Değiniler- 224

Değiniler- 224

BÖYLE BUYURDU NECİP FAZIL ÜSTAD

☑️ Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…

☑️ Sevdiğini belli et. Gizlemek başkalarına fırsat vermektir.

☑️ Sadece Allah’a inanın. Gerisi inanılacak gibi değil.

☑️ Kurban olduğum Allah’a bile günde beş vakit ulaşılabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun.

☑️ Benim istediğimi Allah istemiyorsa konu kapanmıştır.

☑️ Ya İslam’la yükselir ya inkârla çürürsün.
      Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün.

☑️ Yaşamıyoruz… Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz.

☑️ Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz… “Yürüyeceğim” de bas ve yürü…

☑️Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.

☑️ Çok sıkıldıysan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; Yaşamak güzeldir.

☑️ Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle.

☑️ Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür!
      Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür.

☑️ Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.

☑️ Soruldu mu ne bilirsin diye; ”haddimi bilirim” soruldu mu ne istersin diye; “haddimi bilir, hakkımı isterim” demeli…

☑️ Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette!
      İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!

☑️ Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber,
      Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!

☑️ Yaprak ağaçtan sıkılmıştı, bahar bahaneydi.

☑️ Yalnızım diye üzülmüyorum. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz!

☑️ Dinin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur; yokluk bile yok… Şiir ve san’atsa hiç yok…

☑️ Anladım sanat; Allah’ı aramakmış.
     Gerisi sadece çelik çomakmış.

☑️ Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın.
     Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.

☑️  Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu,
      Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu…

☑️ Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur…

☑️ Kalplerinizi değiştirin. Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz. Kalp değişir miymiş istenince? Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalp. Ateşini bulsun, hemen değişir.

☑️ İnsan sevme hissini israf etmemeli, kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli.

☑️ Çilesi çekilmeyen şeyin aşkı olmaz. Aşk olmayınca, çile olmaz. Çile olmayınca ibda, meydana getirme cehdi olmaz, şevk olmaz, hiçbir şey olmaz, olmaz.

☑️ Sokak lambası gibi olma ey yar! Kime yandığın belli olsun.

☑️ Bir hoşça kala sığdırdı beni, yere göğe sığdıramadığım.

☑️ Biz dünyada kimsenin bulamadığı huzuru arayacak değiliz. Kalkar, abdest alır, huzurda eğiliriz.

☑️ Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

☑️ Basit kişiler hep ilgi görür. Kaliteli kişiler hep yalnızdır. Ucuz malın alıcısı çoktur.

☑️ Kendinden kurtul ve ol! Olmak, işte bütün mesele…

☑️ İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa, İmha için de o kadar cehalet kâfidir.

☑️ Ben geçmişimi dürdüm, büktüm, çöpe attım. Çöpü karıştırmak köpeklerin işidir.

☑️ Sakın ola köprüyü geçene kadar dahi olsa, ayıya dayı deme! Olur ya, tam yarı yolda köprü yıkılıverir… Öteki tarafa ayının yeğeni olarak gidersin.

☑️ Deryada sonsuzluğu seyretmeye ne hacet
      Al sana derya kadar, sonsuz Karacaahmet

☑️ Bir bölünmez ki, insan, onu zaman bölüyor;
      İnsan her an dirilip, her saniye ölüyor…

☑️ Duayı kabul eden, dilekleri veren, vermeyi murad edince el açtıran, ancak sevdiği kuluna dua ettiren, sevmediklerinin elini ve dilini bağlayan ve kendisine yönelmekten alıkoyan Allah’ım! Bizi affet!

☑️ Üstada sorarlar “Kırılan kalp yine sever mi?” Üstad “Evet” der. Yine sorarlar “Üstadım, siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?” Üstad cevaplar “Peki, sen bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtin mi?

☑️ Akıldan büyük Nimet, Zekâdan ağır Yük tanımıyorum.

KOŞULSUZ SEVGİ, BÜTÜNLÜK VE TESLİMİYET

İnsan; neye dikkatini verirse onu arttıran varlık. Neye yoğunlaşırsa onu çoğaltır. Yeteneklerini geliştirerek bizi hayrete sevk edenler, mucize bu, imkânsız dedirtenlerin bir tek sırrı var; odaklanmak ve odaklandığı noktada irade ettiği neticeyi elde edeceğine gönülden inanmak…

Koşulsuz, beklentisiz, çıkarsız yöneldiğimiz noktada; sevgiyi açığa çıkarıp çoğaltabiliriz. İnsan, kendisine tavır alan, kendisine soğuk duran, kendisini hakir gören birini de koşulsuz sevgi odaklanışı ile dönüştürebilir mi? Evet, kesinlikle…

Kendi varoluşunu kendini kınamadan takdir edenler; aynı zamanda her insan, her olay, her açığa çıkışın varlık desenlerinde anlamlı çizgiler olduğunu kabul ederek takdir edenler; hem kendi dönüşümlerine hem de çevrelerindeki insani dönüşüme start verirler.

İnsan ne çekmişse kendini varlık bütünlüğünden ayrı görmesinden; kendini özel veya hakir saymasından çekmiştir. Herhangi bir noktada sorun yaşıyorsanız bilin ki bu varoluş birliğinden uzak düşen zihinsel yapınızdandır. Peki, içimizde hissettiğimiz bazı boşluklar nasıl dolacak?

Cevabı gayet basit; kendinizi riyasız, çıkarsız ve kibirlenmeksizin varlıkla bir görmeye başladığınız noktada varoluş, hissettiğiniz her boşluğu kendiliğinden sizin lehinize doldurmaya başlar. Yapmanız gereken sadece kapakları açmaktır. Kapakları açmak da koşulsuz sevmektir.

Kendini bütünsel alandan ayrı görmek; ırmağı tersine akıtma, akışın tersine kürek çekme çabasıdır. Hırsla başarı merdivenlerini çıkanlar; tırnaklarımla kazıyarak geldim derler. Öyledir. Onlar şunu bilmezler; varoluşa teslimiyet, tırnakla kazımadan da onları oraya getirebilirdi.

“Kimseden bir şey istemem evladım. Rabbime yönelir; verdiğine şükreder, nimete nankör gelmekten sakınırım. İstemem ama ne hikmetse hep birileri benim için seferber olur.” İnanılmaz geliyor değil mi? Keramet mi? Hayır. Koşulsuz Sevgi; Bütünlük Anlayışı ve Varoluşa Teslimiyet…

VAROLUŞ BÜTÜNLÜĞÜNÜ KAVRAYANIN HALİ

Yaşama baktığınızda, çevrenize baktığınızda, aile ve iş arkadaşlarınıza baktığınızda hala değiştirilmesi gereken bir şeyler olduğunu düşünüyorsanız; siz Varoluş Bütünlüğünden kopuk yaşıyorsunuz demektir. Varoluşla bütünleşenlerin değiştirmek isteyecekleri hiçbir şey kalmamıştır.

Onlar çevre, aile, insanlar, olaylar kısacası gidişat hakkında değiştirme odaklı düşünmez. Bütünlüğü, yerli yerindeliği fark etmiş, değiştirilecek değil hazmedilip kanıksanacak, birleşilecek durumlar görmüşlerdir. Değiştirme isteği; varlığımızın bize “Sen daha hamsın” mesajıdır.

Değiştirme isteğiniz var oldukça ruhunuz size “Henüz kemale ermedin, bu noktada eksikliğini, tıkanıklığını fark et” demektedir. Bunun hazmı zor bir konu olduğunu; gelen ağam giden paşam, duyarsızlık, umursamazlık veya uyuntulukla karıştırılacağını biliyorum. O yüzden açmalıyız…

Varoluşla bütünleşen, hastalandığında Şifa arayışına çıkmaz. Ya ne yapar, hastalığın üstüne mi yatar? Hayır, yanlış anlıyorsun! Hastalığı eksiklik, arıza, giderilmesi gereken anormallik görmez. Şifa için gayret eder ama gayreti arıza düzeltme amaçlı değil, bütünleşme icabıdır…

Hastaysa şifa, sorun varsa çözüm, problem çıkmışsa çare, kilit varsa anahtar için harekete geçer. Ancakkkk hastalığı, sorunu, problemi, kilidi negatif- olumsuz durum görerek yola çıkmaz! Yorumsuz yaklaşımla bir halin diğer hale geçişmesi, girişmesi ve dönüşümü diye bakar olaya.

Varoluş Bütünlüğünü sezen için insanlar, dünya, olaylar ve kişilerde açığa çıkan hiçbir durum negatif- olumsuz değildir. Her açığa çıkış bütünlenme mesajı ve davetidir. Daha anlamlı misalle Bütünsel bakan; parçanın yamuk yumukluğuna değil puzzledaki fonksiyon ve yerine bakar.

Puzzledaki yerine baktı. “Olan olduğu gibi efendim, elleme öyle kalsın” mı der? Hayır, parça nerede durması lazımsa oraya koymak için gayrete geçer. Hakikat adına umursamazlık telkin edenlerin, tasavvuf adına Budizm pazarlayanların örttüğü, anlamak istemediği de budur işte…

Tamam, olan olması gerektiği gibi oluyor, tamam anladık da o zaman şeriat niye var? Kitaplar ve Peygamberler niye geldi? Neden bunca emir ve yasaklar dizisi? Cevabı; parçanın bütünsellikteki yerini görüp öylece bırakmak değil, hak ettiği biçimde gereğini yapmaktır. Ama nasıl?

Öldürme, fuhuş, zulüm, aldatma, sahtekarlık, bozgunculuk vb olaylar dahi varoluş bütünlüğü içinde bir sistemi tamamlar. Bunu bildik. Öldüren, zulmeden ve aldatanı alkışlayalım mı? Kesinlikle hayır. Onun hakkı; cezadır. Onun hakkı; hak ettiğini yaşamaktır. Burasını kaçırmayın!..

Hak edene hak ettiğini yaşatmak üzere ceza uygulayan; bütünsel bakışla bunu nasıl yapar? Senin gibi öfke, kin, kahır, nefret kusarak değil; araya ego katarak değil “Allah için” tabiri çerçevesinde bütünlüğün gereğini sağlama bilinciyle yapar. Ego devreye girdiği an geri çekilir.

Hz. Ali (kv) savaşta kafirin ümüğüne çökmüş, kellesini alacak. Adam yüzüne tükürdü. Ali kalktı, kılıcını kınına soktu, serbestsin dedi. Şaşırdı adam. Neden dedi. Hz. Ali “Sen tükürene kadar seni Allah için öldürecektim. Tükürdün nefsim (egom) kabardı, yapamam artık dedi. Anladık?

“Allah İçin” tabiri bir manada varoluş bütünlüğü- birliği, eşgüdümü ve ahengini korumak için o işi yapmak demektir. Bu bakışta negatif olmadığı gibi olumsuzluk ve ayrılık düşüncesi de yoktur. O yüzden “Allah için” olaya yaklaşanlar; farklıdırlar. Farkları hemen belli olur. Nasıl?

Adam, birtakım öğrencilere burs sağlamayı iş edinmiş. Dostlarından alıp onlara aktarıyor. Bir gün dostuna teşekkür edecekken o şöyle dedi “Paramı verecek yer bulduğun için teşekkür ederim” Bu bakışta zengin; fakiri yardım ettiği kişi değil, kendini bütünleyen kişi olarak görür.

“Bugün Allah için ne yaptın?” Hadisini çok tekrarlar; neler yapılması lazım geldiği konusunda da hep öteki, aşağıdaki ve zayıfa iyilik türünden yaklaşımlar geliştiririz. Öteki, aşağıdaki veya zayıf halka? Kafanda bunlar varsa servet bağışlasan “Allah için” olur mu dersin?

Ve kaçırdığımız nokta; hep kullar, mahlukat, doğa üzerinden düşünüyoruz “Allah için”i. Kendimize dönük niye düşünmüyoruz? Ego mu olur? Nefsaniyet mi? Yoksa hiç mi aklımıza gelmedi? Bugün Allah için ne yaptın? “Bütünden koptuğum bir bakış yakaladım kendimde.” Ha? Olmaz mı?

“Bugün Allah için ne yaptın?” dediler hanımefendiye. “Kendimi suçlamayı bıraktım, kendimi bağışladım” dedi. Tasavvuf ezbercisi bilgiç atladı; ama bu nefse prim vermek. Öteki ileriden zıpladı, egon şımarır! Neler demediler ki? Gerçeği bilen; aldırma sen helal olsun kızım dedi.

“Bugün Allah için ne yaptın?” “Yıllarca çevrem, ailem, dostlarıma haksızlık ettiğimi fark ettim” dedi. Oysa karıncayı incitmezdi, ne haksızlığı? “Düzeltilesi, değiştirilesi, bozuk, çürük görmeyi bıraktım” dedi. Ve ekledi; “En önemlisi de kendime de haksızlık etmeyeceğim artık.”

Siz kendinize haksızlık etmiyorsunuz di mi? Hayvandan aşağılık Nefsim (?) gel bakalım al sana oruçlar, al sana bitmeyen nafile namazlar, al sana dili dolaştırana kadar zikirler diyerek kendinize zulmetmiyorsunuz di mi? “Bugün Allah için” bunu fark etseniz yeter! Dualarımla…

İNSAN TANIMAK MI?

Nezaket kuşanmış Kabalığı, Kibarlık giyinmiş Canavarlığı, Zarafet takıştırmış Bayağılığı sezebilecek öngörü ve ileri görüşlülüğe sahip değilseniz bazıları hakkında korkunç yanılgılara düşerek “İnsan sandım içinden canavar çıktı” diye dövünmeniz doğal sonuçtur.

Kabalık örtünmüş Samimiyeti, Sertlik perdeli Merhameti, Düşüklük kisveli Riyasızlığı görebilecek basirete, ince değerlendirmeye sahip değilseniz; bazıları hakkında korkunç haksızlıklar ederek önyargılar geliştirmeniz, onlara bir ömür daimi kör kalmanız olası sonuçtur.

İnsan tanımak? Bu alemin en zor işi! Kimler; insanlar hakkında yanılmaz, yıkılmaz? Örneğini verdiğimiz; neyin ne giyindiğini, neyin neyle örtüldüğünü fark edenler… Tanıdıklarımız hakkında da Tanımadıklarınız hakkında da kesin karar vermeden esnek olmak en güzeli mi ne?!..

Seni Seviyor ve Sana Güveniyorum. Seni şu an seviyor olmam bir ömür seveceğim anlamına gelmiyor. Çünkü yarının bana da sana da ne getireceğini, göstereceğini bilemem. Yaşam; içimizden neleri dışarı çıkartır, kusturur, boşaltır hiç bir fikrim yok.

Sana Soğuğum ve doğrusu pek Güvenmiyorum. Sana şimdi soğuk olmam bir ömür soğuk kalacağım anlamına gelmiyor. Çünkü yarının benim ve senin kalbinde neyi değiştirip dönüştüreceğini, neyi sileceğini, neyi ateşleyeceği belirsiz. Yaşam; hangimizi nereye sürükler, kesinlikle bilemem.

“Sevdiğinizi ölçülü sevin; ola ki bir gün düşmanınız olur. Buğzettiğinize ölçülü buğzedin; ola ki bir gün dostunuz olur.” Hz. Muhammed (as)

Sevgimiz ölesiye; Nefretimiz öldüresiye! İflah olur muyuz?! Ümitliyim. Neden mi? Hayat; seve seve de, döve döve de öğretiyor gerçeği!

HIRS SAHİBİ MAHRUMDUR

Zamana, akışına bıraktığım ve de yoğunlaşmayı bıraktığım her şey; istediğim ve beklediğimden daha güzel sonuçlarla önüme getirildi. Nasıl olur, olmamalı, bir an önce istediğim gibi olmalı diye kovaladığım her şey önümden alındı, uzaklaştırıldı. (54 yılın bana öğrettiği)

İtiraz, isyan ve ret içinde olduğunuz hiçbir konuda hayırlı netice beklemeyiniz. Çünkü itiraz, isyan ve ret negatif üretimdir ki hem sizin pozitif potansiyelinizin; hem de insanlar, dünya ve evrenden size akacak pozitif destek kuvvelerinin önünü keser. Hırs; Bereketsizliktir…

Fark ettiniz mi? Son yıllardaki yayınlar “Egosal Hırs” körükleme odaklı olarak insanı kuşatıyor;
Enerji Yayını; Evrenden bolluğu “kendimize” çekelim!
Kişisel Gelişim; Fark et, yoğunlaş ve “başar”!
Kuantsal Tasavvuf; Arınmış ve Seçilmişlerden olarak “öne geç”!
Hırsınız batsın!

Anladım Ya Resulallah anladım. Geç oldu ama gayet temiz anladım. “Mahrum” (yoksun) dediklerin kimler ve “Hırs” bizi nelerden nasıl yoksun bırakır gayet güzel anladım. Söz de anlam da senindir. Sana selam olsun. “HIRS SAHİBİ MAHRUMDUR!…” Hz. Muhammed (sav)

İÇ SESİNİZ; HER ŞEYİNİZ VE EN GÜÇLÜ SERMAYENİZ

İç Sesinizi dinleyiniz!
Şayet duygularınızı biraz geriye çekerek iç sesinizi dinleyebilirseniz; onun sizi hiçbir zaman yanıltmadığını hayretle görürsünüz. İç Sesi dinleyerek alınan karar, yapılan iş ve başlatılan süreç daima hayırlı, bereketli ve hayran olunası güzellikte akar.

Yıllara uzanan yazı hayatımda görmüşümdür ki birden bire içimden gelerek satırlara döktüklerim; uzun araştırma, tetkik, inceleme ve düzeltmeler yaptıktan sonra yayınladıklarımdan daima daha bereketli, ilgi görücü ve daha anlamlı ve gönüllere daha fazla tesir edici olmuştur…

Bazı zevatın klasik eserlerinde “Bu bize yazdırıldı” ifadesine rastlanır. Yeni nesil bu ifadeye hayli bozulup “Vahiy aldığını mı söylüyor bu?” diye köpürüp kızıyor genellikle. Hayır. Vahiy aldım demiyor, demez zaten. “Bu eseri İç Sesime tâbî olarak yazdım” diyor. Hepsi bu…

Çok eski bir okurum geçenlerde soruyor “Vahdet Bey” bir seri olarak devam etmeyecek mi? 2.3.4. leri çıksa diye bekliyorum. Ben istemez miyim? İstemedim mi? Kaç kere niyetlenip denemedim mi? Olmadı, olmadı, o akış gelmedi sevgili kardeşim. O tat bir daha geri gelmedi.

Herhangi bir olayda iç sesimi nasıl dinleyeceğim?
Duygularımı, hırslarımı, kırgınlık ve alınganlıklarımı işe katmadan özümden o sağlam ve yanılmaz bilgiyi nasıl çekeceğim?
Çektim diyelim, sağlıklı olduğundan nasıl emin olacağım?
Bunların yolu, yordamı, usulü var mı?!..

Karar alma/ öngörme süreçleri dinginlik ister. İster sıkıntılı bir şey yaşanınca olsun, ister gelecek planı olsun, öncelikle yapman gerekenleri kısa- özlü sıralıyorum:

1- Önemli kararlar almadan/ bir sıkıntı yaşamışsan olayın üzerinden mutlaka bir namaz vakti geçmesini bekle
2- Önemli- hayati karar öncesi üzerinden bir gece (uyku süreci) geçir.
3- Kendine göre meditasyon mu yaparsın, namaz mı kılarsın, ne kolayına gelirse araya ibadet/niyaz/yöneliş uygulaması sıkıştır.
4- Mümkünse sıkıntılı, kararsız hali yaşadığın mekânı değiştir ve hava al.
5- Salih Kul (Özüyle Barışık Kişi) kabul ettiklerin varsa ayrı ayrı istişare et. Sadece Salih Kul; eş- dost- akraba- kanka demiyorum dikkat et.
6- Bütün bunlardan sonra sessizce dinle iç sesini. Taa derinlerden bir hitap duyacaksın. Egonun sesini, kabulleri aşan bir ses!
7- İşte onu duyduğunda gönlün genişleyecek, için ferahlayacak. Anlık genişleme ve iç ferahlığı; aldığın kararda zarar etmeyeceğinin, o sesin Hakkın sesi olduğunun işareti.

“Allah’a danışan yanılmaz, şaşırmaz” denmiş.
Allah’a danışmak ne mi?
Yarım saattir ben ne anlatıyorum?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir