Bilinçte Yaşanan Devrim; MİRAÇ

Bilinçte Yaşanan Devrim; MİRAÇ

Mescid-i Haremden Mescid-i Aksaya

HAREM; en içsel, en yakın, en saklı, en derun mana. AKSA; en uzak, en ihtimal dışı, en akla gelmeyen, en zıt mana.

Ve sen ey Hakikat Gönüllüsü… Yolunun bir aşamasında karşına çıkan en ters, en zıt, en ihtimal dışı bir mana ile yüzünü gösterdiğinde hayretlere salınacaksın! “Hayatta olmaz, kesinlikle yan yana gelmeyi dahi düşünmediğim bir vecih bu” diyecek ama kalbinin o veche akışına da engel olamadığını fark edeceksin!

Hareminden Aksana sessiz, içsel, saklı gece yürüyüşün başlayacak işte o an! Aşk Burağına binişin kutlu olsun!

“Ve sen Hareminden Aksana Aşk Burağıyla eriştiğinde bir akşam vakti namaz kıldıracaksın Rasül ve Nebilere. Senin arkanda saf bağlayacak, cemaat olacaklar.
Bu ne demek düşündün mü hiç?..

Irk ayrımı, milliyet savaşı, fikir kavgası, memleket çekişmesi, doğu- batı çatışması gibi dünyevi şeylere girişen âşık gördün mü hiç? Göremezsin. Bu tip değerler (!) le hiç işleri olmamıştır onların!
Çünkü âşık; tüm renkleri, tüm ırkları, tüm manaları, tüm karakterleri, tüm vecihleri ardına alarak imam olmuştur kendi gönül mescidinde.

Çünkü o İsra etmiş; en içsel olanıyla en uzak olanını birlemiştir kalbinde.
Sen kitaplardan kavram tarayarak Miraç öğrenedur. Benim miraçtan anladığım budur, vesselam.

Miraç; Milattır

O büyük dönüşümle yeni bir sayfa açılmaz hayatınızda, Yeni bir takvim” başlar!
Bir yeniden doğuştur Mirac! Ölmeden Evvel Ölenin ilk kez gözlerini açması, ilk nefesidir yeni dünyaya!

Her şey midir? İş bitmiş midir? Beklenen kemâle erilmiş midir?
Kesinlikle haaaayır!..
Henüz çıkılan yeni yolun ilk istasyonudur Miraç!
Bilet alınmış, henüz binilmiştir araca.
Neye dayanarak söylüyoruz?

Rasülullah (as) ın hayatında Miraç son nokta mı?..

Hayır. Mekke döneminin sonlarına doğru oluşan bir idrak!

Sonrasında Hicret var, Savaşlar var, Anlaşma var, Kadir var ve nihai olarak Fetih var. Fethe uzanan idraklerin ilk kokusunun alınmasıdır Miraç.

Özü nedir?

“Rasülullahtan ilhamla bizde nedir?” onu anlamaya çalışıyoruz malum. Yoksa “Kalkmış adam Rasulullahın miracını yorumluyor, hem de çok basitleştiriyor” diye içinden mırıldananlar varsa ki olabilir, -basiretim de işitmem de fena değildir iyi duyarım- onlar iyi bilsin; “Biricik Evrensel Model Allah Rasülünden ilhamla biz kendimizde olayı anlamaya çabalıyoruz.” Hepsi bu.

Miraç dönüşümü; en büyük vazgeçilmezin bırakılıp yeni bir alana yönelinmesidir.

VAZGEÇİLMEZİNİZİN VAZGEÇİLİR OLDUĞUNU FARK ETTİĞİNİZDE BAŞLAR MİRACINIZ.
Neydi Allah Rasülünün en büyük vazgeçilmezi? Şüphesiz Mekke, Şüphesiz Kâbe!

“Kâbe civarında bu iş olmayacak, ben yeni bir sahada çalışmalıyım” idrakinin pekişmesidir miraç.

Ya bizde?

“Şimdiye kadar ki din ve dünya görüşümle sürdürdüğüm bu yaşam; beni hakikate taşımayacak, başka bir idrake kapı açmalı ona yönelmeliyim” kararlılığının oturmasıdır Miraç!

Bu kararlılık oturduktan sonra başlar o büyük dönüşüm! Bu kararlılığın oturması için ön hazırlık olarak da bazı işlemler vardır. Biz hemen mirac akışına girdik onları unuttuk. Onlara da girelim.

Miracın ön hazırlık safhasında neler olur?

Ona girecekken bir dost Yunus’tan ilhamla “Dükkân yağma olur” dedi.
Eh, biz de OKUyabildiğimiz kadarı ile dükkân nasıl yağma olur, anlamaya girişelim.

Şunu hiç unutmayınız:
HAKİKAT GÖNÜLLÜSÜ BU YOLA ÇIKMIŞSA BİR ASR-I SAADET SÜRECİ YAŞAMASI KAÇINILMAZDIR!

Yani, siz kendinizi; Rabbinizi tanımaya azmetmişseniz; Rasülullah ve Ashabının yaşadığı süreçler bir şekilde sizde de yaşanır. Zaten onlar yaşanmadan da olmaz.
Biz bu tezimizin ilk açılımı olarak Miraç öncesi günlerde neler oldu bir görelim. Büyük olaylarla konuyu ele alıyoruz.

Miraç öncesi Allah Rasülünün yaşadığı 3 büyük olay:
1- ZEVCESİ HZ HATİCE-İ KÜBRA’NIN VEFATI
2- AMCASI EBU TALİBİN VEFATI
3- TAİFTE TAŞLANMASI

Ya bunların bizdeki karşılığı?

1- HZ. HATİCE ÖLÜYOR.İç dünyanızda yaslandığınız büyük bir dünya görüşü yıkılacak! İç dünyanızda belki de ailenizde varlığıyla size nefes veren biri çekilecek hayatınızdan. “Onsuz yapamam” dediğiniz, kutsal bildiğiniz değeriniz ölecek.

2- EBU TALİP ÖLÜYOR.Efendimizi dış dünyaya karşı koruyan, itibar sahibi zat gidiyor. Dış dünyaya dönük bir kaleniz yıkılacak. Sizin için dış dünyada kendinizi tanımladığınız, vazgeçilmez bulduğunuz bir değer elden çıkacak.

3- TAİF’TE TAŞLANMAK. İç ve Dış değerleriniz öldü. Yaslandıklarınız elden gitti. Bu defa çare ve çıkış kapısı arayacaksınız yana yakıla. Ama bunu ararken ana değeriniz neyse onu bırakma niyetiniz gene yok. “Bari ona yakın yere gideyim, çok uzak olmasın” derdindesiniz. Rasulullah da Kâbe’den uzaklaşmayayım diye komşu şehir Taif’e gitmişti ya, siz de ana değerim dursun, bari yakınlarda bir çare bulayım diyeceksiniz.

İşte o arayışınızdan da ters yüz edileceksiniz. Ümitle koşup sığınmak istediğiniz bir kapı şıraaakkk diye kapanacak yüzünüze. Korkularınızı bastırmak için gittiğiniz bir mahal; en büyük acıyı tattıracak size. “Sen de mi Brütüs?” halini tadacaksınız!

İşte tüm bunlardan sonra sığınacaksınız Hiranıza…

İç âleminize, dualara, niyazlara, seccadede başlayan gece yolculuklarına…

Tüm bunlardan sonra koşacaksınız Ümmü Hânî evine…

Anaç, müşfik, sadık, hiç bırakmayan, gönlü han gibi yüksek ve geniş bir gönül ehline…
Tüm bunlardan sonra gideceksiniz Kâbe’ye ve dua edeceksiniz Hacer’in, Âdem’in, İbrahim ve İsmail’in mezarı üstünde; Hicri İsmail’de, Altınoluk altında…

Dua edeceksiniz size ilham bahşeden, evvelki yüce gönüllerin bilgisi ve mirası üstünde…
Bir yandan gözyaşları diğer yandan rahmet sağanak sağanak yağacak üstünüze…
Ve kalbiniz yarılarak inşiraha uğrayacaksınız!

Nasıl mı yarılır kalp?

Bilmem, kalbi duranlar ışık görüyor, solucan deliklerinden ötelere; zamanın ilerisine gidiyorlarmış. Tıp, bedenin bir oyunu diyor bunlara. Kimin oyunu Allah bilir.

Biz sadece biliriz ki Dükkân Yağma Olunca kalbi en üst manada gönül verdiğimiz zat alır eline, çıkarır yerinden, yıkar kirlerini, arıtır da yerine koyar. Miraca, büyük dönüşüme, ilk sıçramaya hazır olalım diye.

Yürü kim meydan senindir bu gece!

Ve sen tüm mana suretlerini bir gece namazında, bir içsel sorgulama sürecinde cem eyledin mi gönlünde, cemaatin hepsi sıvazlar sırtını ve hep beraber şöyle derler;
“Yürü kim meydan senindir bu gece / Sohbet-i Sultan senindir bu gece”

Dışarıdakilere göre ya hasta, ya divane, ya ölü, ya bitik yada azapta göründüğün zaman, an içine an sığdırarak yaşarsın sen bunu. Ne yaşadığını da sadece sen bilirsin. Bir de sana gönlünü veren! Üçüncü şahıslara mahremdir bu saha.

Yürürsün emin olarak ötelere. Uzaya mı?
Ne uzayı, çık artık şu klasik din anlayışından!

“Evrene değil evrensel olana, insana değil insani olana” yürürsün. Turlarsın tüm esma manalarını. Zaman; elinde dürülü bir defterdir artık. Açar, istediğin sayfadan okursun. İster geride kalanları okur, silersin, ister ileri temiz sayfalara yeni cümleler yazarsın. (Artık sus Mehmed sus, sırrı açma)

Ve hayata geri dönersin.

Kapına çıktığında halin bir sarhoş ve divane görünümündedir. Çevren hayretle sana bakarken sen gayet kendinden emin haykırırsın: BENİ GÖREN HAKKI GÖRDÜ!

Hakkı bilmeyenler “Tanrılığını ilan etti bu” deseler de halini bilenler; “BİZLE BİZ OLDU; BİZLE BİZ OLUP BİZİM OLDU. NE MUTLU BİZE” derler içlerinden sessizce.

Sahi, Kur’anda BİZ diye konuşanlar vardı, onlar kim diye de sorduydun sen değil mi?
Neyse yetsin bu konu. Nasibinde varsa dilerim kolaylaşır Miracın.

Geçemem, yanarım diyene eyvallah etmeden yola devam etmektir Miraç

Bir noktaya gelinmiş Miraçta. Sidre-i Munteha imiş orası. Ağaç diyen de var, bir şeylerin sınırı diyen de… Ooooo üstüne istediğin yüklemeyi yap, bol kavramlarla da süsle tabağı ver uşaklara, nasıl da keyifle yenir 🙂

Sidre’ye gelince Cebrail, geçemem yanarım demiş. Ben de miraç eden tek kişi sanıyordum. Demek iki kişiydiler ha?! Neyse.

Biz bizim gönlümüze düşeni yazalım bizimkilere. Hani sen, değer kabul ettiklerini verdin ya, sonra da gönlüne, hirana çekildin. Kalbin de yıkandı. Gece yürüyüşlerine de çıktın seccadeden. Sonra tüm insanlığı; yıkanan, arınan kalbine cem eyledin ya. İşte o zaman başlar ref olunma tabir edilen Yükseliş.

Nereye yükseliyoruz, göğe mi? Adamı hasta etme! Yer de gök de sende zaten. Gidecek bir yer mi var? Hem “Allah mekandan münezzeh” der hocalarım, hem de göklere yollarlar Peygamberi görüşsün diye (!?) Neyse, putlara sövmek yoktu değil mi, kim nasıl bilirse bilsin, nasıl inanırsa inansın, fincancı katırlarını ürkütmeden devam edelim biz aşk ile.

“Birimsel Aklın ve Göreceli Mantığın” bir de “Yetiştiğin çevrenin değer haline gelmiş genel kabulleri” var ya hani? Cebrail diye tabir olunanın bir yönü odur bize göre.

Sidre denen son sınırda işte onları ateşe vermen, yakman gerekir. Bunu yapamazsan miraç hayaldir dostum. Hem o değerlerle hem de yeni idraklerle dönüşüm yaşamayı istemek neye benzer bilir misin? Sen sevdin bizim misalleri. Bak neye benzer?

HELİKOPTERLE HAVALANMIŞ AMA BİR HALATLA DA AŞAĞIDAKİ TRENE BAĞLAMIŞ KENDİNİ… BU HELİKOPTER NEREYE KADAR GİDER? İLK TÜNELE KADAR! Sonrasını düşünemiyorum bile…

Mevcut değerlerin, ölçen- biçen aklın, kaypak zekan ve kutsallarınla miraç etmeye kalkarsan işte o düşünmek bile istemediğim akıbeti yaşarsın.
Nasıl yakacağım, neyi ateşe vereceğim diye sorarak zorlama beni. İki söz yazayım sen anla:

“ENDÜLÜS; GEMİLERİ YAKANLARINDIR” (Tarık b. Ziyad)
“AR U NAMUS ŞİŞESİNİ TAŞA ÇALDIM KİME NE?” (Kul Nesimi)

Dur, Yunus Emre Sultan da geldi. Kırmak olur mu Sultanı, onun da diyeceği varmış. Buyur Sultanım:
“VARIM VEREYİM/ URYAN OLAYIM / ZEVKE EREYİM / AŞKIN ELİNDEN”

Tamam, verilecekleri, yakılacakları anladım da sidre nereydi?

Bak hala kafanda mekân var ki yer soruyorsun. Çık o noktadan.

“Sidre Ağacı” deniyor değil mi? Ehli; Kur’an Çözümü’nde ağaca BEDENSELLİK anlamı vermiş. Bedensellik aşılacak ki Sidre geçilsin!
Ötesi söylenesi değil.

Sadece güzel bir zattan duyduğum şu sözle konuyu bağlayayım:
“Ben hakikat sevdalısıyım diyenin kırmızı çizgileri olamaz. Kırmızı çizgilerin varsa daha çooookkkk uğraşırsın!”

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir