Değiniler- 207

Değiniler- 207

BİR KERE UYANMIŞSAN

Bir kere uyananı bir daha uyku tutmaz! Uyanmak ne kadar zorlu bir süreçse bir daha uyuyamamak gerçeği belki ondan daha da zordur. Her şey tersine döner dünyanızda. Uykusuz edemeyenlerin gecesinde gündüzü, onların gündüzünde geceyi yaşamaktır artık payınıza düşen…

Uyanan ve bir daha uyuyamayacak olan, uyku müptelalarına hiçbir zaman halini anlatamayacaktır. Paydaş bulamayacağı gibi tersine yaşadığı kanaatiyle gizli ve aşikar cephelere de muhataptır artık. Sessiz olmalıdır. Herkes mışıl mışıl uykudayken rahatsızlık vermemelidir çevreye…

Üç zorlu ödevi vardır uyananın;
Uyuyamayacak olduğu gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek,
Uyuyanları hiçbir şekilde rahatsız etmemek
Ve uyuyanlar arasında uyanıklık eşiğinde olanları daimi uyanıklık ile yaşanabileceği gerçeğine doğru yüreklendirmek…

“Marifet kuşanmak” derler, “Halk içinde hakla beraber olmak” derler, “İncitmeden yaşamak” da derler. Aslında demek istedikleri şudur; uyananın uyuyanı rahatsız etme hakkı yoktur Uyanmak suçtur sanki. Uyanan ayak parmakları üstünde yürümeli; fısıltıyla konuşmalıdır. Suç mudur uyanmak?!

Evet suçtur.
Gece uyunacak, gündüz uyanık kalınacak koşullanmasıdır alemin düzeni.
Uyanan; düzene kafa tutandır.
Uyanan, çarklara çomak sokandır.
Uyanan; uyuyana gafletini anımsatandır.
Gafleti yüzüne vurulan sever mi hiç aynayı?
O yüzden suçludur
Hem de en büyüğünden suçlu!..

Kiminin kitaba
Kiminin hitaba
Kiminin seraba kapıldığı, rüyalar içre kanatlandığı bir dünyada kitabın, hitabın dahi uyku ilacı olduğunu fark ettirmek? Oyunbozanlıktır.
Oyunbozan sevilmez oyunda. Bu yüzden suçtur Uyanmak!
Suç işlemeyecek olsaydınız, sizi helak eder… … Neyse…

ALLAH’I GERÇEK MANADA TANIYAN

Allah’ı gerçek manada tanıyanlar; hiçbir işlerini Allah’a bırakmazlar!..

Sığınma, havale etme, inayet dileme; beşerin kendi potansiyeline gönüllü ihanet etmesi; başa çıkamadığı olay, durum ve insanlar karşısında adeta bir çeşit kendini uyuşturma ihtiyacı duymasıdır. Allah’ı tanıyan, kendini Allah ve onunla bağlantılı argümanlarla uyuşturmayandır…

İnsanlık tarihi boyunca tanrı, kullanışlı bir enstrüman ola gelmiştir. Her tür beceriksizlik, korkaklık, cesaretsizlik ve başarısızlığı ona yükleyebilir; böylece kendinizi rahatlatabilirsiniz. Kızdıklarınızı cehenneme, sevdiklerinizi cennete ona yaslanıp yollayabilirsiniz…

Tanrıyı kullananlar ona hizmet ettikleri savına; kendi potansiyellerine ihanetle pasif bekleyişi kulluk sananlar tanrı tarafından kullanıldıkları lütfuna yaslanmışlardır. İnsan; hiçbir üst güce kendini kullandırmayan, hiçbir üst varlık adına da başkalarına hegemonya kurmayandır.

Rab Hak’tır, kul Hak’tır;
Ah bileydim, kimdir mükellef?
Kuldur dersem, o ölüdür!..
Rab’dır dersem; o hâlde,
“Rab” nasıl olur mükellef?.. {İbni Arabi}

Tanrı, Allah veya başka kelime, ne diyorsanız… Sığınma, havale, sonuçları- suçları üzerinizden atma, biriken sorumluluk sıkışmışlığından kurtulma adına kullandığınız bir veya kendisi tarafından kullanıldığınız bir varlık mı? Kullanan ve kullanılan; Kendi olabilir mi hiç?!

Allah’ı tanımaya çalıştığımız için tanıyamadık kendimizi!
Allah’ın işlerini çözmeye giriştiğimiz için çözemedik işlerimizi!
Allah lafzını kullandığımız için göremedik ismimizi, neslimizi ve sonsuza akan izlerimizi! Kendinden kaçışın bahanesi olmuş Allah! Bu nasıl bir aldanıştır?

İşin özünü fark etmiş kimi tanıdımsa hep aynı tavır; Allah dememeye çalışıyorlar. Kullanmıyorlar o kelimeyi. Neden dedim birine? Vakti var, anlarsın dedi günü gelince Allah’a Firar etmek Ona kaçmak? Kendinden kaçak? Keskin bıçak? Kendine varmak?

AKILLA VAHYİ UZLAŞTIRMAK İSTEYEN BİLGE

✅ Nerde olursak olalım İlim anavatanımızdır; Cehalet yabancı bir yer.

✅ Yumurta dıştan kırılırsa yaşam son bulur, içten kırılırsa yaşam başlar; gerçek dönüşüm hep içten başlar.

✅ Fikirlerin kanatları vardır, kimse insanlara ulaşmasını engelleyemez.

✅ Vahiy yalnızca, kendisine akıl bahşedilenlere hitap eder ki o da insandır.

✅ Şeriat akıl ve vahiyle beraberdir. Şeriat; sebep, illet, vesile ve gayelere dayanır.

✅ Vahiy Aklı tamamlar, Akıl da vahyi.

✅ Gençler dini cahillik sayarlar; yetişkinler de cahilliği din sanırlar.

✅ Tek bir kitabı koruyabilmek için bütün risklere girmeye değer. Bir kitap, bir candan daha kıymetlidir.

✅ Bilge: Ben senin gibi “Güç” meraklısı değilim.
Hükümdar: Evet güç meraklısı değilsin. Ama “İtibar” meraklısısın. İlmin ve kitapların üstünden nesiller boyu sürecek itibar kazanmak istiyorsun!

✅ Onlar gibi Nefret edebilseydin ıstırap çekmezdin. Nefret edemediğin için ıstırap çekiyorsun sen. Nefret edememe beceriksizliğine Sevgi diyor olmayasın sen?!

✅ Devletimiz, Medeniyetimiz bir büyük fikirden doğmuşken sen fikirlere karşısın!
Ne yaptığının farkında mısın?

✅ İnsanlara coşku verecek şeyler söylersen sana, otoritene ve idarene dört elle yapışırlar.
Sözlerin Allah Kelimesiymişçesine sarılırlar. (Yani, ver mehteri, gerisini seyret!)

✅ İnsanlara bana itaat edin deme sakın. Allaha itaat edin, Resule itaat edin, Dine sarılın de. Sürekli tekrarla bunu! Böylece kendiliğinden sana itaat eder hale gelirler…

✅ İlahi Vahyin bir yorumunu en az vahiy kadar kutsal düzeye yüceltirseniz korkarım ki ümmet parçalanır. Hele vahye yapılan bir yorumu tutar da Aklın üstüne koyarsanız işte bu ümmetin intiharıdır.

✅ Vahiy sözle değil ancak fiil ortaya koymak, çalışmak, gayret ve eylemle tevil edilebilir; yorumlanabilir.

✅ Her ne ki akla uygundur; dine de uygundur.

✅ Aklı veren Allah’tır. Dini veren de.
Aklı ve Dini veren aynı ise bunlarda çelişki olur mu?

Akılla Vahyi uzlaştırmaya çalışan bir filozof İbni Rüşt. Ve işte onun hayatına, mücadelesine dair bir film. https://ugurfilm.com/al-massir/

KENDİ ALEYHİNE AŞIRI GİTMEK

“Yüce Allah” buyuruyor ki; De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer- 53)

Ayetin konusu ve bağlamı iyi incelendiğinde görülür ki “Kendisi aleyhine aşırı gitmek” günah- suç işleyen, yanlış yapan, mahlûkatın hakkına giren insanın; vicdan planında kendisiyle aşırı ölçüde hesaplaşması; günler-geceler boyu kendini içten içe yakması, gün be gün tüketmesidir.

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” Kendi vicdanınızın hâkimi, savcısı olabilirsiniz; hem olun da, ama bilin ki hüküm takdire bağlı, takdir de Allah’a aittir. Siz, kendinizi aşırı derecede yargılamakla da bir çeşit tanrılığa soyunuyor, bununla da Allah’a kafa tutuyorsunuz!!!..

“Onun Rahmetinden ümit kesmeyin” Ne kadar suçlu, yanlış, günahkâr olursanız olun; rahmeti tıkamaya kalkışmayın! Aşırı iç hesaplaşmanızla bunu yapıyorsunuz siz!.. Durun hele, bi nefeslenin ya, günah size ait ama Rahmet Allah’ın! Rahmeti tıkama, ümit kesme hakkını kim verdi size?

Kendisi aleyhine aşırı gitmenin, aşırı vicdan yapmak olduğunu nerden çıkardın? Acele etme, okuyoruz ayeti “Şüphesiz Allah bütün günahları affeder” Konu bu olmasa AFFETME teminatı niye? Konu bu olmasa günah ve af niye geçsin? Evet, Konu; suçlu- günahkârın aşırı vicdan yapmasıdır.

Kendini suçlayan, kendini affedemeyen, iç yargılamada aşırı giderken ne diyor Rabbi; Allah bütün günahları affeder! Rahatlamadın mı hala? Yanıyor musun? Bak bişey daha diyor “Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir!” Fark ettin mi, ne cezası; bağışlayacağım diyor ya!

Zümer-53. ayetten anladığım… Kimseyi bağlamaz. Yaşadıklarıma hem cevap hem şefkat tokadı bu! Senelerce yakarcasına yargılayarak kendi aleyhime aşırı gittiğim konuda şimdilerde utandırdı Rabbim! Kendi aleyhinize aşırı gitmeyin! Sizden büyük Allah var!

BİRİCİĞİNİZDİR SİZİ YÜKSELTEN DE ALÇALTAN DA!

Bütün acılarına, talihsizlik ve karamsarlığına rağmen bir insanı yıkıldığı yerden ayağa kaldırmak, yeniden mutlu, neşeli hissettirmek, hayata katmak istiyorsanız; o kendini ne kadar suçlu, zayıf ve talihsiz görürse görsün, siz ona onun sizin için Biricikliğini hissettiriniz…

Bütün âlem bir insanı kötülese, dışlasa, yok saysa, suçlu görse, şayet tek bir kişi onu yargıların ötesinde sevmiş, sevgisinden hiç vazgeçmeksizin ona Biricikliğini hissettirmeye devam etmişse; onun belalardan kurtulması, dertlerden arınması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Her ne kadar aileden mahalleye, işyerinden kente topluluk halinde yaşıyor ve etkileşiyor görünsek de insanı ayağa kaldırıp yücelten de, yere çalıp kahreden de aslında tek bir kişidir. Onun en değerli bildiği ve değer beklediği tek bir kişi!

En değerli saydığından beklediği değeri göremeyen cihana sultan da olsa gün be gün çöküşe, içsel bir eriyişe düşecek; En değerlisinden beklediği değeri gören ayaklara paspas da olsa gün be gün yükselişe, içsel bir dirilişe yönelecektir…

Bütün başarısına, iyiliğine, üstün vasıflarına rağmen birini gün be gün eritmek, silah kullanmadan öldürmek, onu iç âlemine hapsedip kahretmek isterseniz sürekli biçimde ona kendini değersiz, zayıf ve güvenilmez hissettiriniz… Çok geçmeden gözlerinizin önünde tükenecektir.

Sevgi ve yargısız- iyimser yaklaşım en vasat insandan en üstün insanı çıkarırken; Soğukluk ve sürekli yargılayan kötümser yaklaşım en üstün insanı bile en işe yaramaz hale getirecektir…

Sizi seveni sizden hızla uzaklaştırmak, kendinize yabancılaştırmak mı istiyorsunuz? Kolay. Onu sürekli kontrol edin, gözlem altında tutun, sizden ayrı olduğu anlarda neler yaptığını, çaktırmadan sorgulayın. Onu sürekli tedirgin edin. Çok sürmez, sizden aşama aşama uzaklaşacaktır.

Sizi seveni daha sever hale getirmek veya az sevenin sevgisini çoğaltmak mı istiyorsunuz? Onu alabildiğine özgür bırakın. Kontrol ve sorgucu olmak yerine her ne yaparsa yapsın onunla olduğunuzu ona hissettiriniz. Kısa sürede onun vazgeçilmezi ve biriciği haline gelirsiniz…

Sevmek özgür bırakmak; Güvenmek, yargılamamaktır. İnsanı dirilten ve yücelten Sevgi; İnsanı delirten ve öldüren Yargıdır. Siz size yakın olanların cellat ve gardiyanı mı yoksa şifası ve hizmetkarı mı olmak isterdiniz? Yaşamınızın huzur- azabı işte bu tercihinizde gizlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir