Sevgi Hakimleri”nin, “Sevgi Mahkumları”nı sömürüsünden ibaret düzene “Aşk” adı verilmiş bu da tarih boyunca efsanevi, mucizevi kılıflara sokulmuşsa, insanoğlu bunu üstüne giyinmeyi sevmişse, benim gibi bedel ödemişlerin feryadını, uyarısını kim duyar, kim işitir!? Sussam mı?!

İçine siner- sinmez bilemem
yine de söyleyeyim
Sen boşluğunu doldurmak için
Mahkumluğa hazır olmasan
kimse sana Hakim kesilemezdi!
Sevdim kıymet bilmedi,
yok iyi niyetim sömürüldü,
yok kandırıldım…
Sus kızım!
Oğlum sen de sus!
Otur, Sıfır! Sen de!
Kurtarma sözlüsüne çalışın!

Sevgi Mahkumiyeti de Sevgi Hakimiyeti de Bağımlılıktır!.. Alkol, sigara, uyuşturucu ve diğer bağımlılıkların fevkinde bir bağımlılık…. Çünkü, insanda insan onuru bırakmaz! Ve her iki türlüsü de İnsanın Evrensel Hakikatine kendi elleriyle ihanet etmesidir.

Sevgi Mahkumiyeti ve Sevgi Hakimiyeti niçin bağımlılıkların en fenası? Cevap hayatın kendisidir. Bakıver; yıkılan yuvalar, sönen ocaklar, çöken moraller, işlevsiz insanlar, kederli gönüller. İnsan kuvveti, enerjisi, gönlü işlevsiz hale geliyor. Kulluğa bundan büyük ihanet var mı?

– Bende sevgi mahkumiyeti veya hakimiyetine eğilim var mı nasıl anlarım?
– Güzel ve cesur soru. Tebrik ederim. Aradığım sevgiyi bulsam, kulu kölesi olurum inancın var mı? Dengime rast gelsem kesinlikle bırakmam hırsı var mı? Ölçü bunlardır. Bunlardan azıcık varsa, ateşe yakınsın!

– Mahkumiyet Duygusu veya Hakimiyet Tutkusu olmaksızın sevgi, aşk, beraberlik mümkün mü?
– “Mümkün değil” inandırılmışlığı içindesin, doğru mu anladım?
– Doğru. Olmaz gibi geliyor. İlla biri, birini sömürür. Veya biri birini sindirir. Hakkını yer.
– 3. bir şık yok mu?
– Var mı?

Sevgi Esiri veya Sevgi Sömürücüsü olmak yerine İnsan Gibi Sevmek de mümkündür. Ama bizim kültür köklerimiz bile aksini pompalar: “Tencere yuvarlanır kapağını bulur” Niye tencereye kapak? Niye kapağa tencere? İki tencere beraber kaynasa? Kimse düşünmemiştir ki olabilirliğini…

Seni seviyorum; senin için her şeyi feda ederim. [Sevgi Mahkumu]
Seni seviyorum; ya benimsin ya toprağın. [Sevgi Hakimi]
Seni seviyorum; Senin kendin olmanı istiyorum, Kendini yaşa, Bana düşen neyse, Seninleyim her konuda. [İnsanca Sevgi]

Sevdiğini kontrol etme, kendine benzetme, sevginin olmazsa olmazı bazı uyduruk ilkelerle değerlendirme, bir şekilde buna zorlama eğilimi var oldukça gerçek sevgi açığa çıkmayacaktır. Dedem, nineme hiç evlilik yıldönümü yapmadı. 50 sene evli kaldılar. Gözleri aşkla parlardı.

gul

Sevginin zapt edilmesi, kontrolü, yönlendirilmesi mümkündür. Bilinçaltında adına sevgi dediğinin hangi boşluktan doğduğunu fark edersen mümkündür. Fark eden; Sevgi Mahkumu da Hakimi de olmaz, İnsanca Sever. Hocamın bana duasını ben de sana yapayım: ALLAH SANA AKILLI AŞK VERSİN. (Âmin)

ŞEYTANA UYMANIN GERÇEĞİ

Duymak istedikleri bilgi ve fikirlere odaklananlar duymaları gereken fikir ve bilgileri duyamazlar. Böylesi bir Sağırlık; Bilincin Sağırlığıdır. Ve bu; kulak sağırlığından bin kat daha fenadır. Kulağınki cihazla giderilebilir ya Bilincin ki?

Görmek istediğini görmeye odaklananlar karşılarında cennet bahçeleri olsa da sadece odaklandıklarını görür diğer güzellikleri göremezler. Böylesi bir körlük Bilincin Körlüğüdür. Gözün körlüğü sadece gündüzleri karartır, rüyalara etki etmez. Ya diğeri?

Hepimizin zihni kendine göre duymak, kendine göre görmek üzere duyuları çalıştırır. Ve hiç kimse kendi alıştığı alanın dışına çıkmadan diğerini ne duyabilir ne görebilir. Bir boruda tıkanıp kalmak, bir tünele sıkışmak gibidir bu. Çıkış yolu var mı?

Ne tür kitaplar seviyorsun dedim. Saydı. Hayatta okumam dediklerin hangi türler dedim, onları da saydı. Sonra ekledi; abi hakikatim için ne dersen yapacağım. Hayatta okumam dediği türden iki kitap önerdim. Etme n’olur dedi. Kör ve sağır kalmasına izin veremezdim. Ettim, başla dedim.

Kendi kendilerinin üstüne üstüne gidemeyenlerin hayat üstlerine üstlerine gelir. Sonra da ciyaklarlar; kıymetim bilinmedi, anlaşılmadım, haksızlığa uğradım. Kendi kendinin üstüne üstüne gidebilenler ne mi kazanır? Hayat onların üstüne üstüne hiç bir zaman gelemez. Yetmez mi?!

Düşünüyorum, değerlendiriyorum dediklerin senin bilinçli seçimlerin mi? Yoksa oluşmuş veritabanının; yerleşik bakış açının sana düşündüğünü veya değerlendirdiğini zannettirdikleri mi? Ayırt edebilir misin? Bunu ayırt edecek kadar arınmış kişilik ve aydınlanmış kafaya sahip misin?

Başka yerlerden, uç noktalardan, aykırı ufuklardan bakabilir misin? Çoğunluk maktule empati kurar. Yürekler yanar masum ölümler duyuldukça. Katile empati kuran gördün mü? Hangi hayat onu buna sevk etti sorgulayan babayiğit bilinç çıkar mı? Ölü varken katili düşünmek? Deli mi ne!?

Kur’an’ın Ruhuna dair bir kitabı bitirdikten hemen sonra bir ateistin “Kutsal Kitaplar Sümer Tabletlerinin kopyası” tezini işlediği diğer kitaba başlayabilir misin? Tedirgin mi olursun? İmanın sakata mı gelir? Sağlam mıydı ki? Küfrün kitabına göz atmaya korkan iman iman mıdır ki?

Hepimizin yetişme tarzı gereği hiç bilmediğimiz hatta bilmek dahi istemediğimiz, bütünüyle kapalı olduğumuz hayat ve anlayışlar yok mu? Namus, din, ahlak, çağdaşlık, medeniyet adına kör- sağır kesildiğimiz, kendimizi kapattığımız hayatlar? Sahi onları Yaratan onlarda yaşayan kim?

Kış günü hayvanlar sokakta aç susuz ölürken kediniz şefkatli ellerinizde dedi misafirim. 8 yıldır evimizin ferdi olan Yumak’a baktıkça içten içe “Kızım, sen ev için yaratılmadın. Sana zulmettiğimin farkındayım. Benden davacı olma, nolur hakkını helal et” dediğimi nereden bilsin?!

Kızmazsanız size kitap getirdim dedi. Hediyeye hele ki kitaba kızılır mı? Hızla ayrıldı. Önsözde ne mi yazıyor? “3. cinsin, eşcinsel, ensest, pedofili vb sapkın yaşamların arka planı…” Demek vakti gelmişti o tarafa da bakmamın. O cenahta da yaşayanın gayrı olmadığını anlamanın…

“Şeytana Uymak” nedir diye sorarlar. Bu flood ile hem onu, hem de ondan korunmayı anlattım. Zihninin gördüğünü, duyduğunu kendi görüyor, duyuyor gibi algılayan şeytana uymuştur. Zihninin zıddı alanlara kulak ve göz kesilen korunur. Şeytandan Allah’a nasıl sığınılır, deme artık.

“Gözlerimiz olduğu için göremiyoruz” demiş 2500 yıl önce Aristo! “Gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri var sezmezler” buyurmuş Kur’an. Hayvan ve Cehennemlik de demiş onlara Kimler onlar, ne tür insanlar acep diyenlerden değilsin umarım. Ben her hitabı üstüme alırım. Ya sen?

ALLAH’LA HİÇ ARAM YOK

Olağanüstülük, harikuladelik ve mucizevi oluşumlar işitmek, görmek, öğrenmek sizi heyecanlandırıyor ve siz bunu “İmanım güçleniyor”, “Hayretim artıyor”, “Gönlüm coşuyor” türünden nitelemelerle etiketliyorsanız; hayatın gerçeğine dair anlatımlar size hep soğuk ve itici gelecektir.

“Mucize ve Keramet dediğiniz olaylar; Allah takdiri dahilinde gerçek oluşumlar ise neden bugün bizler mucize ve keramete şahit olmuyoruz, neden bunlar hep uzak geçmişten naklediliyor?” sorusunu mucize keramet savunan hiç kimse doğru dürüst cevaplayamamıştır. Düşündürücü değil mi?

Yer altında milyonlarca yıllık başkalaşımlar neticesinde kömür, petrol, elmas oluşuyor. Buğday bir yıl, ağaç on yıl istiyor yetişmek için. Dokuz aylık süreçle dünyaya geliyoruz. “Ol dedi oldu” şeklinde tek bir oluşum göster bana? Her Yaratım süreç istiyorsa Ol der Olur nerede?!

“Resulullahtan mucize isteyenler Müşriklerdi. Genellikle istedikleri olsa da iman etmediler” cümlesinde birleşiyor İslam Alimleri. Mucize isteyenlerin müşrik oluşu beni hep ürpertmiştir biliyor musun? Hayatı izlerken nedir bizim harikuladelik, sır, gizem yakalama tutkumuz? İzahı?

“Kün feyekûn” ifadesi meal geleneği olarak “Ol der Olur” diye çevrildi. Şahit olduğumuz yaratımlar süreç istiyor, süreçle gelişiyorsa ol dedi oldu süratinde yaratım göremiyorsak, sormak lazım değil mi “Kün Feyekun” tarihsel süreçte anlam kayması yaşamış olabilir mi? Bi sorsak mı?

Evet “Kur’an’ın harfine bile en ufak bir zarar gelmemiş, değişim olmamıştır.” Âmennâ, şüphemiz yok. “Bir harfi bile değişmeyenin; Anlama- Kavrama Biçimi de değişmedi, bozulmadı, Resulullahın anladığı gibi günümüze geldi, Algı Operasyonları ona hiç ilişmedi” diyebilir misin?!

Tefsir, Hadis, Kelam vb İslami İlimler; Emevi Döneminden itibaren branşlaşmaya başlamıştır. Devletler, ideolojileri doğrultusunda eğitime, kültüre biçim verirken, “İslami ilimler öze sadık gelişti, Resulullah sonrasındaki devlet zihniyetlerinden hiç etkilenmedi” diyebilir misin?!

İnsan için en zoru ne bilir misin? Havaya savurarak eğlendiği balona toplu iğne batırılması! Daha fecisi? Şehri yukarıdan turladığı balonun yanıp yere çakılması. İğne batıranlar da yakanlar da hiç bırakmadı yakamı Elhamdülillah. Bırakmadılar beni bana. Can sıkıcı mı? Zevkin hası!

Ego, birinden yararlanacaksa onun kendinden üstün olmasını ister. Dengine öğrenci olamaz, itaat edemez, saygı duyamaz. Şimdi can alıcı soru; “İlim aldıklarımızı sıradan insan seviyesinin üstüne çıkarmamızın altında ne var?” Hürmet? Muhabbet? İlim aşkı? Dediğine sen inandın mı?!

Arkadaşınız deli değildir [Tekvir-22] Resulullaha (sav) deli-mecnun demiş müşrikler. İlahi hitap bunu reddederken Hz. Muhammed hakkında “ARKADAŞINIZ” buyurmuş. “Arkadaş Peygamber!” Tuhaf? Tuhaf gelir tabi. Arkadaş mürşid, arkadaş üstad, arkadaş hoca duymadın ki Peygamber duyasın!

Diyorum ki “Kur’an ve Hadis de dahil İslami İlimleri kavrama anlayışımız, Resulullahtan sonraki süreçte günümüze doğru devletler- hakim zihniyetlerin algı operasyonuna uğradı”, kardeşim diyor ki “Hiç algı görmemişine nereden ulaşırım?” Kardeşiiiimmm. Algıyı fark et, olan olmuş…

“İslam’ı kavrama tarzı algı operasyonlarıyla çürük, uçuk anlayışlara evrilmişse dinin özüne ulaşamaz mıyız artık?” Kim demiş! En büyük sermayen AKIL. O sağlam mı? Mesele yok. Tembellik etmez de Mukayeseli- Eleştirel Düşünmeyi geliştirebilirsen kısa sürede açılır sana doğrusu.

Şu yaşına kadar benimsediğin hayat ve gerçek anlayışını masaya yatırma cesaretin var mı? İman edercesine, can simidi gibi sarıldığın bilgi ve bakış açılarının zıddı bilgi ve açıklamaları okuyacak ve tefekkür edecek kadar esneyebilir misin? Hiç korkma! Erişeceksin gerçeğin özüne!

“Şah damarımızdan yakın”, aramızda mesafe yok. Aslında ara da yok. Hani dervişe demişler; Allah’la aran nasıl? “Onunla aram hiç olmadı ki!” deyince tövbe tövbeee demişler. Nereden bilecekler kastedileni. İnan, ara yok. Arayı kendi ellerimizle biz icat ettik. Nasıl kapanır bu ara?

Egonun sır ve harikuladelik tutkusuna “Haşyet veren Hayret”; ilim, irfan ehlini putlaştırmasına “İnsanca Hürmet”; tarihsel sürecin planlı algılarına “Değişmez Gerçek” adı verdiğini unutmaksızın uyanık olursak; Şahdamarından Yakının Gerçeğini hisseder, yaşarız dostum. Dualarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir