Değiniler- 227

Değiniler- 227

ÜÇÜZ KARDEŞLER; İRADE- İSTEK- EYLEM

İstek eylemle desteklenmedikçe irade açığa çıkmaz. Bu yüzden bilgi ve düşünce değişikliği insanın kendini değiştirmesi anlamına gelmez. Bilgi ve düşünce ona paralel eylem ve uygulama ortaya konmadıkça sadece bir fantezi, bir çeşni, farklı bir tat olmaktan öteye gitmeyecektir.

Eyleme geçmek; hazları ertelemek ve konfor alanından çıkmayı göze almaktır. Bu da can sıkıcı, aman şimdi mi, tam da sırası diye itiraz edilen konuları canımız istemese de yapmakla mümkündür. Vakit var sonra yaparım ile yaşayanlar; hiçbir zaman o vakti bulamayacak olanlardır…

Bu havada oturup kitap okumak? Gez dolaş canım, akşam okursun. Gözünden uyku akarken rapor hazırlamak? Kestir biraz, sabah kalkar yazarsın. Dost davetine katılmak? Ara, hasta olduğunu bildir, nasılsa anlayış gösterirler. Böyle işleyen zihinde irade hiçbir zaman açığa çıkamaz.

Çok acıkan çocuk boş bulduğu yere oturdu. Kaşları çatıldı annenin; orası babanın yeri, öteye git. İşçi servisinde rastgele koltuğa oturdu genç adam. Şoför uyardı, orası Ahmet Ustanın yeri bi arkaya geç. Yemekte yeri belli baba, serviste koltuğu parselli Ahmet Usta. Kim bunlar?

Bunlar kim mi? Yumurtaları soğusun istemeyenler. Dışı insan, içi tavuk mahlûklar. Yer, konum, misyon seçer ve bir ömür oraya demirlerler. Konfor alanını bozamayan, bozmayı kayıp ve eksiklik, o alandan çıkmayı ölüm sayan bu kafaların değişim iradesi göstermesi imkânsızdır.

İşin tuhafı onlar bu iradesizliklerine de irade adı vermişlerdir. Uyuşuğuz, tekdüzeyiz, değişime karşıyız, statükoyu koruyoruz demek yerine amaç ve yönelişimizde sabitiz, yolumuzda istikrarlıyız, disiplinli ve sürdürülebilir düzen sahibiyiz derler. Zaten kim yoğurdum ekşi der ki?

Daha da tuhafı toplum, kitle ve kalabalıkların bu tavrı yüceltmesi. Bir siyasetçi çıkar der ki 40 yıldır aynı çizgideyiz! Bu, alkış alır. “40 yıldır aynı çizgideyiz”in diğer anlamının “Santim değişmedik, zerre ilerlemedik, yerimizde sayıyoruz” olduğunu kimse düşünmez nedense!..

“İdeolojiler; insanlığa giydirilmiş deli gömlekleridir” diyen Cemil Meriç, ne demek istemişti? İşte tam da bu. Dava, ideoloji, ölümüne baş konulan yolllar… Bunlarda göstereceğiniz irade; enginlere kanat açtığı rüyası gören kafes kuşu çırpınmasından başka bir şey değildir…

Evrensele açılma, kendini aşma iradesi gösterenlere dikkatle bakın! Ömürlük gayelerinden, adandıklarından vazgeçip kulvar değiştirmişlerdir. Eski arkadaşları nazarında dönek, hain, istikrarsız, sapkın yaftalarını göze alarak. Onlar; konfor alanından çıkma iradesi gösterenlerdir.

Hazları erteleyemiyor, konfor alanından çıkamıyor, bir türlü istediğiniz değişimi gösteremiyorsunuz. Ne yapmalı? İsteğiniz değişimse ve bunda samimi iseniz o değişim bir şekilde gelip sizi bulacak, ummadığınız kadar dönüştürecektir. Samimi Dua, güçlü istek mutlaka karşılık bulur.

Değişim iradesi göstermek için küçük noktalardan başlayınız gerisi gelir. Nereden mi1? “Canım çekti” dediklerinizi kendinize vermeyerek! “Canım istemiyor” dediklerinizi de inadına yaparak. Konum seçmeden, alışılmış konumları yenileriyle değiştirerek. Göreceksiniz, kolaylaşacak.

BİR İRADE KIRICI OLARAK ABARTILAR

Gençler ve hakikati arayanların irade göstermesi önündeki zihinsel engellerden biri de büyüklerin abartılı anlatımları. “Biz sabahlara kadar kitap okurduk”, “Günde 15 saat araştırma yapardık”, “Geceler boyu nafilemiz, günlerce orucumuz vardı” vesaire. Bu abartılara aldanmayınız!

Büyükler yalan mı söylüyor? Hayır, doğru diyorlar. Ancak söyledikleri; genç nesle zorluk göstermek, “Yaptığımızı herkes yapamaz” iması ile kendi gayretlerine ulaşılmaz anlamlar yüklemektir. Hakikati kavramaya yönelmişseniz bunlara kulak tıkayıp yapabileceklerinize odaklanınız.

“Mermeri delen; suyun kuvveti değil damlaların sürekliliğidir.” Aydınlanmaya dönük çalışma, az da olsa istikrarla süren, sabırla devam eden çalışmadır. İnsanüstü abartılı çabalara gerek yok. Çünkü insanüstü çabaya kalkışmak ani yılgınlık, yorgunluk, vazgeçişler de getirebilir.

Sabırla yapılan, az da olsa istikrarla devam eden çalışmalar büyük neticeler doğururlar. Bugün yeryüzünde hayran olunası kaya kitlelerini asırlarca esen rüzgârlar, sürekli onları döven dalgalar oluşturmamış mıdır? Abartılı hakikat anlatımları nedeniyle moral bozmaya gerek yoktur.

BİR İRADE KATİLİ; VAKİT YOK

Zamanı kullanmada zihnin insana oynadığı oyunlardan biri de “Vakit Yok” söylemidir. En büyük çeldirici olan bu söylem; insanın tembellik iradesini güçlendiren, haklılık fistanı giyinmiş bir cadıdır. İnsan, niyetine aldığına vakit bulan canlıdır. Vakit yok, beynamaz özrüdür.

Vaktiyle saat gibi yaşayan bir filozofun karısı, düşünürün tüm disiplinine rağmen yemekleri biraz geciktirirmiş. Düşünür bir gün kalın bir eser sunmuş eşine. Eşi hayretle ne zaman başladın, ne zaman bitirdin deyince; “Her yemekte 20 dk gecikmelerin var ya, onun eseri” deyivermiş.

Bulmak isteyene, boş vakit ziyadesi ile mevcuttur. “Allah, an içinde an yaratır; zaman içine zaman sığdırır” cümlesine iman ediyoruz değil mi? O halde şuna da iman edelim “Niyet ettiği konuda insan, zaman içinde zaman bulur, an içre an icat eder kendine” Hiç şüpheniz olmasın!

BÖYLE BUYURDU EMİL CİORAN

  • Ve gece yarısından sonra başlar tehlikeli hakikatlerin baş döndürücü sarhoşluğu!
  • Sabahtan akşama kadar ne yapıyorsunuz? Kendime katlanıyorum.
  • Toplum oluştuğundan beri, ondan kaçmayı istemiş olanlar zulme uğramıştır ya da çeneleri kapatılmıştır. Her şeyiniz affedilir, yeter ki bir mesleğiniz, isminizin bir alt-başlığı, yokluğunuzun üzerinde bir damga olsun.
  • Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey doğmuş olmaktır; gerisi boştur. Bir kez doğduktan sonra ölüme doğru yol alıyor olmamızın hiçbir önemi yoktur.
  • İnsan, doğduğu andan itibaren her şeyini yitirmiştir. Yaşamaksa sonucu belli olan bir savaşı sürdürmekten, yenilgiye yazgılı olduğumuz bir karmaşanın içinde bulunmaktan ibarettir.
  • Tek olmaktan duyduğu gurur, insanı, kendi derdine aşık olmaya teşvik eder.
  • İdeolojiler, yüzyıllar boyunca ayakta duran barbarlık temeline bir cila çekmek için, bütün insanların paylaştığı caniyane eğilimleri örtmek için icat edilmişlerdir sadece…
  • Hayatın içinde yer alan her şey, hem gerçek anlamda hem mecazi anlamda, dengesizdir.
  • Bildiğimle hissettiğim arasında daima bir çatışma olacak, farkındayım…
  • İnsan türü ancak kendini mahvedene hayran olur.
  • Her düşünce bastırılmış bir duygudan kaynaklanır.
  • Halbuki gözlerin işlevi görmek değil ağlamaktır; gerçekten görmek için de gözlerimizi kapatmamız gerekir.
  • En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.
  • Sonuna kadar Yalnızlığının gururunu yaşayanın artık tek bir rakibi vardır; Tanrı!
  • Düşünmek; bir yıkıma hazırlanmaktır.
  • Başkasına kıyamamak, başkasını mutsuz etmemek için kendimize kıymayı ve kendimizi mutsuz etmeyi seçeriz.
  • Yaşamak şu anlama gelir: İnanmak ve Ümit etmek! İnanmak ve Ümit etmenin gerçeği mi? Kendine yalan söylemek ve bu yalanın peşine düşmek!
  • Her varlık başka bir varlığın can çekişmesiyle beslenir.
  • Modern olmak çaresizlik içinde şunun bunun ucundan tutmaktır.
  • Mutsuzluğunu sev, mutluluğundan iğren. Her şey birbirine karışır. Tüm kazanımlar birer kayıp, tüm kayıplar birer kazanım haline gelir.
  • Kelimeler merhametlidirler, narin gerçeklikleri ile bizi kandırır ve teselli ederler.
  • Müzik, mutluluk ülserine tutulmuş ruhların sığınağıdır.
  • Her kitap, ertelenmiş bir intihardır.
  • İnsan, başarısız bir proje idi. Tanrı niye yaratmada inat etti ki?
  • Ne zaman inançlı birine rastlasam; ruhunun hangi kusuru, hangi deliliğidir ona bu inançları kazandıran? diye sorarım kendime.                                                                                                                                                                                      

Umutsuzluğun Doruklarında, Burukluk, Çürümenin Kitabı vb eserler sahibi mutsuz, umutsuz, karamsar filozof Emil Cioran ın sözlerini okudunuz. Annesi dedi ki; Bu kadar mutsuz olacağını bilsem kürtaj olurdum Cevabı: Ben basit bir yol kazasıyım. Bu kadar ciddiye almana gerek var mı?

ÇALIŞIP DİNLENMEK; ÇALIŞARAK DİNLENMEK

Başarmanın tek şartı var; Hayvan gibi çalışmak! İnsan, çalışmaya manevi coşkunun motor gücünü de ekleyebilirse ne âlâ! İşte o zaman çalışma; bir aşk, bir neşe, bir dans ve ritmik bir yaşam armonisine dönüşür. Ekleyemezse o yaşama emek, sürünme, çile, ıstırap adı vererek avunur.

Yorgunum, bitkinim, eridim, tükeniyorum diyenlerin feryadı görüntüde bedenî rahatsızlık; hastalık gibi sunulsa da değildir. Siz tüm bu feryatları; manevi coşku bulamadım, istediğim sevgiyi elde edemedim, çevrem beni anlamadı seslenişi diye anlayınız. Coşku varsa beden yorulmaz.

Gerçek İrade; manevi coşku eşliğinde açığa çıkar. Öylesi bir irade olağanüstü çabalarla şaşılası eserlere imza atar. Coşku olmaksızın irade; yorucu çalışmalar, tüketen hırslar, bitiren özlemler, yakan arzulardan başka bir şey değildir. İnsan ruhu ve bedenine ağır yükler bırakır.

Beden sağlığı mı ruh sağlığı mı? Hangisi önce, hangisi hangisini tetikler? Bu ayrım doğru olmasa da ikisinin etkileşimi bir gerçek. Ancak biz, düşünce sağlığının bedenî rahatsızlıkları da düzelteceği, düzelmese de sağlam kafanın umursamadan üretime devam edeceği kanısındayız.

Sağlam Kafa, sağlıklı ve üretken düşünce, hastalıkları olsa da bedeni peşinden sürükleyerek yoluna devam eder. Sağlıksız beden, üretken olmayan şikâyetçi zihin; çileci anlayış düşünceyi de kafayı da bozar ve hem bedeni hem ruhu olduğu yere; bir kısır döngüye kilitler, hapseder.

Çalışma Disiplini bir anlamda Dinlenme Disiplini ile hayat bulur. Nasıl dinleniyorsunuz? Canım bu da soru mu, ya olduğum yere biraz uzanırım, ya dışarıya hava almaya çıkarım ya da vurup kafayı biraz yatarım. Dinlenmek yeniden enerji toplamak için rahatlamaksa doğrusu bu mudur?!

Evet dinlenmek enerji toplamak için rahatlamak, doğru. Yanlış olan? Dinlenme anlayışımız. Kitap kurdu birine bir kitaptan yorulunca ne yaparsın dedim. İnceleme eserinden yorulunca belgesele, belgeselden yorulunca romana geçerim. “Kitaptan yorulunca kitapla dinlenirim” dedi.

Bir diğer azimli çalışan ise dinlenme biçimini, fiili çalışmadan yorulunca zihinsel, zihinsel çalışmadan yorulunca fiili çalışmaya geçmek diye açıkladı. Düşünmek yormuşsa bahçe işleriyle; bedensel işler yormuşsa belgesel izleyerek, kültürüne yeni katkılar sunarak dinleniyordu.

İrade göstermek; vakitlerini tanzim ederek yaşamaktır. Hobilerini bilgi edinmeye; Dinlenmesini; bir başka alanda kültür faaliyetine dönüştüren kazanacaktır. Ne mi kazanır? Yaşamda çok az insana nasip olan “Kendini Dönüştürme İradesi”ni kazanır. Yetmez mi? Az şey midir?!.

HAKİKAT Mİ? İŞTE BU!

– Hakikat nedir dedi delikanlı.
– İşte bu masa, işte bu bardak, işte sen, işte ben, işte bu sohbet dedim.
Sustu. Düşündü biraz. Ve devam etti:
– Başka bir yer, başka bir zaman, başka bir boyutta, erişilecek bir hakikat yok mu yani?
– Var. Az sonra eve gideceğiz. Orada da var…

– Nasıl olursam hakikat üzere yaşarım?
– Gözlerime bak, gözlerin bana bakarken kafan başka yerde gezmesin. Konuşulana odaklan. Hem çay da iyi. İhmal etme soğumasın, al bir yudum. Baklava misss… Şimdi çay ve sohbet vakti. Tüm hücrelerinle burada ol…

– Ben sizinle zatlar, eserleri, boyutlar, mertebeler konuşacaktım oysa. Tuhaf oldum.
– Zatı Muhterem bir garson masa donattı. İçeride usta zat ve zatiyeler pasta, çay hazırladı. Eserlerini yiyip içiyoruz. Lezzet boyutlarında zevk ediyoruz. Sohbet mertebelerindeyiz şimdi…

Yıkıldı çocuk… Dut yemiş bülbül oldu… Kafamda sorular var demiş, dostu alıp bana getirmiş… Ne güzel olurdu şimdi Velayet mertebeleri konuşsak. Ne güzel olurdu İnsan-ı Kamilden ve Kemalat makamlarından bahis açsak… Yıkıldı çocuk…

Hoş, kıssa ve keramet konuşalım istememiştir hani. Biraz kuantum, biraz hologram, biraz evren içre evrenler olsa fena mı olurdu? Hepsini bi çırpıda attım çöpe. Hakikat dedi, masayı tıklattım yüzüğümle, işte şimdi, şu an, burası, başka yerde hiç olmadı!..

Kısa sürdü sohbet. Yıkıldı ama insan genellikle yıkımla anlardı. Ters köşe olanlar bulurdu esaslı köşeleri, has geçitleri! Ne tavsiye edersiniz dedi ayrılmadan önce;
– Benim gibilerden uzak dur. Hatta kaçabildiğin kadar kaç dedim.
Neden dercesine baktı gözleri. Neden mi?

“İnsan; kim olduğunu kendine sormak yerine başkalarına sormaya başladığı gün insanlıktan çıktı! İnsan; ötekinden öğrenmeye alışalı beri kendindekine cahil, kör ve nankör kesildi”

Yaz bi kenara deyip ekledim:

Kendine, kendindekine sadık ol! Bil ki; Allah, nankörleri sevmez!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir