Değiniler- 150

Değiniler- 150

İNSAN OLMAK

İnsan olmak; bambaşka ve çok özel bir olgudur. Bir karakter meselesidir. İnsan olmanın; dindarlık, kariyer, uzmanlık, mesleki kalite, hayati tecrübe, bilgi ve dışarıdan bakıldığında ölçü alınabilecek hiçbir değer, unvan ve paye ile uzaktan yakından zerre kadar alakası yoktur.

Dinin gayelerinden biri İyi İnsan yetiştirmektir. Ne ki dinin gayesi budur diye dini çevrede yaşayanın, din sahasında boy gösterenin de iyi insan olduğu hüsnü zannı yanılsamadır. Din ve Ahlak sahasındakini peşinen iyi saymak insan olma ve insan tanımada yapılan en büyük yanlıştır.

Her insan önce Beşerdir. Sonra İnsan olabilirse olur. Olamazsa beşeri özellikleri ondan beklenen insani, ahlaki ve medeni özellikleri bastıracak ve yakın çevresine hayal kırıklığı yaşatacaktır. Her insan önce Beşerdir. Laf aramızda önce Hayvandır. “Çiğ süt emmiş” buna işarettir.

İnsan, beşeri tarafını mahareti kadarıyla örter, saklar diğerlerinden. Beşeriyetin saklanamayacağı, kendini açık edeceği 3 yer vardır: 1- Yemek 2- Alış Veriş 3- Yolculuk. Bunları yaşamadığın biri hakkında hüsnü zanla yaklaşır da samimiyeti ilerletirsen korkarım ki çok üzülürsün!

İnsan tanımada dışsal değerlendirmelerin yanıltıcı olabileceğini “İnsan çiğ süt emmiş” atasözüyle dillendiren Anadolu Ruhu;, iyi insan için de kıymetli bir nitelemede bulunur: “Helal Süt Emmiş!” Varsa bir ölçü sadece budur. Onu da dışarıdan nasıl bileceksin ki?

Kendi çıkarı ile insan kardeşinin çıkarı karşı karşıya geldiğinde kendi zararı pahasına insan kardeşini tercih edebilen; insan olmada önemli bir mevkie erişmiştir. Çünkü beşer, her halükarda kendini önceleme odaklı düşünür ve yaşar. Bunu yenebilen; az değil çok şey başarmıştır.

Çok geç fark ettiğim bir Hadis:
“Birinin namazı orucu sizi aldatmasın. Siz onun Muamelesine bakınız.” {Hz. Muhammed sav} * Muamele; İnsani, Hukuki, Medeni, Ticari vb günlük hayata dair tüm işler ve bütün ilişkiler demektir. Varsa bir iyi insan ölçüsü; olsa olsa işte budur.

Allah Resulüne (sav) sordular: Cahiliye devrine ait anlamlı bulduğunuz bir vecize var mı? Evet dedikten sonra şöyle buyurdu: “Utanmıyorsan, Dilediğini Yap!” Cahiliyede Kâbeye asılan sözlerden bunu anlamlı bulmuştu Resulullah. Utanmayı dışarıya, birilerine karşı mı anlıyoruz?!

Utanmak; Ayıpla ilişkilendirilir. İnsan, kendi hatasını bağışlayabilir. Suçunu itiraf eder veya cezasını çekerek aşabilir. Aşamayacağı tek şey; Utançtır, bilir misin? Dışarıya, birilerine karşı değil kendine; vicdanına, hesap soran özüne duyduğu utanç. İşte bu yer bitirir insanı!
Esas ayıbın kendi özüne olduğu bilincine sahip insan, ruhunu kemirecek utançları taşımak istemeyeceğinden, insani ilişkilerde asil bir duruşu ortaya koyacaktır. İşte o insan İyi İnsandır. Çünkü bu bilinçte özür, helallik, telafi gayreti doğal çalışır. Ego o bilinci ele geçiremez.

İnsan olmanın din, ahlak, meslek, tahsille alakası yok demiştim. Ne ile alakalı, soracaksın biliyorum. “İnsan olunmaz insan doğulur” diyeceğim ama karamsar tablo çizmeye gönül razı değil. Şahidim ki; İyi İnsan; İyi Aileden çıkıyor. Kaynak; Aile Terbiyesidir. Başka hiç bir şey değil.

Bir takım beşeri değerlerle insanları değerlendiriyorsan, temeli asalete dayanan İyi İnsanı tanıman güçleşecektir. Yok eğer aklı kullanıyor, beşer üstü değerleri önemsiyorsan, kuşkun olmasın iyi insanın frekansı zaten sana tanıdık gelecektir. O enerjiyi almışsan, korkma, emin ol.

İnsan olma ve İyi İnsan bahsini n,nemin iki duası ile bitireyim. İlki iyi insan olma ölçüleri, ikincisi iyi insanı bulma temennisi: Allah bizi İnsaf ve Merhametten ayırmasın! Allah sizi Her daim İyilerle karşılaştırsın! İyilere yoldaş kılsın! (Âmîn)

Zorunlu bir hatırlatma; Sana “İnsandır”, “İyi İnsandır” diye gösterilenlere değil Kalbinin İyi İnsandır işareti aldığı kişileri dost ve arkadaş olarak değerlendir. Gösterilenlere uyanlar yanar, yanılır da Kalbini Dinleyenin hiç zarar ettiğini görmedim ben. Haydi rast gele!

KAÇAK ENERJİ HORTUMU

Sizi ilimleri ve gönülleri ile beslediklerine inandığınız kişilerin büyük çoğunluğunun aslında sizden beslendiklerini, sizin enerjinizle güç ve hakimiyet kazandıklarını fark ettiğiniz gün; zihniniz, beyniniz ve gönlünüzden başkalarına doğru çekilen kaçak enerji hattını kesmiş olursunuz.

Sevgi, ilgi ve yönelişinizde yüklü potansiyel enerjiyi kullanmak, böylece kendi frekansını güçlendirmek isteyenler; hiçbir zaman size sizden beslendiklerini söylemeyecek, sizi besleyip lütfettiklerini ima edecek, kimseye muhtaç olmadıkları söylemiyle bu tezi perçinleyeceklerdir.

Allah Lutfu olarak yaratılışınızla size verilen potansiyel enerjiyi çalmanın en bilinen yolu sizi, kendi başınıza hakikate eremeyeceğinize inandırmaktır. Buna inandığınız andan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Hat çekilmiş, hortum uzanmış, yaşam yakıtınız çalınmaya başlamıştır.

“Kendim için istiyorsam namerdim” Tanıdık değil mi bu söz? Sadece siyasetçiler mi bu manipülasyonu kullanır sanıyorsunuz? “Sırf size ve insanlığa hizmet için varım.” Neden? neden bunu deme ihtiyacı duyarlar bazı alanlarda öne çıkanlar? Neden? Hele bir düşünün…

Kişi asıl gayesini, esas zaafını örtmek istiyorsa tersine cümleler ederek güven telkin etmek ister. Neden güven verme ihtiyacı duyuyor? Güvensiz bir iş yapıyor da ondan! Mesela, çok dedikodu edenlerin iki de bir “Benden laf çıkmaz” deme ihtiyacı duyduğuna şahit olmadınız mı? Ha?!

Enerjinizden beslenenler hiçbir zaman sizden besleniyoruz demezler. Dedikleri an kendi “Narsist Ego”ları yere düşeceğinden, “Sanal İtibar”larının elden gitmesinden ve “Vakar gibi gösterdikleri Kibir”lerinden olmaktan korkarlar. Hazır, kendine akan hortumu kim keser ki? Di mi ama?

Bizim insanımıza hiçbir zaman “Kendin Ol, Bildiğin Gibi Kendini Yaşa!” denmemiştir. Denmez de. Siz nasıl iyi insan olurum, dediğinizde size kalıplar, çalışmalar, teklifler paketi sunulur. Uyman Gerekenler, Korkman Gerekenler, Kaçman Gerekenler, Arınman Gerekenler… Niye?!

“Arınmak lazım” demişti sohbetçi. “Kirli miyiz ki? Ne o, çamaşır mı yıkıyoruz?” dedim. Ben dışarı çıkınca arkadaşıma “Garip biri bu, bence uzaklaş” demiş. Oyun bozanı kim ister? “Enerji Kölesi” ettiğinin özgürce kendini bulmasını kim ister? Şaşırmadım. Uyanmak çok güzel çok.

İnsanların Sömürülmesi deyince çoğunluğun aklına iki şey gelir: 1- Para sömürüsü 2- Cinsel sömürü. Sevgi, ilgi, samimiyet sömürüsü neden gelmez akıllara? Bence esas sömürü budur. Tabii sen, seni beslediklerini sandıklarının esasında senden beslendiğini düşünebilirsen.

“Nefs” in Arapçadaki kök ve kadim anlamı “Kendilik” “Aynılık”tır. Duymadın? Duymadın çünkü sana Nefsi; Ego, şeytan, düşman, arsız-utanmaz hayvani taraf, şehvet vb diye yutturdular. Nefs; Kendilik demekti. Düşman filan da değildi. Cephe açtılar ki savaşasın. Savaşın ki Kendinle hiç Barışmayasın!..

“Nefsini bilen Rabbini bilir” Mantık yürüt bakalım. Nefs şeytan mı yoksa Rabbin diye işaretlenen “Öz Hakikatin”,”Öz Benliğin” mi? Din adına, tasavvuf adına, ahlak adına ne çok goller attılar bize di mi? Bugün Uyanışın Olsun! Nefsine; Kendine sadık ol.

MİHENK TAŞI; KUR’AN’DIR

Dininizin içine karıştırılmış hurafe ve sapkın anlayışları temizlemeye kalkışırsanız “Dinden mi çıkıyorum ne?” tedirginliğini yaşamanız olası ve kaçınılmazdır. Çünkü dini öylesine bulamaç edip karıştırdılar ki aslını sahtesinden ayırt etmek imkansıza yakın derecede zordur artık.

İnsan, her şeyin gerçek ve sahtesini ayırt edebilmede bir takım temel araçlar belirlemiştir. Altının gerçeği ile sahtesi Mihenk Taşı aracıyla birbirinden ayrılır. Dini alandaki bir söylemin, uygulamanın, görüşün ve anlayışın Mihenk Taşı; Kur’an’dır. Ve Kur’an Beyandır; Apaçıktır.

Kur’an kendini Apaçık Beyan; Net Açıklama olarak tarif ederken bi ayetin birden fazla manası olduğu, arka planı olduğu, deruni manalar içerdiği, onların ancak belli zatlarca bilineceği, Kur’an’ı anlamak için anlayanın peşine düşmek gerektiği gibi zırvaları takdirinize bırakıyorum.

Kur’an’a, İslam’a dair anlatımlardaki hurafe ve sapmalara cesaret ve prim veren; beşerin gizem ve arka plan merakıdır. Ön yüzünde olanı anlamak yerine sırlı, saklı, işaretli manalar olduğunu vehmetmek; sonra da bunları pazarlayanların peşine düşmek devasız bir zihin hastalığıdır.

Çarşıya iki tezgah açılsa. Birine “Aklı Kullanma Yolları” diğerine “Akıldan Geçeni Okuma Sırları” yazılsa, yemin ederim ki 100 kişiden 97 si akıldan geçeni okuma masasına gidecektir. İşte sapma böyle başlamıştır. Sadece saptıran mı suçlu? Ya sapmaya hazır bunca yığınlar?

Size hitap edenlerin gerçeğini anlamak, oyuna gelmemek isterseniz hayatı bedenen ve ruhen kolayından yaşama, işleyen sistemi okuma ve korunma yollarını basit, anlaşılır biçimde sunanları izleyiniz. Görünmeyen alemleri (?) ağdalı kavramlara bürüyerek görmüş gibi anlatanları değil.

Melekler, Cinler alemi beni ilgilendirmiyor. İnsandan üstünü mü var? O halde? Görünmeyen Alemin heyeti, kurulu, meclisiyle de ilgili değilim. Ama TBMM, BM ve AB beni ilgilendiriyor. Sırlı Alemler mi? Sırları çatladığı gün tanırsınız onları! Nolur yazık etmeyin kendinize!

Bu ülke Kur’anı mihenk taşı alarak dinin özünden kopmama konusundaki tavizin, gevşekliğin bedelini FETÖ ile ödemiştir. Az çok o bedel hepimize çıkmıştır. FETÖ benzeri yapılar, söylemler bitmemiştir. Tanımada iki ölçü size: 1- Kur’an’a Uymayan Anlatım! 2- Görünmez Alemler Haberi!

Sır anlatanın sırı çatladığında utanma, hayıflanma, korku ve derin pişmanlık yaşamak ister misiniz? Her yalanın, her saklananın, her sırlananın er geç ortaya çıkması bir Allah Sistemi işlevidir. Sırrı değil Apaçık Olanı kavramaya bakın. Sürüye koyun olarak değil Kendiniz olarak!

İslam’ın özü, ruhu, şaşmaz ölçüsü Kur’an’dır. Cesareti olanı, dine karışan ve karıştırılanları Kur’an perspektifinden okuma/ ayıklamaya çağırıyorum. Şaşıracaksınız ama pişman olmayacaksınız. Sırlı Olandan uzak Apaçık Beyana yakın eyle bizi Allah’ım.

YOL ARARKEN KAYBETTİK YOLU

Allah Dostlarını anlatanlar gerçekten onları anlatsa yüreğim yanmazdı. Çoğunun Allah Dostu anlatımlarıyla kendine özel ilgi, sevgi ve saygı alanı açma eğiliminde olduğunun farkındayım. Başkasını anlatır gibi görünerek kendini anlatmak, başkasına yönlendirir gibi kendine çağırmak!

Beşer zihni; biri bir şey anlattığı zaman anlatanı, anlattığı konuya tam vâkıf ve gerçekten o hali yaşıyor kabulü içindedir. İşte bu kabul; pek çok insanı suiistimale, kullanılmaya, sömürüye açık hale getirmiştir. Allah Dostlarından bahsedeni Allah Dostu sayma eğiliminde misiniz?!

Kişinin Rabbiyle olan irtibatı onun kendi iç alemine ait bir konudur. Hiç bir Allah Kulunun manevi durumu; Sünnetullah (genel geçer Allah Sistemi kuralları) ve Dünyevi İlişkiler (Muamelat) bağlamında ona özel bir yere konumlanma hakkı vermez. Kul, Sünnetullaha tabidir.

Bilinen insani ölçülere ve meşru gerçeklere aykırı olduğu halde işittiğiniz bir sözü değerlendirirken “O diyorsa mutlaka bir hikmeti vardır” kabulü ile anlamaya çalışıyorsanız, korkarım ki oltaya gelmişsinizdir. İslam Ümmetinin bir türlü iflah olmayışının esas nedeni de budur…

“O diyorsa hikmeti vardır” yaklaşımıyla çekilen perdenin ileri aşamada sizi içine çekeceği girdap “O yapıyorsa vardır hikmeti” anlayışıdır. Haram belli, Helal belli, Şüpheliler de kaçınılası iken bir davranış hakkında belirleyeceğiniz duruş bu ise sapma hızla meşruiyet kazanır.

İnsanları yargısız, yorumsuz, hükümsüz izlemek; söylenen- yapılan her şeyi meşru ve uygun kabul etmek demek değildir. Senin, insanların tüm hallerini hak görürüm ama bu haklı ve normal görmem anlamına gelmez. Dinin ve İnsaniyetin ilkeleri bellidir. Değerlendirir, gardımı alırım.

İslami anlayışta sorgulanamayacaklar yoktur. Sorgulanmayacaksa Allah’ın Varlığı sorgulanmazdı. Kültürümüz “İsbât-ı Vâcib” adıyla Allah’ı İspat eserleri ve tartışmaları zenginidir. Sorgulanamaz Bilgi, Sorgulanamaz Zat, Sorgulanamaz Yorum ve Yol yoktur! Sorgulayanlara selam olsun.

MÜ’MİN İNSANLARLA İYİ GEÇİNENDİR

İnsanlarla iyi geçinmeniz büyük ölçüde bilirken bilmez, görürken görmez, duyarken duymaz, hissederken hissetmez gibi davranmanıza bağlıdır. Çünkü her insan, bu hayatı çeşitli maskelerlerle sürdürmektedir ve maskesinin yüzünden çekilip alınması hiç kimsenin hoşuna gitmemektedir.

Tasavvuf, gelişim, psikoloji, enerji alanları vb bilgileriniz arttıkça kendinizi tanımaktan önce karşınızdakinin kompleks ve takıntılarını çok çabuk fark etmek gibi bir kabiliyet açılır. Ve siz kardeşçe bir tutumla bunu muhatabınıza bildirmek istersiniz. Sakın ha, aman yapmayın!

– Dost ve arkadaşlarımız, kendilerini perdeleyen şeyleri onlara göstermemizi isteseler de mi söylemeyelim?
– Söylemeyin!
– Basit mevzulardan gözümüzün önünde yanarlarken duyarsız kalamıyoruz. Yine de mi?
– Evet yine de
– Neden ama
– Kabul etmeyecekler çünkü. Ve sizi de yakacaklar.

– Görürken görmez, bilirken bilmez, duyarken duymazı oynamak sevdiklerimize?
– Oyna demedim. Görme, bilme, duyma dedim
– Elde mi? Göz var, kulak, his var. Fark ettiğimi fark ettirmezsem münafık hissederim kendimi
– İyi. Bildiğinden şaşma! Etrafında kimse kalmayana kadar devam et!

Eğitimde en geri kalmış metot “Anlatım”dır. Ülkemizdeki eğitim anlayışının ağırlığı da budur. En üstün metotlardan biri “Yaparak-Yaşayarak Öğretmek”tir. İslam Kültüründe “Lisân-ı Hal” denen duruştur. Sen sadece doğruyu, Hakkı yaşa kardeşim. Nasibi olan zaten duruşundan alır.

Senelerdir şahidim; mesaj yazarlar “N’olur perdemi fark ettir” Ufak ufak dokunmaya başlarım. Bir ciyaklama, bir isyan ki sorma! Az ileri gidip nasırlarına basınca da dünyanın en kötü adamısın! Durup dururken neden kötü olalım? Bırak göster diyene bile gösterme! Dayanamıyor bırak!

İnsanlara, talepleri cinsinden karşılık verirsen yanmazsın. “Başım ağrıyor” demiş peşine “Ağrı kesici var mı” diye eklemişse varsa ver, yoksa yok de! Ama sakın “Baş ağrısını hafife alma, beyinde ur olabilir, tomografi çektir” deme! Sakın! Varsa aspirin yoksa sus! Selamet budur.

Ülkemiz başta olmak üzere dünyada “Koruyucu Hekimlik” gelişmemiştir. Çünkü hiç kimse bir yeri ağrımadan dr.a gitmez. Ağrıdan korunmayı öğrenmek için hiç gitmez. Bu tavır hakikat ilminde de öyledir. Belasını bulmadan, beladan korunma yolu anlatmak masal ve abartı geliyor çoğuna.

Dostlarınıza en güzel ikram; onlarla en hoş geçinme yolu; tek yöne kanalize değil onlara yönler ve yollar sunmaktır. İnsan denen egoist mahluk öneriyi baskı gibi anlamaya müsait olduğundan tercihi yapmak ister. İma bile etmeyin. Bırakın o seçsin. Uçurumlu, virajlı yolu seçse de!

Sıkıntısını açtı. Peşine “Hangi esmayı çeksem” dedi. “Zikir vermek özel ehliyet ister, o ehliyete sahip değilim” dedim. Esma zikri demese tecrübeniz, görüşünüz, öneriniz nedir dese neler ikram etmezdim neler? Demedi. Yine de versem? Kıymetini bilemezdi. Çünkü istediği esma idi…

Derdini açtı. Çözümü de zikir filanla kısıtlamadı. Siz buyurun dedi. Belli, samimiydi. Samimiyet samimi paylaşımı açardı. Bildiğimi aktardım, uygula dedim. Bir hafta sonra “Şükran doluyum, yılların sorunu bu kadar kolay mı çözülürmüş” diye yazmış. Kul kula sebep. Lütuf Allah’tan.

İnsan dilinin altında saklıdır, buyurmuş Hz. Ali (kv). İnsanları kırmadan ve kendinizi de onların gerilimiyle kasmadan, yakmadan yaşamak mümkündür. Dile ve İstenene dikkat edin. İstenenin ötesine geçmeyin yeter. Samimiyseniz nasipli zaten alır sizden. Huzurlu ilişkiler dilerim.

ESİNTİLER

Söylediklerinizi duyanlar arkadaşınız,
Söyleyemediklerinizi duyanlar dostunuzdur.

Bütün yolları denediğin halde, çözümsüzlük aşılamıyorsa pes etmek, her şeyi bırakmak isteyeceksin. Öylece Bırak! Çözmeye çalışarak sen Rabbine gidiyordun. Çözümü bıraktın ya, şimdi Rabbinin sana gelme vakti. Şaşırma, az daha izle sükûnetle… Göreceksin!

Verecek hiçbir şeyin olmasa bile sakın canı yanana Nasihat verme! İyi niyetle yapsan da o an bu yaptığının ona sövmekle hiç bir farkı yoktur.

ÇOK BASİTTİ, ZORLAŞTIRDILAR

“Şeytanını müslüman etmek” Tasavvufun yaldızlı klişelerinden. Üst idrak; nihai durak, büyük zafer! Öyle ezberledin. “Kendiyle Barışık Olmak”tan başkası değildi oysa. Arın, Korun, Kaçın telkinleri; bu kadar basit olmayacağına inandırdı seni. Uğraştın hep, bitmedi kendinle savaşın.

Bana ne önerirsin, dedin. Olmam gerekenler? Olmamam gerekenler? Sordun durdun. Tavsiye bekledin samimi gözlerle. “Böyle güzelsin, olduğun gibi kal” dedim. “İlla bişeyler olmak veya olmamak mı gerek, güzelliğini hisset” dedim. Şaşırıp kaldın. Kendine eziyet önerenlere katıldın.

Duramadın. Ne okumalı, neyi zikretmeliyim dedin. Aynayı yüzüne tuttum; “Bunu oku her sabah ve akşam. Ve bunu zikret. Gördüğüne de ki Rabbim; Güzelliğine hayranım, sanatın ne kadar da muhteşem” dedim… Duydum, yapmamışsın. Kibri besler, nefsi azdırır diye kaygıya kapılmışsın.

Yüzüne bakman yasaktı. Vechini diğer vecihlerde aramalı ama sakın kendi yüzünde görmemeliydin. Vechullah, senin yüzün hariç her yerde vardı. Bir tek sende yasaktı. Yüzünü eskittin nice yüzlerde. Bitkin düştün, nuru pörsüdü yüzünün. Her vecihte O! Sendeki? Soramadın, korktun.

“Kendi kıymetini bil” demişim. Biz yokuz ki neyin kıymetini bilelim, söylemiyle büyülenmişsin. Yok uğruna vermişsin tüm kıymetleri. Hayat ve insanlar bozuk para gibi harcamış seni, yıkılmış dertlenmişsin. “Yokun derdi olmaz, yok harcanmaz” demek istemiş ama dememişim. Çünkü seni çok sevmişim.

EÛZÜ BESMELE

Benliğin sınırlı, taraflı, yargılı ve “Bence”ye dayalı bakış açısı ve anlayışlarının; hayatın gerçeğine aykırı olması ihtimalinden hareketle kişinin benimsediği inanç ve anlayışlarda kendine karşı teyakkuz halinde olması; din literatüründe “Şeytandan Korunmak” diye anlatılmıştır.

İnsan kendini beğenmezse yaşayamaz. Kendi görüşü, düşüncesi ve anlayışını beğenmesi, benimsemesi normaldir. Algı sınırlarını genişletmek isteyen; benimsedikleriyle kayıtlandığının farkına varır. Bu farkındalık “Yanılıyor olabilirim” esnekliğini getirir. İşte bu büyük bir adımdır.

Her an Şeytandan Allah’a Sığınmak; her an kişinin “Benimsediğim görüşler, düşünceler, tarzlar ve tercihlerim yanlı ve yanıltıcı olabilir” esnekliğini yaşaması ve her an benimsediklerinden öte anlayış, tarz ve görüşlere karşı da gönlünü açmasıdır. Söylemesi kolay, peki yaşamı?

Karar vermeyi, hükme varmayı, net sonuç elde etmeyi pek sever insan. Aslında bu; algıyı kalıpta dondurmak ve betonlaştırmaktır. Akarsuyu kesip gölet yapma çabasıdır. Akışın dondurulduğu her yerde algı da düşünce de donar, betonlaşır… Taşlaşmış Şeytan?! Ve ona teslim olmak…

– Din ve Bilimin uyuşmadığı konularda net sonuçlara varabildin mi?
– Hayır. Böyle bir amacım yok okurken
– Olur mu? İnsan aydınlanmak ister. Netlik ister.
– Din ve Bilimi ayrı ayrı değerlendiriyorum.
– Net sonuçları ne zaman umuyorsun?
– Hiç bir zaman. Yürüyüş çok çok güzel
– …..

– Bir ömür şüphe, bir ömür teyakkuz, bir ömür araştırma halinde olabilir misin? Hiç bir hükme varmadan, karar kılmadan?
– Ne diyorsun? Bu iki dağ arasına gerilmiş ipte sallanmaktır. Yapamam.
– Kendi çapını aşarak insanlığa da sıçrama yaşatanlar hep öyle yaşadılar. Korkunç mu?
– ….

“Çözdüm” diyen Kilitlendiğini; “Bildim” diyen Cehaletini; “Buldum” diyen Kaybettiğini ilan etmededir. Bir ömür gelişmek, genişlemek ve sana lutfedilen insani potansiyeli en üst seviyede, en verimli biçimde kullanmak istersen, hüküm bildiren bu üç kelimeden ömür boyu uzak dur!

Benimsediği anlayış, görüş ve inançlar olsa da farklı anlayış, özgün görüş ve çeşitli inanç tarzlarından yansıyacak ışığa da kendini açık tutmak; bir manada “Şeytandan Allah’a Sığınmak” tır. Bu sığınma Korkudan doğan Bilinçsiz Kaçış değil Farkındalıkla gelişen Bilinçli Tercihtir.

Şeytandan Allah’a Sığınma diye anlatılan; evrensel-insani olanı farkındalıklı tercih; damarsızlık, omurgasızlık, ilkesizlik değildir. Bu; evrensel insani doğrulara inananın tercihidir. “Sağ ayağım pergel iğnesi gibi İslam’a çivili, sol ile alemleri dolanırım” diyenin halidir bu.

Bilenin üstünde bilen, görenin üstünde gören, aklın üstünde akıl, fikrin üstünde fikir, görüşün ötesinde görüş olabileceğini hesaba katarak bilincini her daim esnek tutabilen; Şeytandan Allah’a sığınandır. Esnekliği taviz, bozulma, dejenere olmak sanan mı? Onu hiç konuşmayalım.

Eûzü okumak bir duruştur. Benimsediği düşünce, bilgi ve inançlarda yanılma payı olabileceği kabulüyle yeni bilgi, görüş, düşünce ve yaklaşımları değerlendirmeye açık olma duruşu. Bu esneklik ve duruşu kazanan zihin; benlik elinde oyuncak olmaktan, yanlışa savrulmaktan korunur…

“Eûzü Okumayan Besmele okuyamaz.” Kendisinde yerleşik inançların, benimsenen bakış açılarının, vazgeçilmez bilgilerin, tarafı olunmuş grupların nasıl bir kalıp ve kilit oluşturduğunu fark etmeyen; farklılıkların zenginliklerine açılamaz ve hiçbir zaman onları değerlendiremez…

– Bunaldığım, strese girdiğim, gerildiğim ve bir türlü çözemediğim konularda yanıyorum. Bunun genel geçer bir açıklaması, sebebi var mı?
– Evet. Eûzü okuyamadığı, Besmele ile ayağa kalkamadığı her konuda yanar insan.
– Eûzüyü anlattın. Besmele?
– Eûzü ekim, Besmele hasat!
– …..

– Eûzü ekim?
– Ürün dermek için hazırlık. Temizlik, ayıklama ve dikkatle zemin açmak nimete.
– Bilincin hazırlığı?
– Evet bilincin, benimsedikleri ile kayıtlanmamaya söz vererek, geniş tercih alanlarından erişecek farklı nimetlere kendini açması.
– Besmele hasat? O nasıl oluyor?

– Eûzü okunur, Besmele yaşanır. Eûzü okumanın ödülüdür Besmele yaşamı, okuyana.
– Biraz daha açsan.
– Tarlayı ayıklamış, temizlemiş, güçlendirmiş, çeşitli ürün tercihlerine açık hale gelmişsen; o tercihleri önünde hazır bulursun.
– Eûzünün doğal getirisi Besmele Yaşamı?
– Budur! Aynen.

Benimsediklerini kutsamaktan vazgeçebilen Eûzü okumuş; benimsediklerinin ötesindeki zenginlik ve enginliklere açılabilen Besmele Yaşamıştır. Enginlere açılmak kıyılara sıkışmışlığını fark etmekten geçer. “Az olsun benim olsun, emniyetli olsun küçük olsun” la nereye varılır ki?!

“Bence” diyenlerin dünyasında “Bize göre” gruplar, ekoller, hizipler cirit atarken “Benimsediklerine Adanmayı” hayat sanıp yandı, kavruldu, acılara gark oldu beşer. “İnsanca” diyen nerede? Eûzüyle cehennemini söndürmek, Besmeleyle cennetini inşa etmek “İnsanca” bir anlayışla mümkün. Nasibimiz olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir