Değiniler- 225

Değiniler- 225

İYİ İNSAN OLMAK YETER Mİ?

Naif bir insandı. Karıncayı incitmeyecek kadar naif. İçinde ne varsa dışı da oydu. İkircikli yaklaşımı; sahte ifadesiyle siyasi davranmayı hiç bilemedi, beceremedi. Ne ki, sudan sebeplerle kendisine tavır alan; sadelik ve samimiyetini ikircikli tavır algılayanlar eksik olmuyordu.

Açık ve dürüst yaklaşımı karşısında küsenler, ayrılanlar, uzaklaşanlar veya kendisini samimi davranmamakla suçlayanlar artıyordu gün be gün. Bir akşam başını ellerinin arasına aldı ve düşündü. Neler oluyordu dünyasında? Enine boyuna sorgulamaya başladı…

“İyilik, samimiyet ve dürüstlüğün değeri yok dünyada” dedi içinden bir ses. Aldırma, sen yine öyle olmaya devam et! Durdu, yakaladı konuşanı. Bu konuşan hak değil, içinde yaşadığı toplumun genel kabulleriydi. “Sen iyisin, onlar kötü” Bu Kibri beslerdi. Hayır dedi bu sese, Hayır!

“Samimi, iyilikseversin, din-ahlak bunu emreder. Dinini yaşayan Gariptir, yalnızdır, anlaşılmaz ve dışlanır. Bunca haram- usulsüzlük içinde dürüstlük? İyisin iyi dedi ikinci ses.” Durdu, onu da yakaladı ümüğünden. Bu da “Din ve Ahlak Giyinmiş Ego” idi. Bas git dedi, yol verdi.

Cılız ama etkili bir 3. ses yükseldi içinden. Kulak kesildi; “Kim dedi sana Naiflik; herkese aynı olmak doğru diye? Kim dedi? Yerince, usulünce, muhatabın hak ettiğince davranmalı! Sen naiflik-dürüstlüğüne taparak Allah’a Şirk koşansın!!! Şeytan, sana amelini süslü göstermiş!..”

Sarsılmıştı ama dinleyecekti bu sesi. Devam etti kulak kesilmeye; “Vakti gelmiş artık! Maneviyat giyinmiş, genel kabullerle semirmiş o pis egonu ve onunla koştuğun Şirki fark etme, tavır değiştirme vaktin gelmiş!” Ne yapayım dedi içinden konuşana sesi titreyerek… Ne yapayım?

3. ses devam etti: “Şimdiye kadar naif, sakin, dingin oldun. İçin neyse öyle göründün. Ama sürekli ikircikli, maksatlı insanlardan kötü muamele gördün. O muamele ile Rabbin sana seslendi durdu ama direndin! Duymak istemedin!” Rabbim, beni yoran insanlarla ne demek istedi bana?

“Rabbin seni yoran insanlarla sana ne demek istedi?” İşte en güzel soru. Ve devam etti 3. ses: “Seni yoran insanlarla Rabbin sana KULUM, GİDİŞ YOLUN YANLIŞ, TUTTUĞUN USUL VE MUAMELE YANLIŞ. DURUŞUNU DEĞİŞTİRMEN GEREK diyordu… Yanlış mı? Ama dinimiz? Ama ahlak? Ama iyilik?

“Konfor alanından çıkmak; alışılmış tavrı değiştirmek hep zor gelir. Değişmemek için din, ahlak, toplumdan ne kılıflar ne örtüler ne bahaneler bulur insan! İşte bu; insanın kendi kendini aldatmasıdır. Ve insan bu aldatmacayı, konforunun bozulmasına tercih eden tuhaf varlıktır.”

“Rabbin sana, kulum tavrını değiştir diyor. Bunu duy artık duuuuyyyy!” Sürekli tekrarlanan sahnelerle, sürekli aynı yerden vurulmalarımızla, sürekli benzer insanların benzer arızalar çıkarmasıyla Rabbimiz seslenirdi bize… “Değiştir kulum, Değiş kulum” diye seslenirdi…

Egonun, Genel Kabullerin sesinden öte bu 3. sese yattı kalbi de aklı da. Ama bir problem vardı. Bugüne kadar mülayim olan yarın sert olsa ne yazardı? Tavır değiştirse başarabilir miydi? Korku ayaklandı bu defa. O ses yeniden yetişti imdadına; “Fark etmek ve inanmak her şeydir.”

Fark etmek ve inanmak her şeydi. Kabul etti. Bu defa vehim canlandı. Ya değişmezse? Ya çok sert karşılık alırsa? 3. ses tekrar ve son kez seslendi: “Fark edip iman ettin? Karışma! Seninle onları mı uzaklaştırır yoksa onlar kendiliğinden mi çekilir orası Allah’ın işi Karışmaaa!”

Evet öyleydi. “Ameller Niyete göre”ydi. Niyet etti ve inandı ise amel-fiil nasıl gelişir, neden kafayı takıyordu ki?! Hiç dedi hiç. Ve huzurla daldı temiz gece uykusuna. Uyku öncesi murakabe verimli olmuştu. Çoklarının ego ve genel kabullerden duyamadığı 3. sesi; Hakkı duymuştu.

“Olduğu gibi görünüp göründüğü gibi olmak” genel kabulü idi insanların. Din, ahlak, toplum adına teşvik edilendi bu. Bir de “Sakın olduğun gibi görünme!” diyen vardı. Ve ilk kez ona da kulak verecek, titizlikle eğilecekti söylemin gerçeğine!

http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2013/01/sakin-oldugun-gibi-gorunme-gorundugun.html

İRADE AKIL KÂRI MI?

Sanıldığı gibi İrade; aklın bir işlevi- çıktısı değil bütünüyle duygu, dürtü ve mevcut kişisel veritabanı birikimi üzerinden çalışan kuvvedir. Bu nedenle irade gücünün terbiyesi; akılcı metotlar, bilgiye dayalı yönlendirmeler değil, duygu, dürtü ve eğilimleri tanımayı gerektirir.

Özgür iradeyi savunan; istersek her şeyi yapabiliriz diyen görüş ile bunun tam tersine, irade olmadığını, rüzgâr önünde yaprak olduğumuzu savunan görüş de genellikle akıl, bilgi veya uygulamaya dayalı metotlar önermişler; duygu, dürtü, veritabanı birikimini ıskalamışlardır.

İrade; Duyguya dayalı çalışır. Duygusal planda bir şeyi benimsemişseniz, hele bir de onu tutku haline getirmişseniz akıl, bilgi, genel geçer kuralların hepsi devre dışı kalır. İspat? En güçlü iradeler Aşk ile ve aşka paralel açığa çıkmıyor mu? Aşkın akıl-mantıkla alakası var mı?

İster dünya tarihine ister günümüze bakalım; insanları harekete geçirme, yönlendirme ve onları belli alanlara kanalize etmenin en güçlü yolunun akla hitap değil duygulara dokunmak olduğunu görürüz. Bu yüzden “Sevgi”ye dayalı argümanlar “Bilgi”ye dayalı argümanları daima alt eder!

Kitle hareketlerinin “Ver Mehteri”, “Yürü be kim tutar seni”, “Haydi bre aslanım” teşvikleri ile yürüdüğü de bir gerçektir. Belki aranızdan şöyle diyenler olacaktır; bu çağda gerçekler ortada, kimse bunları yutmuyor. Nasıl yuttuğunu da açalım biraz…

Başkaldırı mı Uyum mu? Savunmak mı Karşı Çıkmak mı? Onaylamak mı İsyan ve Ret mi? Hangileri daha sevimli?! Akılla negatif dediklerimiz Duygu planında daima sevimli. “Çarşı Her şeye Karşı” daima “Çarşı Her şeye Uyumlu” nun önünde… Uzağa gitmeyin, sosyal medyaya bakın yeter!

Ret cephesi, Muhalefet cephesi, Karşıtlık grubu daima fazladır ve hep öyle olacaktır… İman gibi en güçlü yönelişin bile “RET” ile başlaması anlamlı ve düşünülesi değil mi? Laaaaa! Haaayıııırrr! Kabulle değil Retle başlayan yönelişle inşa olan iman…. Düşünülesi…

“Beni anne babanızdan ve hatta bütün sevdiklerinizden daha çok sevmedikçe kâmil iman sahibi olamazsınız!” Sevmedikçe! Bilmedikçe değil Öğrenmedikçe değil Sevmedikçe… Duygudan beslenen ve duyguyla harekete geçen İrade… Duyguyla oluşan İman… Bakar mısınız?

Merhum Özal kalp ameliyatı olacaktı Amerika’da. Türkiye’de işler iyi gitmiyordu. Ameliyattan önce TV ye çıktı “Biraz tedirginim. Doktorlar iyi olacak diyorlar… Halkım bana dua etsin” dedi sesi titreyerek… Ertesi gün gündem değişti. Ne ekonomi ne yoksulluk hepsi unutuldu…

Mazlumun, mağdurun, ezilenin, hakkı yenenin yanında yer alışımızda akıl mı var duygu mu? Zengin karşısında Fakirin, Güçlü karşısında Zayıfın, Çok Bilmiş Uyanık karşısında Cahil ve Kaba da olsa samimi dediğimizin yanında yer alışımızda mantık mı var, fıtri dürtü mü?

İrade; Duyguya dayalı çalışır, duyguya dokunmakla harekete geçer. Sen şimdi akılcı, bilimsel, mantıklı hareket ettiğini düşünüyorsun di mi? Aşı karşıtlığın, Adaletsizlik haykırışın, Yöneticilere isyanın objektif değerlendirme ve gerçeklere dayalı di mi? Eminsin? Bi düşün…

GİZEM BİLGİSİNİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Kendilerini olduklarından daha büyük, bilinenden daha önemli hissetmek isteyenler genellikle; – Kimselerin haberinin olmadığı derin konulardan haberdar oldukları – Bilinmez kabul edileni bildikleri – Saklı sır, gizli plan ve büyük hesaplara vâkıf oldukları imajını yayarlar.

Çoğunluğun bilmediğini bilmek, çoğunluğun görmediğini görmek, çoğunluğun telkin- ilan edilene uyduğunu ama kendilerinin esas gerçeği gördüğünü ve ayrı yol tuttuğunu dillendirmek, düşük ve kompleksli bilinçlere ilaç gibi gelir. Bunun sağladığı tatmini hiçbir şey sağlayamaz.

Komplo Teorisyenlerine her devirde ekmek sağlayan bu bilinçlerdir. Kör atın kör alıcısı olur misali, kendini bunlarla iyi hissetmek isteyen varsa, elbette bunlar üzerinden iyi hissettirenler de çıkacaktır. Sır, gizem, arka plan, dünyadan saklanan gerçek vb bu yüzden pazar bulur.

Ne diyordu Cem Yılmaz? Kazlıçeşme sahilinde mangal yapan işçi Hasan şunu fısıldar ailesine; “Yüksek sesle konuşmayın; CIA- MOSSAD kol geziyor.” İşçi Hasan kendini iyi hissetmek ailesi, yakınlarına da özel şeyler bildiğini vehmettirmek için kendini gözleyen CIA ve Derin Güçler hayali kurar…

Sır, gizem, ötelerin haberi, dünyayı yöneten büyük ailelerin bilinmeyen planları. Gerçeğin saklı yüzü (!) Kimleri çeker bunlar? Uyanmamışları! Kendilerine has gündemleri olmadığı için toplumun gündemiyle yaşamaktan kurtulamamış ama azıcık da kendini farklı görmek isteyenleri!..

Yalanı yok bir dönem ucundan kıyısından kapılmışımdır. Gayb haberleri, Erenlerin sırları, Ricalin planları. Asırlardır gelmesi beklenen Mehdi, Mesih, Müceddit zırvaları. Caziptir hak veririm, o bilinçteyseniz ve “egonuzun size oynadığın maneviyat oyunu”nu görememişseniz caziptir.

Ölçünüz “İyi Hissetmek”se bunlar iyi gelir. Düşün peşine saklı gündemlerin hatta koşun! Gerçeği bulduğunuz zannıyla. Ölçünüz bedeli ne olursa olsun “İyiyi Görmek” ise zaten bunlara prim vermez, Kendi Gündeminizi yaşar, bu yayınlara Uyanık olursunuz. Gülerek bitirelim.

İRADE ZAYIFLIĞI, İSTİKRAR VE BİZ

Bütün başarısızlıklar ve mutsuzlukların altında “İrade Zayıflığı” yatar. İnsan, irade gösterdiğinde Acele ve Telaşın; irade gösteremediğinde de Tembellik ve Hareketsizliğin eline düşer. Her ikisi de insanın zihinsel- bedensel dengesini ve hayat akışını alt üst eden tutumlardır.

İnsan; tembellik ve gayretsiz elde etmek gibi bir hastalığa yatkındır. Bu yüzden istikrarlı- disiplinli çalışma, sürdürülebilir verimlilik, nihai hedeflere odaklanma zihnin ve bedenin sevmediği yoğunlaşmalardır. Geri kalmış ülkelerle kalkınmış ülkeler farkı bunun açık delilidir.

Olayı sadece çalışma, çaba ve gayrete indirgemeden Yöneliş kavramı ekseninde ele alırsak insan ne acı ki yönelişini de sürdüremeyen varlıktır. Kırılganlığımız anında hedef değiştirme ve geri adıma sebep olur. Oysa daimi yöneliştir bize netice aldıracak olan. Ne diyordu Hadiste?

“Allah kulun duasını kabul eder; kul o duada ısrardan vazgeçmedikçe!..” (Hz. Muhammed sav)
Yaşınız kaç olursa olsun hayatınıza bir bakınız. Duanıza kaç yıl yönelebiliyorsunuz? Yoksa olmadı, olmuyor diye hemen değişiyor mu duanız? Ömürlük istikrar gösterdiğimiz dualarımız var mı?

Düzenli, disiplinli, istikrarlı çalışmaya yoğunlaşamayanlar arasında bunu yapanlar hemen belli olurlar. Birini tanımıştım. Tane tane konuşur, paragraf açarcasına sohbet eder, hiçbir soruyu karşılıksız bırakmazdı. Öğrendim; senelerdir hiç bozmadığı günlük okuma saati varmış…

Hangi mesleği icra edersek edelim, iş dışında hobi kabilinden istikrarlı zihinsel çalışmalar yapmıyor, kendimizi sadece iş, aş, eş ve çocuklarla tanımlıyorsak, zaman içinde pörsüyen bir bedene; dedikodu düşkünü ve eskiyi tekrarlayan kokuşmuş bilinçlere dönüşmemiz kaçınılmazdır…

Günlük rutinler dışında düzenli ek çalışmaları olanlara dikkat edin, özellikle zihinsel çalışma yapanlara; bilgi, araştırma, inceleme ve derin düşünmeye adananlara. Zihinleri gibi bedenleri de genç kalmıştır. İrade gösterdikleri düzenli zihinsel faaliyet; onları hep zinde tutar.

İrade göstermek; sadece fiil, eylem, tavır ortaya koymak da değildir. Zihinsel Yöneliş; İçsel Odaklanma, inanması güç gelse de fiil ortaya koymaktan hem daha kolay hem de üstündür. Kişi, iç âleminde vazgeçmedikçe tüm özlediklerine kavuşacaktır. Ne ki insan kırılgan ve acelecidir.

“Üzülmeyiniz, Gevşemeyiniz; İnanıyorsanız mutlaka üstün gelecek olanlarsınız” (3/139) Başarısızlık, Mutsuzluk nedenlerimiz üzüntü, pes etme, kırılma olarak ve Gevşemek, istikrar gösterememek diye açıklanıyor. İnançla Yönelen; Sebatla İstikrar Gösteren İrade, hedefe varacaktır.

ETİKETLER VE GERÇEKLER

İnsanlara olan sevgi ve nefretimizi baz alarak İyi İnsan- Kötü İnsan etiketleri üretiriz. Oysa bu duygusal yanılsamadır. Bütünüyle iyi insan olmadığı gibi tamamen kötü insan da yoktur. İyi- Kötü olan İnsan değil, ondan açığa çıkandır. Bu gerçeği bilenler; insan etiketlemezler…

Olumsuz kabul ettiğiniz insanların genele göre değil de size göre öyle olduklarını görebiliyor musunuz? Sistemde iyinin de kötünün de yeri var ve neredeyse işlevleri eşit. Davranış kötülüğünden hareketle insan kötülemek? Davranış iyiliğinden hareketle insan yüceltmek? Tutarlı mı?

Diğer insanlar bir yana, hatalı veya kötü bir iş yaptığımızda kötü insan etiketinin kendi bilincimize yapışmasının da genellikle önüne geçemeyiz. İç alemimizde bundan uzun süre kurtulamayız. İşte bu yüzden başkasını affetmek kolay ama insanın kendini affetmesi zordur denmiştir.

İnsan kendini de diğer insanları da hataları ile sevmelidir. “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” diyordu di mi acılı arabeskin babası? Hatasını, yanlışını normalleştirmek değil elbet kast edilen. Hatanın, yanlışın iç barışımızı bölmesinin önlemek. Kendimizden nefreti önlemek…

Bilinçli insan; iyi- kötü davranış konusunda toplumsal ortalamaya göre hareket etmeyen insandır. “Herkes malı götürüyor, benim azıcık bir şeylerden sebeplenmem mi çok kötü? Ötekileri görsenize!” İşte böyle düşünmez olgun insan. “Bal tutan parmağını yalar” söylemine prim vermez.

Son yıllarda tuhaf bir iyi- kötü ölçütü de taraftarı olunanla diğerlerinin kıyasına dayalı anlayış. Tuhaf bir algı sapması bu. “Sizinki başarısız” “Sizinkinden iyidir, bizimki gayret ediyor” “Sizinki hırsız” “Sizinki kadar değil, siz hamuduyla götürdünüz” Bu mudur ölçü?!..

Kıyasa dayalı iyi-kötü değerlendirmesi? Kötüye nispetle daha az kötüyü savunmak; Daha iyiye nispetle daha az iyiyi aşağılamak? Salt İyi ve Salt Kötü nereye gitti? Nereye mi gitti? Devreye taraftarlık hırsı, benimseme tutkusu, nefret duygusallığı girince işler böyle oldu…

Toplumsal anlayış iyilik- kötülükte çürümeye başlamışsa kendi anlayışımızda da ona ortak olacak mıyız? Taksici, unutulan çantayı sahibine ulaştırdı diye alkışlanıyor! Neden? Çokları cebe indirir, o indirmedi! Normali, zaten sahibine vermesi değil mi? Alkış niye ki?

Çokları aşırı kötülüğü seçerken hafif bir iyiliği alkışlıyoruz. Çokları aşırı iyiliği seçerken hafif bir kötülüğü öldüresiye aşağılıyoruz. Çünkü normallik anlayışımız ve dengemiz evrensel insani ölçülerden saptı; hırs, tutku, sahiplik çukuruna yuvarlandı. Ayarlarımıza ne oldu?

İyi İnsan, neye göre iyi? Kötü İnsan, neye göre kötü? Sübjektif, bencil, duygusal değerlendirmelerle insan ölçüp biçmek? Yazık edersiniz, kendinize de insanlara da. İyi İnsan da Kötü İnsan da yok. Sadece iyi ve kötü eylem var. Onun da ölçüleri belli.

Sorun kendinize; iyi dediğiniz kişiler evrensel iyilik ölçülerine göre mi iyi? Kötü dedikleriniz hangi ölçülere göre kötü? Sorgulayan görecektir. Benimseme ve Dışlamada aşırı giden, korkarız ki uzun vadede zarar edecektir. Çünkü Allah haddi aşanları, ölçüyü bozanları sevmez!..

BİLSEYDİM YAPMAZDIM (MI?)

İnsan, neticesi acı olan ve zarar ettiği olaylar hakkında genellikle “Bilseydim, hiç bu yola çıkar mıydım? Böyle yapar mıydım, bilemedim” der. Zarar ve acıyı, bilip bilmemeğe bağlar. İşte bu insanın kendi kendini aldatmasıdır. Neden? Neyi kaçırıyor? Zihnin hangi oyununa geliyor insan?

Bilseydim, kelimesiyle zarar ve acıyı bilmeye bağlamak evet kendini kandırmaktır. Neden? Gerçekçi olursak bal gibi de bilmektedir. Sonucun acı olabileceğini de bilmektedir. O halde asıl sebep? Asıl sebep bilme ve bilmeme değil, duygusal durum cazibesi veya itmesinden ibarettir.

Zarar ettiğiniz, acı çektiğiniz olaylara dikkatle bakın. Sahi, olayın muhtemel getiri ve götürülerini bilmiyor muydunuz? Çok iyi biliyordunuz. İtiraf edin biliyordunuz. Ne ki duygular, hırslar ve özlemleriniz sizi ona itti ve bilinçli olarak bilgiyi bastırıp görmezden geldiniz.

O halde bilemedim, hesap edemedim diyerek kandırmayın kendinizi. Gerçekçi olun. Ve şöyle deyin; “Tamam, her şeyi biliyordum. Hesap ettiğimde kötü sonuçları da görüyordum. Ama duygularımı yenemedim. Kapıldım.” Bu, gerçek itiraf ve gerçek tövbedir.

İnsan bilmediği, hesap edemediği için değil; duygusal etkiler altında bilineni bilmek, görüneni görmek istemediği için, realiteye bile bile sırt döndüğü için zarar eder ve acı çekermiş. Sebebi bilgiye bağlamayın. Sebep; Duygularınızdır.

Bir de düşünemedim var. “Düşünemedim böyle olacağını, yoksa ben ister miyim kendime ve sevdiklerime zarar vermeyi, düşünemedim işte.” Yalancı seni! Bal gibi de düşündün. Farkındaydın da. Adrenalin tutkusuyla gaza bastın, uçuruma az kala da fren yapamadın. Hepsi bu!..

Bedel ödediğiniz olayların altında bilgi, düşünce, akıl ve hesap eksikliği yok. Olayın “Doymamış Duygular”ınız ve “Bastırılmış Dürtüler”inizle alakası var. Gerçek Tövbe bunu görmek, kendini aldatmadan bunu yakalamaktır. Yakalayabilen; kurtulur ve de bağışlanır vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir