Değiniler- 216

Değiniler- 216

KÖTÜ HİSSETTİREN GERÇEKLER ve  İYİ HİSSETTİREN YALANLAR

Kötü hissettiren Gerçekler ile İyi hissettiren Yalanlar arasında tercih yapmak durumunda kaldığında insan; genellikle iyi hissettiren yalanları seçer. Peki, yalan olduğunu bile bile sırf iyi hissettiriyor diye gerçek dışı olan seçilir mi? Hayır. O halde bunu nasıl yapıyoruz?

İnsan zihninin en büyük açmazı; kendiyle tezada düşmektir. Bilişsel Uyum; zihnin en büyük zaafı veya iyi hissetme gücüdür. Kötü hissettiren gerçek, kendi gerçeğimizle bizi tezada düşürmüşse zihin hemen devreye girer. İyi hissettiren yalanı başlar süslemeye! Gerçekmişçesine!

Kötü hissettiren gerçek yerine iyi hissettiren yalanı benimseyen zihin önce onun yalan olmadığına kendini inandıracak deliller arar; – Asırlardır biliniyor bu! – Nice büyükler bunu söyler tarih boyunca – Tümden yalan olsa hiç isabet etmezdi. Oysa çoğunlukla isabetli çıkıyor.

Zaman eskiliğine dayalı tarihsel süreç ve büyüklerden örnekler ikna etmedi mi? Bu defa bilimden destek alınır; – Bilim de bu gerçeği doğruladı! – İsveç Bilimler Akademisi de aynı şeyi söylüyor! – Dünün ruhsal önderlerinin dediklerini bugünün bilim insanları yeni yeni keşfediyor!

Bunlar da yetmemişse dünya- ahiret denklemi devreye alınır. Nasılsa ahiret daha önemlidir; – Bilim diyorsun felsefe diyorsun ahirete bakan yüzü yok bunların! – Akıl, nereye kadar? – Bizi kurtaracak olan akıl mı teslimiyet mi? – Bilim, felsefe ölüm ötesi için sus pus! Neye yarar?

Bu da yetmemişse insanın en büyük zaafı, adeta yumuşak karnı duygular ve sevgi devreye sokulur ve şu ünlü sözler; iyi hissettiren yalanları perçinler; – Akıl, Aşkı anlamada çamura saplanmış merkeptir. – Aşk; mumdan kayıkla ateşten bir nehri geçmektir. – Galiptir bu yolda mağlup.

Bunlar da tam ikna etmemişse insan gerçeğe uygun tutumları menfaatçilik, ego, nefs diye etiketleyerek yalın gerçekten kaçar; – Olsun be, ölmeyecek miyiz, kendimi yıpratmamalıyım – Canım hep bende mi hata, onun hiç mi kabahati yok? – Dünya üç günlük, çok da zorlamamalı insan…

Kötü hissettiren gerçeklerle İyi hissettiren yalanlar arasında sıkıştığınızda siz ne yapıyorsunuz? Farkında mısınız zihniniz kötü hissettiren gerçek yerine iyi hissettiren yalanı seçmek için tetikte! Olsun, mesele iyi hissetmek diyorsan ben hiçbir şey demedim, sen de okumadın…

Tamam da iyi hissettiren yalanları açık söylemedin, neler onlar, nasıl akım, anlayış ve ilimler? Söylemedim. Kaldıramayabilir, küfürle itham edebilirdin. İşaretleri verdim. İyi hissettiren yalanla kötü hissettiren gerçek arasında kaldığın zaman yapacağın tercih ömürlüktür.

Yalın, objektif, çıplak, apaçık gerçeği seçerek hiç kimselerin ermediği huzuru bulanlar; iyi hissettiren yalanlara prim vermeyip kötü hissettiren gerçekleri seçenlerdir. İnsan hayatının altın vuruşu da budur! Bu tercihi yapabilirsen, uyandım ve kurtuldum yemini edebilirsin!

BÖYLE BUYURDU MEİSTER ECKHART

Eğer kendinizi severseniz, başkalarını da kendiniz kadar seversiniz. Bir başkasını, kendinizi sevdiğinizden daha az seviyorsanız, kendinizi sevmekte gerçek bir başarı sağlayamazsınız.

Kendiniz de dahil herkesi bir severseniz, onları tek bir kişi gibi severseniz, bu kişi hem tanrı, hem insandır. Böylece, kendini ve diğerlerini aynı şekilde seven kişi yüce ve dürüst bir kişidir.

Hayatında söylediğin tek dua teşekkür ederim ise, bu yeterlidir. Başka dua gerekmez.

İnsanlar ne yapmaları gerektiğini değil, daha çok ne olduklarını düşünmelidirler.

Tanrıyı gördüğüm gözler onun beni gördüğü gözlerle aynıdır…

İnsan kendisine benliğini unutturan şeyden kurtulmalı ve olduğu her şeyle birlikte kendi kaynağının dipsiz uçurumuna geri dönmelidir.

Dışsal çalışma asla küçük olamaz eğer içsel çalışma büyük ise. Ve dışsal çalışma asla büyük olamaz eğer içsel çalışma küçük ise.

Tanrı’nın ışığında yaşayan kişi ne geçmişin ne de gelecek zamanın bilincindedir, yalnızca tek bir sonsuzluğu algılar…

İnsan bin yıl bile yaşasa, gene de, kendine kattığı sevgiyi sürekli çoğaltabilir.

Ancak silmeyi bilen el, doğruyu yazabilir.

Cehennemde yanacak tek şey sizin yaşamı bırakmak istemeyen parçanızdır; anılarınız, bağlılıklarınız. Hepsi yakılıp yok edilecek; ama bu bir ceza değil, ruhunuzun bağlarından kurtarılışıdır.
Eğer ölümden korkar ve yaşama sarılırsanız, yaşamınızı sizden çalan şeytanlar görürsünüz. Ama bununla barışırsanız, şeytanlar sizi dünyadan özgürleştiren melekler olur…

Nasıl dinleyeceğini öğrenmiş olan için kendi varoluşu, bir çağrıya dönüşür.

En önemli zaman daima şimdiki zamandır. En önemli kişi daima karşınızdaki kişidir. En önemli eylem daima sevgidir.

İnsan Tanrıya dinginlikten daha sevimli bir şeyi sunamaz. Uyanık kalmak, oruç tutmak ve dua etmek gibi şeylere Tanrı dikkat etmez dinginlik karşısında. Tanrının kendisine dingin bir yüreği vermemizden daha başka bir şeye ihtiyacı yoktur.

Bütün yaratıklardan sıyrılmış olmak; Tanrıyla dolu olmaktır Ve tüm yaratıklarla dolu olmak Tanrıdan boşalmış olmaktır. Meister Eckhart 14. yy Alman Teolog, Filozof, Mistik, Bilge…

SONUÇ ODAKLI- SÜREÇ ODAKLI

Dikkat ettiniz mi, Ödüllendirilen veya Cezalandırılan hep Sonuçlardır. Biri başardı mı; tebrik edilir, iltifata boğulur, ödüllendirilir. Nasıl başardı, hangi süreçlerden geçti, başarıyı nasıl elde etti, başarıda izlediği yol ne kadar insani, ahlaki ve etikti pek bakılmaz…

Biri yanlış mı yaptı, suç mu işledi, haddi mi aştı? Cezalandırılır, aşağılanır, dışlanır, ötelenir; yanlışı, suçu, hatasıyla adeta canlı canlı gömülür, normal yaşamın dışına itilir. Hataya, suça onu neler itti, neden görünüşe göre haddi aştı, sorulmaz. Sorulsa da itibara alınmaz.

Dikkat ettiniz mi Sonuç odaklı yaşamlar sürüyoruz. Kanıksamış, sindirmişiz bunu. Sonuç genele göre Kötüyse nasıl oraya gelindi ile ilgilenmek işimize gelmiyor. Sonuç genele göre İyiyse ona nasıl erişildi, altında tersine şeyler de olabilir mi yi düşünmek iyiye ihanet sayılıyor.

Canım ne var bunda, esas olan elbette sonuç, diyebilirsiniz. Hüküm veren, etiketleyen, peşinci- kesinci zihne sahipseniz size göre normal belki de hayatın gereği ve doğasıdır bu. Öyle görebilirsiniz. Sözüm, kesincilik- peşincilikle perdelenmiş zihinlere değil sorgulayanlara…

Sonuç odaklı yaşam, sonuç odaklı bakış, sonuç odaklı insan- kimlik tanımlarımız ne derece hakkaniyetli ve adaletli? Tırnaklarıyla kazıyarak çıktı ve hedefe vardı. Çıkarken kimlerin omzuna bastı, kimleri çiğnedi, hangi değerleri yele verdi? Sonuçta çıktı ise sorulmamalı mı sahi?

Tökezledi, düştü, iflas etti ve sefil oldu. Ya duygusal davranmış ya gidişatı okuyamamış ya da birilerinin ahını almıştır. Yoksa niye düşer ki insan? Di mi ama? Herkesin aklı var, iz’anı var! Düşene, tökezleyene, yanlışa veya hataya sürüklenene genel bakışımız bu değil mi?

Ne diyordu 2500 yıldır koyduğu ilim ve anlama metodu hala işlerlikte olan Aristo? “Gözlerimiz olduğu için göremiyoruz!” Değerlendirmelerimiz, hükümlerimiz ortaya çıkan sonuçlara ve sonuç odaklıların duyurduğu, benimsediği, genelin de kabullendiği çizgilere göre şekilleniyor.

Kulakları var işitmezler, Gözleri var görmezler, Kalpleri var kavramazlar, İdrakleri kilitlidirler… Bunu da Kur’an söylüyor. Kimler tarif edilenler? Canım müşrik, kafir ve hainler işte. Biz değiliz çok şükür. Müslümanız ve sütten çıkmış ak kaşığız elhamdülillah! Öyle mi?

Herkesin linçe kalkıştığı suçlunun gözlerine derin gerçeği görecek kadar insaflı bakabilir misin? Herkesin susturduğu bir cılız sese kulak verip altında yankılanan derin haykırışı duyabilir misin? Herkesin anlaşılmazlığa mahkum ettiği bir düşünce sahibine yaklaşabilir misin?!.

“Sevdiğini ölçülü sev, ola ki bir gün düşmanın olur. Buğz ettiğine ölçülü buğzet, ola ki bir gün dostun olur” diyordu Hz. Muhammed (sav) Sahi niye dedi ki? Sevdiğinde açığa çıkması muhtemel düşmanlık, sevmediğinde muhtemel dostluk potansiyeline hazır yaşamak! Yapabiliyor muyuz?!

İstemeye istemeye suça itilmişti. Kendi gerçeğine ihanet ettiğini bile bile işlemişti. Olay açığa çıkınca mahcup ayrıldı topluluktan. Neler demediler ki ardından?!.. Canım, zaten bir tuhaftı, belliydi bişeyler olduğu! Belki intihar eder, kaldıramaz! Çıkamaz daha insan içine!

Bir tuhaftı. İntihar eder belki. Bitti artık, çıkamaz insan içine… Bunları kim kendisi için ister? Söyleyen, hiç kendini söylediği yerine koymuş mudur? Koysa söyleyebilir miydi? Tam bu noktada “Çok şükür ben suça düşmedim” diyen, “Ahlak giyinmiş Kibrin Adiliğini” görebilir mi?!

Sahi, herkesin topa tuttuğu birindeki – Halife- ve İnsan olması hasebiyle onda da olan belli erdemleri görebilir misiniz? Sahi, herkesin alkışladığı birinde yine insan ve beşer olması sebebiyle saklı hata, suç ve yanlış birikimini sezebilir misiniz?

Hep sormuşumdur; mazluma, maktule, mağdura empati kurmayı erdem sayanlar Zalime, Katile, Gaddara da empati kuramaz mı? Haşa mı? Ne münasebet mi? Hani insan dedik ya! Hayvandan aşağılık mıdır onlar? Bu mudur hükmün? Tamam, ben sana bir şey demedim…

İlk taşı günahsız olan atsın mı demişti İsa? Nasıl da ellerden düşüvermişti taşlar Nasıl da fahişede derin gönül- yüksek idrak potansiyeli görmüştü İsa? Çok mu zor? Korkuyoruz di mi? Herkes taş atarken gül atmaktan değil hiç olmazsa durup hiçbir şey yapmamaktan bile korkuyoruz!

Ölüden diri, diriden ölü çıkarır. Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirir. Sahi ne işaret ediyor bu ayetler? Bugün övülüyorsun, yarın? Bugün itiliyorsun, yarın? Bugün masumsun, yarın? Bugün yüksektesin, yarın?

Yazar dostum biraz da hayretle bir gözlemini paylaştı; “Kadınlar, hakikat ilmine daha kolay adapte oluyor.” Neden ki? Nedeni açık! Kadınlar süreç odaklı düşünür ve yaşarlar. Erkekler; erkeksi hüküm vermelere mahkûmdurlar, sonuç odaklı yaşarlar! Gri alan görmez gözleri!

Kadınlar dedimse cinsiyeti dişi olan diye de anlama! Rahimiyet potansiyelini çalıştırabilenler; kalbiyle, sevgisiyle, merhametiyle, insanlık ve erdemleriyle olaylara bakabilenler; sonuç odaklılık kilitlenmişliğinden kurtulmuş; süreç odaklılık ummanlarına açılmışlar herkes.

“İnsan akşam mümin yatar, sabah kafir kalkar; akşam kafir yatar sabah mümin kalkar” buyuruldu hadisi şerifte. Ey sen! Ey kendini iyi, ahlaklı, korunmuş kabul eden? Son nefese kadar öyle kalma garanti belgesi mi aldın? Var mı öyle bi sigorta? Söylesen de biz de yaptırsak güzelim!

Evet sen! Bugün suç, hata belki de ahlaksızlık batağına, iflasa ve sefalete sürüklenen! Neden herkesin değerler üstünden sana vurduğu mührü bu kadar içselleştirdin? Kimin elindeydi ki suç veya iyilik? Kim, neyi sırf kendi aklı ve çalışmasıyla elde etti ki? Üzme kendini!

Sonuç Odaklı mı, Süreç Odaklı mı olmalı insan? Biraz düşün istedim. Sonuç Odaklılıkla nasıl körleştiğini görürsen Süreç Odaklılığın aydınlığına çıkabileceksin demektir. Rica etsem izler misin bu filmi? Sonuç odaklı çoğunluk Süreç odaklı bir garip ve arada kalanlar…

BİLİNÇ UZMANI DAWKİNS NELER SÖYLÜYOR? AMAN ALLAHIM!

Bu birbirine bağlanmış evrende, özel hayatımızdaki her gelişme herkes için dünyanın bütününün ilerleme kaydetmesine yol açar. İnsanoğlunun kolektif bilinç düzeyinde yüzdüğümüz için kattığımız her artı bize geri döner.

Hayattan faydalanmak için gösterdiğimiz çabalarla müşterek kaldırma etkisine katkıda bulunuruz. Hayattan faydalanmak için yaptıklarımız, hepimiz hayat denen bütüne dâhil olduğumuz için otomatik olarak hepimize fayda sağlar.

Hayat biziz. “Senin için iyi olan benim için de iyidir” doğru ve bilimsel bir gerçektir.

“Armudun dibine düştüğü” ve “Tencerenin yuvarlanıp kapağını bulduğu” bir evrende biz de koyuverdiklerimizi kendimize çekeriz. Sarıldıklarımızı, kopamadıklarımızı, şiddetle arzuladıklarımızı değil; koyuverdiklerimizi, salıverdiklerimizi, bırakıverdiklerimizi.

Hayat enerjisinden alınan zevk insanoğlunun en iyi sermayesidir, onu bundan mahrum ermek, “sahip olanlar” ile “sahip olmayanlar” arasındaki büyük uçurumu meydana getirmiştir.

Çalışan sınıfın üst sınıfların hayatındaki kıskandıkları şey onların hayattan aldıkları zevktir. Kendilerinden esirgenen zevkin başkalarınca sürüldüğünün farkına varılması isyanı ateşler!

Tüm egemen sınıflar dine dayandırılmış ahlak sistemleri yoluyla toplumları kontrol altına alarak statü ve servet sahibi olmuşlardır.

Harikulade düşünceler ve en derin duygular bile sadece deneyimdir; en nihayetinde tek bir işlevimiz vardır, o da deneyimlemeyi deneyimlemek.

İdam cezasını hoş gören bir toplum daima cinayetle başa çıkmak zorunda kalacaktır. Her ikisi de aynı algı düzeyinin ürünleridir. Katile göre kurbanı öldürmesinin haklı gerekçeleri olduğu gibi…

Holografik bir dünyada herhangi bir “tekil” olay aslında evrende meydana gelen bütün olayların sonucudur; “olayların” kendi kendine var olan gerçekliği yoktur. Evren insanın bilincidir. Salt zekânın ötesinde bir anlayış gerektirir.

“Mahir olanlar kendilerini belli etmezler, safmış gibi görünürler. Bunun bilincinde olanlar mutlak olanın örüntülerinin de farkındadır. Örüntüleri tanımak incelikli güçtür. İncelikli güç her şeyi harekete geçirir ve adı yoktur.”

Kendimizin ve diğer herkesin zaaflarını bilmemiz bağışlayıcılığı ve sonrasında merhameti beraberinde getirir. Merhamet, kim olduğumuzun ve neden burada olduğumuzun ve tüm varoluşun en önemli kaynağının nihai farkındalığı, lütfa açılan kapıdır.

Ahlak yasası, böylelikle değerlerin hesaplanmış bir biçimde çarptırılması yoluyla kitlelerin hayat enerjilerinin rasyonalize edilmiş suistimali şeklinde işlev görür. Sunulan illüzyon, kişinin hayatı ne kadar cehennem olursa ödülün de o kadar cennetlik olacağıdır. İllüzyon!..

Bütün sorgulama yolları aynı nihai cevaba çıkar; Hiçbir şeyin saklı olmadığı ve hakikatin apaçık biçimde her yerde olduğunun keşfi. İşte bu en basit günlük meseleler ve insanoğlunun kaderiyle ilgili aydınlanmanın anahtarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir