Değiniler- 178

Değiniler- 178

HADDİ AŞMANIN FARKLI BOYUTU

Sağlam olduğuna inanan Hastaya deva olmaya kalkışmak; Gördüğü iddiasında olana Göstermeye çalışmak, Muhtaç olmadığını düşünene yardım etmeye girişmek de bir çeşit haddi aşmaktır. Haddi aşanlar; gazabı kendilerine nasıl davet ediyorlarsa bunlar da öylece davet eder ve mutlaka bedel öderler.

Sağlamlığına inanan Hastaya şifada ısrar ederseniz “Kendisini sizin hasta ettiğinizi”; Gördüğüne inanana göremediğini Göstermek isterseniz “Kendisini kör yerine koyarak aşağıladığınızı”; Muhtaç olmadığına inanana yardımda ısrar ederseniz “Sizin yüzünüzden bereketinin kesildiğini” söyleyerek karşınıza çıkabileceklerdir. Şaşırmayınız! Neden mi?

Kişinin düşünsel, ilmi veya fiili destek alabilmesi için öncelikle desteğe ihtiyaç hissetmesi lazımdır. Buna ihtiyaç duymadığı iddiasında olan; halinden memnun, inancından razıdır. Siz, “Her şey apaçık ortada, destek şart” diyerek işe giriştiğinizde onun inanç ve razılığına kurşun sıkmışsınız demektir. Hiç kimse kendisine kurşun sıkanı hoş görmez!

“Ağlamayan bebeğe emzik verilmez” halk deyişimiz, verme ve almada, hediye ve ikramda, üretme ve tüketmede istekli olmanın başlangıç ve esas olduğunu, bunun baz alınması gerektiğini vurgular. Biz ise doğruluğuna inandığımız konuları, doğruyu aramayanlara bile paylaşmakla onlara hizmet ettiğimizi düşünerek davranırız. Böylece hem onları zorlar hem de sisteme kafa tutarız.

Mevcut sisteme kafa tutan her tutum isyandır. Her isyan, cezayı davet eder. Deva istemeyene devacı, yardım istemeyene yardımcı, rehber istemeyene yol gösterici olmak da bir çeşit Allah’a isyandır. Her isyan gibi cezayı kendine çeker, bedel ödetir.

Merhamet ve Sevgi, kontrolü en güç iki duygudur. Ve bizler genellikle bunları israf etmeyi, saçıp savurmayı pek severiz. Oysa Allah’ın Sisteminde her çeşit israf ve savurganlık haramdır. Sevme ve merhamet duygusunu haddinden fazla kullanmak veya paylaşmak dahi israf kapsamındadır.

Allah Sisteminde insan ruhuna en ağır gelen tavır; Seyirdir. Bizden destek istensin istenmesin, yardıma çağrılalım veya çağrılmayalım, çare olma konusunda anında koşmak ve elde olanı ortaya dökmek bize insani bir erdem olarak benimsetilmiştir. Benimsediğimiz bu tavır; doğru mudur ki? Seyir isteyen yerde müdahil olmak da bir çeşit bozgunculuk olmasın sakın?

Sevme, Merhamet ve Yardım etme duygularınızı nerede, nasıl, niçin, ne ölçüde kullandığımızdan da hesaba çekileceğiz. Bunlardaki Cimriliğimizin olduğu kadar Müsrifliğimizin de bedelini ödeyeceğiz. Hesap her an görülmede ise ödeyeceğiz değil şu an ödüyoruz aslında.

YETKİ- SORUMLULUK DENKLİĞİ VE GÖREMEDİĞİMİZ

Kamu İdare Hukukunun temel esaslarından biri; Yetki- Sorumluluk Denkliğidir. Yetki verilen; yetki alanında sorumlu, Sorumlu tutulan; sorumluluk sahasında yetkilidir. Yetkisiz sorumluluk; sorumsuz yetkililik düşünülemez. Bu, idarî sistemin ve hukukun ruhuna aykırıdır.

Aslında yürürlükteki Allah Sistemi için de bu Yetki- Sorumluluk Denkliği aynıdır. Allah, yetki vermeksizin kulunu sorumlu tutmaz. Allah’ın kula verdiği yetki; onun akıl, irade, duygu, hayal vb düşünsel ve bedensel kuvvelerle donanmış olarak dünyaya gelmesidir.

Sorumluluk alan yetkiye talip olmuştur. Sorumluluk aldığı kadarıyla yetki sahasına açılır. İşi ve kurumuna karşı kendini sorumlu hissedip gereğini özenle yapana üst yetkiler açılır. Yetkisini kullanamayan, kullanmak istemeyen veya suiistimal edene o alan daralacak ve kapanacaktır.

İnsan zihni ve egosunun kendini güvende hissedebilmesi; yetkiyi kendine, sorumluluğu başkasına vermesindedir. İlginçtir ki her konuda yetkili olmak isteyen bireysel bilinç; iş sorumluluk almaya geldiğinde bunu ötelere atmakla kendisini güvende ve mutlu hissedeceğini düşünür.

Evrensel Sistem de Yetki- Sorumluluk Denkliği prensibiyle işliyorsa, yetkiyi kendinizde hissedip sorumluluğu başkalarına, ötedeki sebeplere atmakla aslında ne yapıyorsunuz? Üzerinize toz konmasın, sütten çıkmış ak kaşık gibi hissetmek adına neyi kaçırdığınızın farkında mısınız?

Sorumluluğunu almadığınız konuda size yetki verirler mi? Yaşadığınız bazı acı ve sıkıntılı olaylarda kendinizi temize çıkarabilir, insanları da kendinizi de öyle olduğuna inandırabilir, ikna edebilirsiniz. Bu, evrene ben sorumlu değilim mesajı değil mi? Karşılığı nasıl gelir?!

Yetki- Sorumluluk Denkliğini sorumluluk almamakla bozdunuz. Karşılık şöyle gelr: “Sorumlu değilsin öyle mi? O halde yetkili de değilsin! Madem öyle elin kolun bağlı senin” Bu Kur’an’da “Allah’ın Kalpleri Mühürlemesi” kavramıyla anlatılmıştır. Mühürleyen bir tanrı mıdır? Yoksa?!

Kalbi; Bilinci bir tanrı mühürlememiştir. Yetki- Sorumluluk Denkliğini benliği adına sorumluluk almayarak yıkan insan kendi kendini mühürlemiş, kendi kendinin ellerini kelepçelemiş, kullanabileceği çok yönlü kuvveleri olduğu gibi kilitlemiştir. Sonra ne mi der gafil insan?

“Tüm iyi niyetime, bunca sadaka çıkarmama, herkesin hizmetine koşmama rağmen neden başım bir türlü sıkıntıdan kurtulmuyor? Neden dualarım karşılık bulmuyor?!” İşte bunu der. En ufak işte bile sorumluluk almak istemeyene yetki verilmiyorsa Allah sana Kudretini nasıl açsın?!

– Allah’ın yardımı bana neden ulaşmıyor?
– Beklediğin konuda sorumluluk üstlendin?
– En sevdiklerim nankör kesildi. Güvendiklerimden elim boşa çıktı. Beslediklerim beni suistimal etti.
– Maşallah tertemiz! Sütten çıkmış ak kaşık! Melek!
– Alay etme!
– Asıl sen Allah’la alay etme!

– Allah’la alay?
– Yaşadıklarında ustaca kendini aradan çıkarıp suçlular icat etmek!
– Suçlular var ama! Yanlış yapanlar var! Görmeyeyim mi?
– Gör tabi. Hep öyle gör. Ve hep hayatını gündüz kabusları olarak yaşa!
– Neyi kaçırıyorum?
– Yetkiyi! Kudreti! Kolay Çözümleri!
– ..!?..

Hiç kimseyi suçlamadan, sebeplere topu atmadan içini yakan konularda kendi sorumluluğunu; ihmallerini, görmezden geldiklerini, içinden gelmediği için geri durduklarını düşün bu gece… İçini acıtsa da düşün… Bu sorgulama; sorumluluğu bütünüyle üstüne alman demektir. Ne mi olur?

Bana yanlış yaptılar
Beni üzdüler
Beni suistimal ettiler
Beni anlamadılar
vb konuşanlara hayatın akışına uyumlanma Dinginliği ve Huzuru; o akıştaki problemleri çözme, tıkanıklıkları açma Cesaret ve Kudreti açılmayacaktır. Çünkü onlar bu tür sözlerle o açılımı reddetmişlerdir.

Yaşadıklarının sorumluluğunu alana, Kudret kapısı açılır. “Yürü Ya Kulum” diye bilinen huzur, genişlik, bereket, afiyet kapısı. Ayette geçen “Gir Cennetime” dercesine. Sorumluluk Alana Yetki Verilir. Sorumluluktan kaçan Dar Alana Hapsedilir. Denkliği gözetenlere Selam olsun.

HERKESİN BAKMADIĞI YERDEN BAKABİLİR MİSİN?

Hakikati kavrama ve olgunlaşma alametlerinden biri de insanlar belli konuları haklı-haksız, doğru-yanlış, adalet- zulüm kutuplarına ayrışarak ele alırken sizin orta yol ve denge noktasından yaklaşıyor olmanızdır. Bilirseniz bu bakış herkese nasip olmayan çok büyük bir nimettir.

Suçlunun zalimliğini herkes görebilir, söyleyebilir. Siz, suçlunun suça itilmesinde, yaptığı zalimlikte mazlumun payını görüp söyleyebilir misiniz? Yoksa genel- bilinen hükme, bakışa ters düşmeme adına susar mısınız? Susmak bi yana bunu aklınıza bile getirmek istemez misiniz?!..

Hak gaspı, sınır aşımı, kural çiğneme vb konularda haklı- haksız kabulüyle adalet arayışına çıkarız. Hüküm de bu çerçevede verilir. Amaç % 100 haklı veya % 100 haksızı bulmak gibidir. Oysa hepimiz içten içe biliriz ki hiçbir olayda hiç kimse %100 haklı veya %100 haksız değildir.

Son yıllarda hukuki alanda “Uzlaştırma” mekanizmasının daha fazla devreye alınmasının temelinde insanlığın bilinç gelişimi yanı sıra %100 hüküm verme yanlışının fark edilişi vardır. Haklı- Haksızdan öte Hakkı arama ve hakkınca hak sahiplerine teslim etme bilinçlenmesi vardır.

Evin sokağına park edilmiş araca arkadan vurmuş manevra yapan kamyoncu. Görüşürken “Ben suçluyum ama senin de park ediş yönün hatalı” demez mi? Delirdim. Yılların yol kurdu: “Polis buna 8/8 vermez, gel biz aramızda anlaşalım” dedi. Park yönü? Haksız mı? Sindirmeli mi? Duran araç!

Şunu sindirmemiz ve kabullenmemiz gerekiyor; insanlar arasındaki meselelerde hiç kimse % 100 haklı veya % 100 haksız değildir. Hayat; suya taş atılınca git gide büyüyen ve iç içe girişen dalgalar misalidir. Büyüme ve girişme kemale erdiğinde dalgalar yerini sükunete bırakır…

Kendini bütünüyle haklı hissettiği konuda haksız olduğu noktaları da göz ardı etmeksizin haksız saydığına tolerans göstermek; hüküm vermede acele etmemek üstün bir insani anlayış, erdemli bir duruş ve medeni bir tutumdur.

Açıkça suçlu olduğu konuda kendisine savunma, üste çıkma şansı verecek açıkları, yanlışları, ihmalleri muhataba söyleme, karşı tavır olarak öne sürme imkanı varken suçu tamamen üstlenerek hatayı itiraf veya kaybı tazmin etme davranışı da kemal sahibi olmanın işaretlerindendir.

Affedilmeyecek suç,
tolerans gösterilmeyecek hata,
helalleşilmeyecek yanlış yoktur aslında.
Taraflar; haklılıklarındaki haksızlıklarını görebilir;
haksız görüldüklerindeki haktan vazgeçebilirler ise.
Zıtların Cemi; savaştaki barışı, ayrılıktaki birliği sezmek ve yaşamaktır…

Haklı haksız
Suçlu suçsuz
Doğru yanlış
Dengeli tutarsız
Ölçülü ölçüsüz…
Nihayetinde hepsi de ben odaklı yaşamın dünyasına ait.
Ben ötesine geçip oradan seyretmek?
Orta Yoldan Denge Noktasına ilerlemektir!
Arayan bulacak, bulan hoşnut olacaktır.
Arayanlara selam olsun…

KEŞKESİZ VE PİŞMANLIKSIZ YAŞAMAK İÇİN

İnsanlık, “Bilgi Çağı”na geçişle “Sezgi Çağı”na kendisini kapatmıştır. Adı, “Yeni” olarak etiketlenen her şey, insan zihninde bir “Eski” algısı oluşturur ve zihin bu algı etkisiyle Yeniyi yaşamanın Eskiyi retle mümkün olduğuna, onu yok sayması gerektiğine inanmaya başlar.

Oysa Doğa ve Evren Yasaları tam tersine bir sistem- işleyişle ayaktadır ve süreçler buna göre çalışmaktadır. Bu da, Eskinin bütünüyle iptali- reddi değil; onun bir merdiven basamağı veya bir ara geçiş formu olarak sonraki oluşumlara altlık, zemin ve temel oluşturması şeklindedir.

Doğal Seleksiyonu biliyoruz. Canlılar Âlemi buna göre varlığını sürdürmekte. Bu dizilimden her hangi bir unsuru çeker, yok sayarsanız bütün devreleri bozmuş olursunuz. Yeniyi kuşanmak ve yaşamak adına Eskinin bütünüyle atılması; zincirden halka sökülmesi yoktur Evrensel Sistemde.

Doğal Seleksiyon bilgi, düşünce ve medeniyet inşalarında da aynıyla yürürlüktedir hep. Siz, Fatih İstanbul’u fehtetti diye Bizans’ın her şeyini yok saydı, sildi, gömdü mü sanırsınız? Asırlara, kıtalara hükmetmiş Osmanlı Medeniyeti, Bizans gelişimi ve mirası üzerinde yükselmiştir.

Aynı durum dinler, felsefeler, bilinç disiplinleri gelişimi için de geçerlidir. İslam olduk, geçmiş inançları sildik öyle mi? İslam olmak bu mudur? Kelime Tevhiddeki batılı ret, bir yok etme ve silme midir, yoksa eskinin basamak olduğu farkındalığıyla ileri yürüyüş çağrısı mıdır?

Burada kalma, ileri yürü demek geldiğin yolları yok sayma anlamına gelmez, gelmemelidir. İnsani, toplumsal, medeni gelişim; aynı insan büyümesi gibi kök- temeli inkar etmeden yükseliştir. Olgunlaştım deyişiniz çocukluk yaşamadım anlamına gelir mi? Olgunluk; ergenliğin meyvesidir.

Yaşadığım coğrafyanın Kadim Medeniyetler Mirasını inkar edebilir miyim? Ettim diyelim, yok olmuş, bilincimden bütün etkileri silinmiş midir? Yok böyle bi şey! Bütün mesele basamakta kalmadan merdiveni çıkmaktır, basamak kesmek değil. Nasılsa çıktım diye merdiven yakmak hiç değil.

Bireysel Bilinç- Düşünce Gelişimimiz için de durum aynıdır. Şu ana kadar geçtiğim hiç bir anlayış aşaması boş değildir. Yaşadığım her şey şimdiye zemin olmak üzere bana yaşatılmıştır. İnkar edeceğim, yok sayacağım hiçbir fiil ve düşünce yoktur. Ben köklerim ve dallarımla benim!..

Ya içimizi yakan pişmanlıklar? Ya hak etmediğimizi düşündüğümüz belalar? Ya altında ezildiğimiz hatalarımızın acı hatıraları? Onlar da basamak ve ara form mı şimdiye? Evet aynen öyle! Tövbe eder, pişman olur, fark eder ama yaşadığımız hiçbir şeye “Keşke” deme inkarına düşmeyiz!

Hurafe, efsane, mit, masal, destan, hikaye, rüya ve hayallere sırt mı dönelim? Bilgi Çağında bunlar abesle iştigal mi? Akıl ve Bilgi devreye girdi diye Hayal ve Kalbi inkar öyle mi? Seni bilmem ama ben kendi ayağına sıkacak, evinin temeline dinamit koyacak kadar aptal değilim.

İnsanlar, ideolojiler, akımlar size Devrim yaptık, her şeyi sıfırladık, Yeniledik diyebilirler. Bu sadece zandan ibarettir. Devrim ve Yenilenme dediğiniz dahi o ana kadar çıkılan duvarın yükseltilmesi, o ana kadar gelinen basamağın birkaç basamak daha arttırılmasından ibarettir.

Bugün villa, dubleks ve triplekste oturmanızı; tarım devrimiyle tarlaların yanına kurulan ilkel kulübelere borçlusunuz. Bugünkü uzay teknolojinizi Tekerleğin icadına borçlusunuz. Neyi nereden söküp atıyor da eskiyi siliyorsunuz?

Osmanlıdan Bizans’ı çıkaralım? Kubbeli camilerin kubbelerini yıkmalı o vakit. Kubbe; Bizans’tır. Cumhuriyetten Osmanlıyı çıkaralım? Cumhuriyetin kolay inşasını sağlayan Bürokrasi Birikimi Osmanlı mirasıdır. Yoksa sen Meclisi yeni mi sandın? Meclisi Mebusan İstanbul’dan Ankara’ya taşınarak meclis kurulmuştur.

Özlüyorsun değil mi?
Maneviyatı, Kalbi, Duyguyu ve Hayal etmeyi özlüyorsun içten içe…
İtiraf ediyorsun; fazlaca mekanikleştik, robotlaştık; sanki bir şeylerin ruhunu kaybettik diye. Aradığın Huzur; İnkar ettiklerinin arasında, içinde saklı.
İnkar etmeden bakarsan göreceksin!

Keşkesiz ve Pişmalıksız Yaşam mümkün mü?
Pekala mümkün.
Yeniye açılma adına Eskiyi kapatma gafletine düşmezsen tabii.
Yükseliş namına basamak sökmez, temel dinamitlemezsen tabii.
Keşkesiz ve Pişmanlıksız Yaşam; İnkardan sıyrılanın nasibi.
Lütfola İhsan ola…

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir