Değiniler- 203

Değiniler- 203

ÇOCUKLARI KÜÇÜK KURŞUNLA ÖLDÜRÜRLER DEĞİL Mİ ANNE?

✔️ Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada, bilmiyorum demek hoşuma gidiyor…

✅ Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya.

✔️ Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım…

✅ İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi… En çok da sevgiyi…

✔️ “Hiçbir iz yok,” dedi Reşit. Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde…

✅ Yalnızlık biraz da vazgeçmektir.

✔️ Alnımıza yazılmış yalnızlıklardı babalar.

✅ Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.

✔️ “Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…” Yanıma oturmuş, gözlerindeki cellat gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. “Tekrarlardan değil,” dedi; “Tekrarların tekrarından…

✅ İçimizdeki kalabalık her daim dışımızdakinden daha büyüktür.

✔️ …bir ölünün sessizliği, yeryüzünde yapılan konuşmaların topundan daha fazla ve daha derin bir şeydir.

✅ Nefret edemeyenin sevgisi de yalandır.

✔️ ….kaba adamlar sürekli incelikten, kibirliler dönüp dolaşıp tevazudan, kötüler ısrarla iyilikten söz etti…

✅ İnsanların büyük kötülüklere yol açan iyilik anlayışlarından korkuyorum…

✔️ Sevdikçe kanatlandım, sevildikçe uçtum!

✅ Kendim olmaktan çıkıp etrafa dağılıyordum sanki.

✔️ İnsan yandığı vakit yürek gövdenin içinde değildir de, gövde yüreğin içindedir belki…

✅ Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum…

✔️ “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” sorusu da unutamadığım ve asla unutamayacağım cümlelerden biri.

✅ İcra memuruydum. Bir eve girdik içeride evin çocuğu çizgi film izliyor ama biz televizyonu da haczedeceğiz. Çocukla göz göze geldik. Ben o gün istifa ettim.

✔️ Dünya çocuklarla delilerin, başka bir deyişle ne yaptığını bilmeyenlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor bence. Onlar olmasa, aklın rüzgârı dünyayı döndürmeye yetmez…

✅ ….bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor.

✔️ İnsana kendi yaşamı bile büyük geliyor kimi zaman; ne yapsa, kimi sevse, kimlerce sevilse, hangi işlerle uğraşsa ve nerelerde gezip dolaşsa, bir türlü dolduramıyor.

✅ İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır.

✔️ …var hükmünde bir yoktur benim ulaşamayıp da yıllardır hasretini çektiğim, yok hükmünde bir vardır…

✅  … kendini kendine gömebilmesi için delirmesi, delirmesi için de herkesten akıllı davranması gerekmişti.

✔️ Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi…

✅ Deniz çölün düşüymüş belki, ya da çöl denizin…

✔️ Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi.

Bu sözler, tanımakta çok geç kaldığım bir gönül insanına, Türkçemizin farklı rengi, Anadolu’muzun armonisi güzel insan Hasan Ali TOPTAŞ’ın eserlerinde geçiyor. Karıştık, dağıldık, neler oluyor diye şok geçirmezseniz bu güzel insanı okuyun derim. Bari siz geç kalmayın olur mu!?..


YANLIŞI BİR BAŞKA YANLIŞ ÜZERİNDEN SAVUNMAK

Topluma mâl olmuş insanların yanlışları ortaya konduğunda bunu öğrenenler; yanlışa yanlış demek yerine ama sizinkiler de şöyle yapmıştı yaklaşımı geliştiriyorsa, orada doğruyu, hakkı ve gerçeği arayış değil, yanlışın diğer yanlış üzerinden savunulması gibi tuhaf bir durum vardır.

Kitlelerin, tarafı olduklarına karşı fazlasıyla hoşgörülü olmaları bir noktaya kadar anlaşılabilir. Ne ki yanlışlar apaçık ve herkesin gözü önünde sergilenmişse sırf benimsediği tarafın yanlışı olduğu için sus pus olmak veya üç maymunu oynamak; medeni değil vahşi bir tutumdur…

Sevmek benimsemeyi, benimsemek hal, hareket ve söylemlere ziyadesiyle hoşgörülü olmayı getirir. Nefret de öyle. Gerçekte bir madalyonun iki yüzü gibi olan sevgi ve nefret, farklı gibi görünen benzer halleri tetikler. Sevdiğinde yanlış, Nefret ettiğinde doğru görmemek ne peki?!

Sevdiğimizin yanlışını, Nefret ettiğimizin yanlışı üzerinden savunmak?! Ama o da şunu şunu yaptı. Bu tutumun varacağı yer şudur: Doğru, hak ve gerçek konusunda ölçüyü kaybetmek! Ölçüleri sevgi ve nefrete ayarlı hale getirmek! İşte bu, toplumlar ve medeniyetlerin çöküşü demektir.

Öldürmeyeceksin!
Çalmayacaksın!
Zulmetmeyeceksin!
İnsanlığın genel geçer ortak ilkelerinden bazıları bunlar. Adamına ve grubuna göre de değildir. Öldürme, çalma ve zulüm; kim, kime karşı, niçin, ne şekilde yaparsa yapsın kötüdür ve lanetlenmelidir…

Zihnin hem yararlı hem de zararlı bir yeteneği de “Meşrulaştırma” işlevidir. Kötü, lanetli ve aşağılık fiili işleyecek olan; onu zihninde meşrulaştırmadan işleyemez. Hırsız, çalmanın kötülüğünü bile bile çalamaz. Çalışına meşru kılıf geçirmelidir. Öldüren de öyle, Zulmeden de.

Mahkemelerde öldürenlerin, çalanların, zulmedenlerin savunmalarını dinlediğinizde aklınız durur. Pes yani demekten kendinizi alamazsınız! Neden böyledir? Özü; temiz ve saf olan insan, kendi fiiline kendince meşru gerekçe bulmadan, yüksek bir anlam yüklemeden kötülük yapamaz…

Evrensel Ölçüler zaman, mekan, kişi, grup ve duruma göre değişen ölçüler değildir. İnsanoğlunun sevgi, nefret, beğeni, tarafgirlik vb duyguları bu ölçüleri gevşetme, çarpıtma, şirazesinden çıkarma eğilimindedir. Çünkü sevdiğinde hata, sevmediğinde doğru görmeme zaafıdır insanın.

Kur’anın pek çok yerinde “Ölçüyü Bozma”, “Tartıda Hile” konusunda uyarılır insan.
Uyarı; ticaret hayatı diye anlaşıla gelmiştir. O kadar basit midir?
Ölçüyü; dengeyi bozmak; tartıda hile yapmak?
Evrensel ölçüleri nasıl sündürdük?
Kavramların içi nasıl boşaltıldı?
Farkında mıyız?

Henüz olgunlaşmamış bilinçlere dört koldan “Aşk Kutsaldır” pompalanmışsa “Aşk Cinayeti” diye bir kavramı kucağımızda bulmak garip midir? Siz belli makamlardakilere “Bal tutan parmağını yalar” edasıyla bakarsanız “Hamuduyla götürmüş” e sitem etme hakkınız var mıdır? Düşünmeli!

Vicdan? Çözüm vicdan mı? Meşrulaştırma işlevine sahip zihin, vicdanı susturamasa bunca kötülük olur muydu? Vicdan kavramına fazla anlam yüklemeyiniz ve güvenmeyiniz. Vicdan; edinilmiş, göresel bilgiye göre işler. Esas olan vicdandan öte Evrensel Normlara Dayalı Farkındalıktır.
Zulüm; kim tarafından, kime karşı, ne amaçla yapılırsa yapılsın zulümdür ve karşısında olmak gerektir. Mazlum; kim olursa olsun, nereye mensup olursa olsun, ne sebepten yapılırsa yapılsın hakkı gasp edilendir, sahip çıkılmalıdır, yanında yer almak gerektir.

İşte esaslı gerçek:
Sadece Söylediklerimizden değil,
söylememiz gerekirken Sustuklarımızdan da mesulüz ve bedelini ödeyeceğiz.
Sadece Yaptıklarımızdan değil,
yapmamız gerekirken Boşverdiklerimizden de mesulüz ve bedelini ödeyeceğiz.
Evrensel Ölçüleri Koruyanlara selam olsun.

SEVGİ VE NEFRETİN ÖTESİNDEKİ ALEM

İnsanı, en sevdiği arındırır sevdiklerinden…

Sevdiklerinin elden çıkışı, sevmediklerinin üstüne üstüne gelişi karşısında yanar insan… Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi, kayıtsızlığına erene dek yanar…

Nefretler sevgiye dönüşene dek mi sürer yangın?
Hayır güzelim.
Nefret denen negatif bağ, ne kadar bağ ise Sevgi denen pozitif bağ da en az o kadar bağdır. Zihnin bağlar ötesi bir gezintiye açılmayı öğrenene dek sürer senin bağdaki yangın…

Tarlaya pislik attı çiftçi. Toprak, pisletti beni demedi, tohuma gübre diye aldı ve değerlendirdi. Bahçıvan kazma kürekle girişti; yardı, ayırdı, sızlattı toprağın bağrını. Toprak, yediverenler olarak gülümsedi bahçıvana. Ne yapılırsa yapılsın, alınmadı, yüksünmedi toprak…

İnsanı, en sevdiği koparır sevdiklerinden.
Sevmediği koparsa haklı çıkar, ondan beklenirdi zaten der, egosunu yine beslerdi insan.
Egosu ters köşe olsun diye en sevdiği koparır.
Beklemediği incitir yüreği.
İncitir ki, sevgiden de nefretten de arınıp
Kendi olanı bilsin deyu!..

Sevgi de Nefret de insanın yüklediği anlamlardır diğer insan ve eşyalara.
Oysa ne sevilesi ne de nefret edilesi vardır.
İnsan işte, kendi kendine, kendince yükler anlamları.
Ve sonra da yüklediği anlamlar kadarıyla mutlu olur, anlamlar kadarıyla yanar.
Hiç anlam yüklemese?!..

Mutlusun? Niye?
Sevdiklerinden ilgi, şefkat, değer ve hürmet gördün!
Mutsuzsun? Niye?
Sevdiklerin ilgisiz, acımasız ve hürmetsiz çıktı!
Kim dedi ki sana insanları “Sevdiklerim” ve “Nefret ettiklerim” olarak ikiye böl diye?!
Kim dedi sahi?
İkilik; Şirk; Pislik ve Azap mıydı?!..

Ne diyordu Tevfik Fikret?
HUZUR; SEVGİ VE NEFRETİN ÖTESİNDEKİ ALEMİN ADIDIR
Ne söylemiş ama koca şair, ama ne söylemiş
Sen mutluluk mu arıyorsun huzur mu?
Mutluluk arıyorsan daha çok yanacaksın
Huzur? Sevgi ve Nefretin iki sokak ilerisi; Tevhid Bulvarı..

TEPKİSELLİK FIRTINASINDA YİTİRMEK GERÇEĞİ

Sövmek, muhalefet etmek, oluşan tepkisellik rüzgarına kapılarak akıntıya kürek çekmek; düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, arka plan üzerine kafa yormayan zihinlerin günlük gıdasıdır. Ve sosyal medya, açlığını çabucak ve bi şekilde bastırmak isteyenler için iyi bir sofradır.

Düşünmeyen, uyduruk gıda paketleri gibi sosyal medyadan beslenen zihinler için hayırlı faaliyetleri desteklemek; güç sahiplerine yalakalık etmektir. Uyumlanmak ile körü körüne itaati, bile bile aynı şey gibi gösterenler için uyanık davranmak devlet düşmanı olmaya eş gösterilir…

Sövme, yıkıcı eleştiri, ateşli muhalefetin her dönem en güçlü malzemesi; açlık, sefalet, işsizlik, ekonomik bunalımdır. İşin garibi bunu gündem edenler açlar, işsizler, gerçekten sıkıntı çekenler değil, fil dişi kulesinden nutuk atan, yoksul edebiyatı yapan varsıllardır….

Ülkenin yollarını altından yapan bir yönetim olsa ona da itiraz edecek, eleştirecek hastalıklı bir kitle var mıdır? Kesinlikle! Ne mi derler? Ne demezler ki? Altın ama ayarı düşük, altın ama bakır karışımı fazla, altın ama neden şimdi, altın ama… Ve bu amalar hep alkış bulur…

Lideri, önderi anlatan kitap belgeye dayanmalı, dil- anlatımı kaliteli olmalı, dipnotlarla kaynaklar belirtilmeli ve vatandaşa ucuz ulaşmalı değil mi? Çünkü lider ülkenin lideri. Dipnotsuz, belgesiz, dil kalitesi düşük kitap 2.500 TL den peynir ekmek gibi gitti. Soygun değildi!

Sosyal Medyayı bilgi kaynağı sayan kitle; dinlediğini işitmiyor, baktığını görmüyor! Tarafgirlik ve benimsemecilikten sıyrılıp dinlese, basiret gözüyle baksa fark edecek, durum hiç de sunulduğu gibi değil. Beşer kolaycıdır; İnsan zor da olsa araştırıcı. Beşer niye yorulsun ki?

Şimdi şunu soralım kendimize;
Bize gelen bir haberi, bir bilgiyi, bir olayı geldiği şekliyle kabul edip sonra da benimsediğimiz veya reddettiğimiz değerler üstünden hüküm vermenin, öyle inanmanın, inandığı gibi onu yaymanın bize bir zararı, vebali ve negatif getirisi olur mu?!

Hücürat Suresi 6. ayet;
“Ey inananlar! Eğer bir fâsık (yalan haber taşıyan) size bir haber getirirse, onun doğruluğunu
araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz!”

İnsanların sözleri, davranışları ve görüşleri hakkında hüküm vermeden önce Allah Resulü (sav) in şu sarsıcı sözünü düşünmeli değil miyiz? “Açıp da kalbine mi baktın?..”

Bakın, bir Kızılderili Atasözü birisi hakkında hüküm vermeden önce nasıl davranmamız gerektiğini ne kadar da çarpıcı ve veciz bir dille ifade etmiş: “Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun ayakkabılarıyla yürü!..”

Anlık haber-derme çatma bilgiyle hüküm verdiğimiz her insan, her olay, her durum bizden bi şeyler alıp götürür. Enerjimiz çekilir, moral gücümüz azalır, idrakimiz kapanır, basiretimiz körleşir fark etmesek de! Değer mi? Araştırma, tetkik, sorgulama yolunu tutana selam olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir