Değiniler- 229

Değiniler- 229

ORTASI YOK MU BUNUN?

İnsana dair anlayışlar “ya hep ya hiç” şeklinde uçlarda geziniyor. Önceki yüzyıllarda insana ancak Toplumsallaştığı ölçüde değer verilip kitleyle bütünleştiği ölçüde saygınlık atfedilirken bireyselliği yok farz ediliyor; bireysel tutum nefsaniyet- bencillik diye aşağılanıyordu.

Toplumsal değerler, hedefler, anlayışlarla bireyselliğin yok sayılması bir çeşit fedakârlık, adanmışlık, hizmet ve insanlık kabul edilirken öz bilinç, öz saygı, öz değer, öz fikir hiç mesabesine indirgeniyordu. O dönem insanları ruhsal sorunlar pahasına sessizce buna uydular…

Günümüz insanı tam tersi bir noktada ilerliyor. Değerler, kabuller, telkinler, anlayışlar arasında kendi değerini yitirmeme ve potansiyelini açığa çıkarma adına tavan yapan Bireysellik ile karşı karşıyayız. Ego, kibir, üsttenci yaklaşım, nefsaniyet gün be gün zirveleri zorluyor.

İşin ilginci bireysellik yükselirken bunun insanlık, toplum, gelişim adına yapıldığı iddiası. Manevi bazı çalışmalarla sözde nefs arınması gayretindekilerde Kibri, kişisel gelişim adıyla kendini tanıma çalışmaları yapanlarda somutlaşan tepeden bakışı ibret ve hayretle izliyoruz.

Allah muhafaza kalabalık bir bulvarda fenalaşıp yere yığılsanız size insanlık göstermek yerine emniyette ifade, savcıda sorgulama, suç isnadı gibi korkular nedeniyle görmezden gelen bireysellikle normalleşiyor. Duyarsızlık; bireyselliğin geldiği noktanın ürkütücü dışa vurumu!

Başarı, öne geçme, seçilme, zirveye çıkma, her şeyin en iyisine sahip olma, saygınlık derken devasa bir insan kitlesi, onların iç ilişkileri ve dinamizmi neredeyse yok sayılıyor. Tamam, Birey toplumsallıkta yok olmasın. Ama bireysellik adına Toplum Gerçeği de yok sayılmasın!

Bir vesileyle uğradığım şehirde sıkça hayırdır, buralarda bir yatırım, bir iş mi düşünüyorsun sorusuyla karşılaştım. Hayır dedim, akraba ziyareti. Şaşırdılar. Ya tatil dediler. Tatilim bu, sıla-i rahim amaçlı ziyaret. Sanki bir şey eksik ve tuhafmış gibi bakıyordu gözler…

Bayram denince kentten köye, kasabaya büyükler için akın ederdik. Sonra bu tatil yörelerine akına dönüştü. Sahi, o büyükler ziyareti, bireyliğimizi öldürüyor, bize hiçbir şey katmıyor muydu? Kalabalık metropollerden kalabalık sahillere akmak ne katıyor peki? Dinleniyor muyuz?!

İnsan ilginç varlık. Hemen her konuda uçları seviyor. Bireyliğimizi yaşamak? Toplumu ve değerleri çiz gitsin! Toplumca yaşamak? Kendini inkâr et, herkese adan, uy kalabalığa! Ortası yok mu bunun? İnsan ya ak ya kara demeyi seviyor. Gri Alan, Orta Yol, Denge çok mu zor?

GÖR BENİ

  • Yaşanmışlıklarımız ortak bilinçte birikir ve bu birikim insanoğlunun varlığının özünü oluşturur.
  • Kabul edilmesi en zor gerçekle yüzleşmek insanı sükûnete boğar.
  • Sessizlik en önemli malzemeydi düşünce için. Düşündü, inceledi, fark etti. “Fark edince ışık olursun” demişti kadının biri…
  • Gerçekliğin önünde küçücük bir zerreydi insan. Hayatında ilk defa kendini o zerrelerden oluşan o dev gerçekliğin bir parçası gibi hissederken öyle bir duyguya vardı ki o duyguda ışık vardı. Fark edince ışık olursun…
  • Issızlık aramak için inmişti buraya ve sanki varmıştı cehennem kıyısına. Etrafındaki delilikten aceleyle sıyrılmak istedi; alışkanlıklarına geri döneceği, emin olduğu yargıların sakinliğinde karar vereceği, siyahla beyazın uçlarda, grilere savaş açmış hayatının konforunu özledi.
  • Hazırdı, neye hazır olduğunu bilmeden her şeye hazırdı, yaşadıklarından sonra hayat onu neredeyse her şeye hazırlamıştı…
  • Aradığı ıssızlığı bu kalabalıkta bulması ne kadar da tuhaftı. Dikkatten kaçabildiğin kadar ıssızdın ve istediğin zaman ıssız olabildiğin kadar özgür. Issızlıktı insanı kendine getiren. Issızlığımızda hissettiğimiz konfor kadar gerçek değil miydik kendimize?
  • Kabalığın mıknatısıydı Güzellik. Sanki ruhun hayvanlığı ancak şekille ıslah edilecek kadar acizdi. Ruhu göremeyenler için şekil daima güneşti. Şeklin ötesini göremeyenler; en önemli anlamlara hep kördürler.
  • En büyük Lanet; Bilmeyenler arasında Bilen olmak. En büyük Felaket; Dinlemeyenlerin arasında Duyan olmak.
  • Dünyadaki sistem aslında çok basit; teknolojiyi geliştirenler, yaşam için gelişmiş sistemler kurabilenler, insanlığın nasıl şekilleneceğine de karar verirler. Ya lokomotif olursun ya vagon.
  • Acıyı kovalamanın en etkin yolu; Sorulardır.
  • Cesaretin hammaddesi sorulardır. Bazen sorgulamak, savaşmaktan daha fazla cesaret ister. Üzgündü, çünkü bazı sorulara insanlık hala hazır değildi.
  • Aslında aynı soydan geldiklerimizle değil aynı soruları sorduklarımızla biriz…
  • Bir erkeğin zihnini ancak bir kadın bedeni geçmişten ya da gelecekten kurtarıp ân’a odaklayabilir.
  • Ruhun vatanı değil mi Beden? Bedenin açıklarını ehlileştirmeden hiçe saymaya çalışanlar daimi bir gurbettedirler.
  • Merakları ortak olan varlıklar; bir gün mutlaka birbirlerini bulurlar.
  • İnsanı anlamak için İnsanlığı anlamak, İnsanlığı anlamak için İnancı anlamak, İnancı anlamak için Dini anlamak, Dini anlamak için Tüm Dinleri anlamak Ve tüm dinleri anlamak için anlamaya en baştan başlamak lazım…
  • Gerçek Müslüman her şeyden önce bir Düşünürdür. Bir lokomotifin nasıl motoru varsa ve ancak o motor sayesinde kendi kendine gelebiliyorsa Gerçek Müslümanın da kendi fikri olmalı, düşünmeli. Gerçek Müslüman; Aklını kullanır.
  • İslam naraları atmak Müslümanlığın kanıtı değildir. Çünkü İslam; Anlayıştır. Geleneği Dinleştirmek; İslam’a İhanettir.
  • Dervişin gözlerindeki anlamın gücüne daldı. Bilen birinin Sabrı, Bildiğini korumayı öğrenmiş birinin Cesareti, ne yaparsa yapsın hiçbir şey bilmediğini anlayan birinin Teslimiyeti vardı o gözlerde.
  • Kol gücü değildi onu güçlü yapan. Varlığının, bulunduğu yeri dolduran farklılığıydı…
  • Sessizce dinlemek kabul görmenin en kolay yoludur. Başını sallayıp onaylamak bazı yerlere kabul edilmenin anahtarıdır.
  • İnsan ne yaptığını bilmediğinde hayatın akıntısına kapılır. Her akıntının sonunda mutlaka bir şelale vardır. Şelaleye varmadan bu akıntıdan kurtulmak lazımdır.
  • O şelale aslında hayatın kaynağıdır. Herkesin kendi şelalesi ile tanışmasının zamanı vardır. Bazen ata binen, erkek kıyafetleri giyen bir kız bizi o şelaleye götürür. Bizi kendi şelalemize kim götürmüş olursa olsun kişilerin bahane olduğunu bilmiyordu…
  • En güçlü önyargımız olan şeyin bizi o şelaleye iten en güçlü kuvvete dönüştüğünü bilmiyordu. Hayatın bizi o şelaleye götürmek için tasarlandığını bilmiyordu. Kendi şelalesinden atlamamış birinin hiç yaşamamış olacağını bilmiyordu. İşte şimdi onun vakti gelmişti.
  • İnsan, zihninin şelalesinden kaçabilir mi?
  • İnce ifadelerin derinliklerini görmek her zaman Kadınların işidir…
  • Acizliklerimize en büyük çare değil mi Sevdiklerimiz?
  • İnsanın kavgası kiminle olursa olsun derdi kendiyledir.
  • Olmak istediği kişiyi bilen biri daima özünü hatırlar. Kendini hatırlayan biri kimseye kapılmaz…
  • Kendi fikrini üretebilmek bu hayattaki en zor şeylerden biridir. Kendi fikirlerini üretenlerin çoğunlukta olduğu bir ülke asla yenilmez.
  • Allah’ın canıydı Hayvanlar. Bedenlenmiş yaşamın en iyi niyetli varlıkları.
  • Dosttular. Birbirleri için her şeyi yapmaya hazır iki dostun duygusunda birlikte cennetteydiler. Hayatın tüm sancısından kaçabildikleri yer birbirleriydi.
  • Sabrın olduğu yerde anlayış her zaman gelir. İlgi, tek çaredir.
  • Huzursuz zamanlarda boşluğu kelimelerle doldurmak, iyi niyetin acizliğidir.
  • İbrahim, insanlık tarihinde Tanrılara insan kurban etmeyi kaldıran ilk kişidir. İnsanlar tanrılara bakireler, çocuklar kurban etmeyi İbrahim’le bırakmış onun yerine koç, kuzu kesmeye başlamıştır.
  • Geçmişin tarihi olarak okutulan her şey aslında birçok muammanın gerçek kabul edilmesiyle oluşturulmuştur.
  • Taraf tutmadan mutlak gerçeğin peşindeysek eğer, genelleştirilmiş tarihin tuzaklarına düşmeyeceğiz.
  • Hristiyanlık, İsa öldükten 325 yıl sonra Roma İmparatorluğu ile din haline geldi… Tevrat, Musa’nın ölümünden 1383 yıl sonra kitap haline getirildi…
  • Merakla gidiliyordu varılması gereken her yere. İşte bu yüzden neyi merak ettiğimiz; karakterimizin temelidir.
  • Tekerleği bulan, dünya ve gezegen döngülerini doğru hesaplayan, günümüzden binlerce yıl önce kanalizasyon ve sulama kanalları kullanan ve bize 22.000 adet bilgi yüklü kil tablet bırakan #Sümer lerin varlığından 1849 yılına kadar haberimiz yoktu.
  • İnsanlık öylesine kendisine yalan söylemiş ve bugünkü medeniyetini yalanlar üzerine kurmuş durumda ki genelleştirilmiş tarih bilgilerini tamamen yıkabilecek bu tabletlerin anlattığı şeylerden korktular.
  • “Birinci Dünya Savaşı” demeyiniz onun adı “Birinci Dünya Yağması”dır. Daha büyük planları saklamanın te yolu Nedenleri saklamaktır. Savaşların bize anlatılan nedenleri gerçek nedenler midir?
  • Sizin yönetiminiz çevresindekilerin cahilliğinden beslenir. Bilgi ortaya çıkarmaya çalışanla dalga geçmek, atalarınızın keşfettiği bir yöntemdir. Pek de işe yarar, çünkü birini susturmanın en kısa yolu onu utandırmaktır…
  • Kendi köklerinin kıymetini bilmeyenler kendi özgüçlerini de işleyemezler…
  • Tarihleri unutturularak köksüzleştirilen kültürler Değersizlik Hissi ile birliklerini kaybediyorlar, insanlıklarını unutuyorlar…
  • Tabular daima yıkılırlar. Tek sorun tabuları yıkmakla görevlendirilmiş yüce ruhların da bu süreçte kurban ediliyor olması. İnsanlık; en değerlilerini öldürerek ilerler…
  • Sevgide buluşabilenler; konuşmadan anlaşırlar.

Buraya kadar okuduklarınız Sn. Azra Kohen’in GörBeni isimli romanın ilk bölümünden tuttuğum notlardır. Yazara ve Everest Kitap’a teşekkür ediyorum…

ANLIK BİLGİ- ANLIK TEPKİ, SAĞDUYU NEREYE GİTTİ?

Bilgi Çağındayız. Hemen her şey bilgi ana ekseninde değerlendirilip kıymet buluyor. Her dakika, her saniye üzerimize yağan haber adlı bilgi bombardımanı altında biraz da gönüllü yaşamıyor muyuz? Anlık bilgi anlık tepki doğuruyor. Tepkilerimiz en az bilgi kadar süratli gelişiyor.

Anlık tepkide mantık, sorgulama, düşünme yer alabilir mi? Kesinlikle hayır. Hızlı gelene, hızlı karşılık verilmişse bu imkânsızdır. Karşıtlık/ Taraftarlık odaklı tepkiler veriyoruz. Tarafı olduğumuzun yanlışını sıkıca örtme, Karşıtı olduğumuzun yanlışını iyice soyma derdindeyiz.

Gerçeğin derdinde olmak? Yanlış hüküm verirsem bir kula, bir gruba, bir kitleye haksızlık mı etmiş olurum, düşüncesi ile sorumlu yaklaşmak? İnsaf, iz’an nerede? Bilgi çağı; Hız çağı! Ve hızımıza yetişilemiyor. Hızımıza yetişemiyor mantık. Arkalarda nal topluyor basiret.

Bilgi Çağının Hikmet, Sezgi ve Duyguları da tozu dumana kattığının farkında mıyız? Kimse hikmetinden sual etmiyor artık olayların. Suçlu arıyor, bulamasak bile azıcık zayıf dahi olsa bir ihtimal belirmişse onlar üzerinden tepki kusuyoruz. Hikmet nereye gitti sahi?

Dün biri soruyor; yangınların, her yanı saran ateşin ruhu üzerine neler düşünsek? Hikmetini sual ediyor. Sebepler, nedenler, niçinler, kim yaptı, nasıl oldu, kimin ihmali var ezberleri- tekrar sakızlardan çıkıp Hikmetten soruyor. Az da olsa kalmış mı ki öyleleri?!

Bilgi yağıyor, Haber akıyor üstümüze. Tv neslini flash flash ile savuran kasırga, int. neslini son dakika ht leri ile sallıyor. Çamur, dolu, taş yağması gibi bir sağanakta birileri duygu, hikmet, sezgi, izan, basiret soruyor. Ve onlarla umutlanıyorum Bir gün uyanacağız diye…

There is 1 comment for this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.