Değiniler- 234

Değiniler- 234

BATI KARŞISINDA MÜSLÜMANLIK KOMPLEKSİ

Batıda pozitivist; maddeci görüş yükselirken İslam Dünyasının âlim ve düşünürleri “İslam akıl dinidir, dinde hurafeye, akıl dışılığa yer yoktur” türünden sözler etmeye başladılar. Bu, İslam düşünürlerinin Batı karşısında girdikleri derin kompleksin masum ve saf başlangıcı idi.

Sonra bu kompleks tüm Müslümanlara aşama aşama, dalga dalga yayıldı. Batı karşısında bizim de onlar gibi olduğumuzu, inançlarımızın onların savundukları bilimsel ölçüler- medeni değerlere uyduğunu ispata giriştik. Yenilgiyi, yenilgi kompleksini kabullenmiş, içselleştirmiştik…

Hangi konuda kendimizi kanıtlama ihtiyacı duyuyorsak, hangi inancımızı savunma derdine düşmüş, hangi değerimizi sorgulayana güzelleştirme çabasına girişmişsek; biliniz ki muhatabımızın güdümünü, üstünlüğünü; kendimizin zayıflık ve ezikliğini peşinen kabul etmişiz demektir…

“İslam; Akıl dinidir” mi? Mağarada, kimselerin görmediği yerde vahiy geliyor; vahyi alan, Peygamber olarak ortaya çıkıp davete başlıyor; Kur’an ve Sünnet bu davetle açığa çıkıyor ve siz buna akıl işi diyorsunuz öyle mi? Kafanız güzel mi sizin?!

“İslam’da bilime aykırı hiçbir şey yoktur!” mu? İstihare adıyla rüyaya yatmak, sonra da gördüğü ile amel etmek? Neresi bilimsel? Kuraklık başlayınca ağaç dikmek, gölet yapmak, kanal açmak yerine topluca yağmur duasına çıkmak? Neresinde bunun bilim?

“Bizim dinimiz mantık dinidir” mi? Duanın, zikrin, tesbihin mantığını nasıl izah edebilirsin? Kurban; hayvan katlidir deseler, hangi mantığı öne sürebilirsin? Erkek sünneti; insan yaralamadır, vahşettir deseler mesela? Var mı mantıklı cevabın modern beyefendi, çağdaş hanımefendi?!

İnanç inançtır. İnanmışsanız; akla uygunluk, mantıksal geçerlik, bilimsellik, çağdaşlık, evrensel değerlere paralellik aramazsınız. Çünkü bunların hepsi beşeri anlayış ölçüleridir. İnanç ise beşer üstü bir durum ve ihtiyaçtır. İnanç; ölçmeye biçmeye gelmez, kalıba da alınamaz!..

Biz davayı ne zaman mı kaybettik? Batıdan esen sözde akıl rüzgârlarına karşı bak biz de akılcıyız dediğimizde! Modernizmin durdurulamaz seli karşısında biz de uyumluyuz dediğimizde! Her şey bilimsel normlarla ölçülür dedikleri zaman biz de o ölçülere uyarız dediğimizde!..

Hala da aynı kayıplarımız devam ediyor mu? Hala esen rüzgârların dümen suyuna gidiyor, öyle düşünmeye, öyle anlamaya mı çalışıyoruz? Hem de nasıl? Osmanlının duraklaması ile başlayan eziklik ve zayıflık kompleksimiz aynıyla, hiç değişmeden, yeni versiyonlarla devam ediyor!..

Japon bilim adamları Suyun iyi- kötü sözlerden etkilendiğini laboratuvarda tespit etmişmiş. Hemen atlıyor bizim saf Müslüman düşünür; Alın size suya dua okumanın delili! Japon bilim adamı bulmasa suya okumayacak mıyız? Aksini bulsa vaz mı geçeceğiz? Bu ne aşağılık kompleksidir?

Zikir, düzenli ibadet beyin nöronlarının aktivitesini arttırıyormuş! Kur’anda beyin geçer mi? Kur’anın indiği devrede canlılık ve insanı ayakta tutan organ anlayışı tıklayan Kalptir. Beynin esamisi yoktur. Bana ne nöronlardan? Zikrim; ibadet ve inancım benim. Bana ne beyinden?!

Abdestin kan akışını düzenlemede olumlu etkisi; dişleri misvaklamanın çeşitli faydaları bilim tarafından da tescillenmişmiş… Bilim tescillemese abdest almayacak mıyız? Canım öyle değil de bu tescile de sevindik hani inancımız adına! İnancın bilimsel desteğe mi ihtiyacı var?

Evet, hemen her konuda rüzgâra kapılmaya, etki doğrultusunda tepkiye, savrulmamak için ispata devam ediyoruz. “Küresel Güç pandemi uydurdu; yalana da, aşıya da direniyoruz” Pandemi karşıtlığını da küresel güç organize ettiyse? Tavşana kaç, tazıya tut deniyorsa? Mesela yani?!..

Dikkat ettiniz mi; USA çekildi çekileli dünya “Nolacak Afgan Kadınları?” sorusunun peşinde koşuyor! Kim böyle istiyor? 20 sene USAnın orada yaptığı tahribat niye gündemde değil? Afgan Kadınları gündemini siz bilinçli mi seçtiniz, yoksa bir güç sizin bunu konuşmanızı mı istiyor?!

“İslam akıl dinidir. Çağdaş, mantıklı kişileriz. Hurafeden uzağız. Aynı çağdaş ölçülerde aynı normları savunuyoruz.” İnancımın savunulmaya da akla da bilime de ihtiyacı yoktur! İnanıyorum, bitti, ötesi yok!.. Kompleks gündemler ve estirilen rüzgârlara uyanıklık niyazımla…

MUHATABI EZEREK ARINDIRMAK ÖYLE Mİ?

Sizi kemale taşımak iddiasında olanlar; size kendinizi daima suçlu, eksik, kusurlu, günahkâr hissettiren söylemler kullanırlar. Böylece bir taşla birkaç kuş vururlar: Sizin yüceltmelerinizle kendi konumlarını pekiştirirken sizi zayıf bırakarak itaatin dar alanında sabit tutarlar.

Soyut mertebeler, flu makamlar, içten içe erişemeyeceğinize inandırıldığınız, özenti ve öykünme düzeyinde bilinçli olarak tutulduğunuz üst idrakler, uç dereceler! Ömrünüzün yetmeyeceği uzak hedefler, düşünme vakti ve alanı bırakmayan rutin tekrara dayalı çalışmalar. Nereye kadar?

Sarhoşun “Nereye kadar bu sarhoşluk” diye sorabildiğini veya güzel rüya görenin “Yeter, uyanmalı” diyerek uyanabildiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. Hiçbir sarhoş, sarhoşken anormal olduğunu; hiçbir uyuyan rüya görürken gaflette olduğunu bilmez, bilmek istemez, kabullenemez!..

Meyhaneye müptela olmuş, meyhaneciye bu izlenimi vermişseniz, o müşteri kaybetmek istemeyecek, mekânı eviniz gibi sıcak hale getirecektir. Otelci, uyku ve istirahatin faziletini, yorulmanın zararlarını işleyecektir. Uyuyanlar, rüya görenler onun ekmeği, varlık sebebidir çünkü…

Sarhoşu alıp duşa sokmalı mı? Uykuda yüzüne tebessüm yayılanı sarsmalı mı? Yapmayın derim… Üç sebepten; 1- Sizi ebedi düşman belleyeceklerdir 2- İlk fırsatta uykusuna ve meyine döneceklerdir 3- Sizden sebep Uyanmışlığı felaket bilecek, öyle kabul edeceklerdir.

Sarhoş sarhoşluğunu, rüya gören uykusunu kabul etmeyecek; gerçek üzere olduğunu varsayacaksa şu anda sarhoş, şu anda rüyada olup olmadığımızı nasıl anlayacağız peki?!.. Güzel soru. Güzel sordun da başta verilen ipuçlarını yine kaçırdın, farkında mısın? Ne dedik? Neler dedik?!

Devamlı kusurlu, günahkar, eksik hissettirilmek!.. Devamlı uzak ideallere, soyut hedeflere özendirilmek ve ısrarla yönlendirilmek!.. Vakit ve düşünme alanı bırakmayan yoğun bedensel ve zihinsel rutinlere dayalı, tekrar odaklı çalışmalar!.. Daha ne demeli ki ayıkasın, uyanasın?!

Kan, Rüyayı bozar Soğuk ve Tazyikli Su; sarhoşu ayıktırır Kan; hayattır Kan; Candır Su da öyle! Canlandırır, yeşertir, olmazları oldurur Hem enerji hem de enerji üreten kudret! Rüyası bozulma pahasına uyanmak; Neşesi kaçma pahasına ayıkmak! Pahası ağır demezsen “Âmîn” de!

SEVGİLER VE DOSTLUKLAR DA YORULUR

Dostluklar da yorulur. Yorgunluk sadece dinlenmekle giderilir. İnadına canlı tutmaya zorlamakla değil. Dostluk yorulmuşsa mola almanızda fayda vardır. Dost yorulduğunuzu görmek istemese de…

Sevgiler de yorulur. Bunu bilmeyen diğer tarafın sevgisi azaldı veya başka yöne kaydı sanır. Oysa sevginin de dinlenmeye ihtiyacı vardır. Dostluk ve Sevginizi dinlendiriniz! Kötü şeyler aklınıza getirmeden. Mola iyi gelir iyi…

Dostluk ve Sevgiye dair yorulma kavramından habersiz zihinler, peş peşe kurgular üretir. Neden ama? Ne oldu? Ben ne yaptım ki vb vesveselerle tetiklenen vehimler; ayrılık, kopuş veya süresiz kırgınlıkların zeminini hazırlar. Oysa yaşanan sadece yorgunluktur; dinlenme ihtiyacıdır.

Siz, dostluk ve sevgi ilişkinizde yorgunluğu fark edebilenlerden misiniz? Yoksa alınganlık gösterip benliğe dayalı vehimlerin esiri olanlardan mı? Uykusu gelene yer gösterilir ve sessizliğe bırakılır. Bırakın dinlensin, kaçmaz, kalkınca yine sizindir.

Dostluk ve Sevgi neden yorulur? Hatalarımız mı bunu hazırlar? İşte bunlar da vesvese- kurgu eseri sorular. Gece olunca neden uyuyorsun? Gece uykusu gündüzün hatalarının mı eseri? Dinlenmek, uyumak, mola almak, tatil yapmak iyidir. Dost ve Sevdiklerinizi lütfen dinlendiriniz.

BEKLENTİLERİMİZ VE BİZ

Binlercesi değer verip uçursa da değer verdiği tek bir kişiden değer görememişse, değersiz hissetmekten kendini kurtaramaz insan. Binlercesi değersizleştirip aşağılasa da değer beklediği tek bir kişiden değer görmüşse, değerli hissetmekten kendini alamaz insan. Beklenti? İnsan?

İnsan, beklentilerinin esiri. Beklememeli? Beklentiden vazgeçmeli? İlgi ve Sevgi dilencisi olmamalı? “Beklentilerinden geç, huzur bul” Ne güzel lakırdı! Vazgeç, huzur bul! Ne de kolay vazgeçilir di mi? Beklenti karşılanmışsa huzurda; karşılanmamışsa azaptadır insan. Tuhaf mı?!

Ne tuhaf ne de abes! İnsan budur. İnsanın doğası budur, insanın doğallığı budur… Aç birini ne doyurur? Ekmek, yemek doyurur. Hayır, yanılıyorsun. Aç birini, doyurulmayı beklediğinin ikramı doyurur. Doyuran ne sofradır ne de ekmek! Doyuran, doyurma beklenenin doyurmasıdır…

Açtı. Bir lokma ekmek beklediği dönüp bakmadı bile. Beklemedikleri, ziyafet donattılar. Yemeği, tatlısı, meyvesi, ikramı, ara sıcak-soğukları ne akla gelirse. Doymadı, hala aç. Edepsiz mi? Nankör mü? Hayır. Beklediğinden beklediği lokma gelmedikçe nimet yağsa açtır, normaldir…

Anlayış beklediğiniz anlamamışsa sizi, milyonlarcası anlasa anlaşılmışlık hissedemezsiniz kalbinizde. İlla o anlayacak. İlla onun anlayışı sizi mutmain edecek. Abes mi? Saplantı mı bu? Ne abes ne saplantı? Acı ama gerçeğin ta kendisi bu. İnsan, odaklanabilmesi ile insan!

Cazibeye kapılır, etkiye çekilir insan. Kapıldığına mıknatıs önünde demir tozu gibidir. Çekildiğine yapışır ve odaklanır insan. İnsan; çekilebildiği kadar, odaklanabildiği kadar insan… Çekilmeye, kapılmaya, odaklanmaya “Beklenti” adı vererek aşağıladığımızın farkında mısınız?!

Beklemek de beklenti de hayat kadar, insan kadar doğal. Bekler insan. Sevilmek bekler, anlaşılmak bekler, ilgi bekler, destek bekler. Ve bunları, vereceğini ümit ettiğinden bekler. “İsteyeni boş çevirmeyin, az da olsa verin” dini düsturu biraz da bu gerçeğimi mi işaretliyor?!..

“Beklentiyi kes, huzur bul” “Beklentilerinden vazgeç, bunalımdan kurtul” “Beklenti düşmeden olgunlaşmaz insan” Ne güzel laflar değil mi? Beklentiyi keselim tabiii. Yaralım göğsümüzü, keselim kemikleri, söküp çıkaralım kalbimizi. Dediğiniz bu işte. Kolay canım, hemen yaparız…

Beklenti ve İnsan Anne sütü ve Bebek Başkasının sütü? Hayır, annesininki olacak Başka yiyecekler? Hayır annesinden alacak Ben beklentilerimle benim! Beklentilerimi, beklediklerimden isterim! Beklentilerinizi, beklediklerinizin karşılaması niyazımla (Bilirsen çok büyük duadır.)

BÖYLE BUYURDU KÜÇÜK PRENS

* İnsan ancak Yüreğiyle baktığı zaman görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.

* İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccar olmadığı için artık insanların dostları da yok.

* Eğer kelebekleri tanımak istiyorsak bir kaç tırtıla katlanmak gerekir.

* Kendini yargılamak, bir başkasını yargılamaktan çok daha zordur. Eğer kendini iyi bir şekilde yargılamayı başarırsan bu, senin gerçek bir Bilge olduğunu gösterir.

* İnsanların arasında, kalabalıklar içinde de yalnızlık çekebilir insan…

* Kederliydim ama soran insanlara ”Yorgunum” dedim.

* Birini görmeden sevecek kadar güzel bir kalbe sahip çok az insan var.

* Birini güzel olduğu için sevmezsin ki! Sen sevdiğin için güzeldir o… Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıdır… Herkesten başka bakar gözleri… Onu özel kılan sensin, Senin sevgin…

* Deseniz ki, “Kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm. Pencerelerinde saksılar, çatısında kumrular vardı.” İnsanlar bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama “Yüz bin liralık bir ev gördüm,” deyin, bakın nasıl “Aman ne güzel ev!” diye haykıracaklardır.

* Belki de gökyüzü, insanlardan uzak olduğu için bu kadar güzeldir…

* Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor…

* Ölene kadar sorumlusun, Gönül bağı kurduğun her şeyden, herkesten…

* Bir yıldızda yaşayan tek bir çiçeği seversen, geceler boyu gökyüzüne bakmak sana güzel gelir. Tek bir yıldız değil bütün yıldızlar çiçeğe durur baktığın o anlarda…

* Herkesin bir yıldızı var. Kimseninki birbirine benzemez. Yolculara pusula, kimilerine ışık, bilginlere çözülecek soru, işadamlarına altın madenidir yıldızlar. Bütün yıldızlar suskundur. Yalnız sen, yıldızda çiçek gören sen herkesten ayrı göreceksin yıldızları…

Küçük Prens kitabı ne anlatıyor? Barış Özcan yorumuyla…
https://www.youtube.com/watch?v=exsCC1_jHIw

KENDİ GERÇEĞİNİ YAŞAMAK

Kendi Gerçeğini keşfeden ve bunu yaşamaya kalkanı, toplumlar en büyük suçlu olarak görürler ve hiçbir zaman affetmezler! Toplum “Gerçek Dışılık” üzere yaşar. Toplumu hayaller, idealler, sorgulanmamış gelenekler, adanmışlıklar, kabul edilmiş ahlak ve ortak inanç bir arada tutar.

Toplum, gerçek dışılık üzere bir yaşam sürdüğünden gerçeği keşfeden ve o gerçeklikle yaşamaya kalkanı; kendisine karşı bir tavır, isyan ve düşmanlık içinde sayacak, onları en ağır şekilde cezalandıracaktır. İsa neden çarmıha gerildi? Sokrates neden zehir içmeye mahkûm edildi?

Yaşamak istiyorsan, toplumun gerektirdiği gibi davran! Fincancı katırlarını ürkütme! İlla gerçeğini yaşayacaksan toplumun, çevrenin sana ödeteceği bedele de isyan etme! Hiçbir düzen, kendi işleyişini bozacak olana izin vermez, bu da çok doğaldır, kabul et…

İnsanlar, gerçeğini fark etme ve yaşamayı illa sosyal hayatta bir şeyleri değiştirmek, gidişata çomak sokmak, akışı zorlamak olarak anlıyorlar. Hayır, gerçeğini fark etmek ve yaşamak kendi içinde duyumsayacağın bir süreçtir. Uyanmak ve fark etmek en büyük nimettir. Bireyseldir.

Kendi Gerçeğini fark eden zorlamaz. Uyanan, Değiştirmeye kalkmaz. O, sistemin nasıl, ne şekilde işlediğini bildiğinden tereyağından kıl çekercesine kalabalıklar arasından akar. Yaşam, gerçekte kendi içselliğimizdeki süreçse onu kimseyi zorlamadan sürdürmek de pekala mümkündür…

MATEMATİK VE GERÇEK

* Matematik, kendi doğrusunu kendi tanımlar.
* Neyin doğru olduğunu anlıyoruz da Niçin doğru olduğunu anlamıyoruz.
* Hesapta anlam yoktur. Aritmetikte anlam yoktur. Çarpma, bölme, toplama, çıkarma işlemlerini otomatiğe bağlar yaparız. Anlam, Geometride vardır.
* Kimsenin bilmediği bir konuyu düşünmek kadar Egoyu tatmin eden bir şey olamaz!..
* Cebir anlamsızdır, anlamsız olduğu için uçabilirsiniz. Geometri; prangalardır. Geometri, uçmayı engeller…
* Beyin sen farkında olmadan da düşünür. Beynin düşündüğünün senin tarafından farkına varılmasına Sezgi, Keşif diyoruz.
* Sayıların dünyası zihinde idealize edilen dünya. Virgülden sonraki küsürata Sonsuza gider deriz. Nere ora? Sonsuz? Gerçekliği yok İdealize ile var kılıyoruz.
* Gerçek hakkında önce Kabuller uyduruyor, onları Doğru varsayıyoruz, üstüne Bilim bina ediyoruz. Uyduruyoruz!!!
* Her şeyi yarar, fayda, mantıklılık açısından ele alamayız. Almamalıyız. Güneşin batışını izlemek, resimden hoşlanmak neye yarar? Yararı açıklanamazsa yapmayalım mı?
* Hayır, her şeye fayda açısından bakılamaz. Cazibe var, bize iyi gelenler var.
* Batı, doğru olduğuna inandığı şeyleri Kanıtlama yoluna gitmekle Batı oldu. Doğru olduğunu bildiğinizi kanıtlamaya uğraşır mısınız? Uğraştılar. Onun için Batı oldular.
* Yeni bir şey bulmak için ne işe yarayacağını bilmediğin konularla uğraşmalısın.
* Matematik Keşif mi İcat mı?
* Matematikçinin görevi Sonsuza Nokta koymaktır.
* Doğa, size hal diliyle Sonsuza Kadar Git diye fısıldar…
* Matematik; bir anlamda keşiftir; doğa fısıltısını duymaktır.
* Matematik bir anlamda icattır; fısıltıdan denklemler icat edersin.
* Matematiğin baştan çıkarıcılığı
* Matematik Tanrıyı öldürüyor mu?
* Işığın ne olduğunu kim bilebilir?
* Bizim Zihnimizin dışındaki herhangi bir şeyi bilme imkânımız yok!
* Hiçbir şeyin sabit olmadığı uzayda güneş ve dünyayı sabitleyerek oluşan evren algısı? Tuhaf değil mi?
* Neden sabitleriz akışkan olanı? Hesaplaması kolay olur da ondan…
* Matematik, basite, yalına, doğala gitmeye çalışır.
* Matematik; Ortak Akıldır.
* İspat nedir? Önce sen ikna olacaksın. Sonra karşıyı ikna edebileceğine ikna olacaksın.
* Düşüncenin Matematikleştirilmesi; Dünyanın Matematikleştirilmesi ne demek? Sayılar, anketler, istatistikler düşünce ve hayali öldürdü mü?
* Öldürse âşık olmak biterdi. Bitti mi? Öldürse resme bakmak, sanat biterdi. Bitti mi? Hız çağı bizi daralttı, hesaplamalar değil…
* Bilim; Tahmin adı altında yalan söyler (Meteoroloji her gün atıyor işte)
* Bilim; Tekrarlanabilir olan olayların bilimidir, ölçüsüdür.
* Tekrarlanamayan olayların Metafiziği olur, bilimin değil.
* Varlık, Varoluş tekrarlanamaz. Bu yüzden mucizedir, kutsaldır, tapınılasıdır.
* “Ben”; tekrarlanamam! “Benlik”; Tekrarlanamaz. Metafiziği yapılır, ölçülemez, bilimi yapılamaz…
* Tekrarlanamazlar 3 tür: 1- Varlık 2- Benlik 3- An… Kutsaldırlar, hesaba gelmezler, bunların bilimi yapılamaz…
* Dünyayı bir başkasına aktarmanın yolu; Matematiktir.

Şu ana kadar okuduklarınız Dücane Cündioğlu ile Prof. Dr. Ali Nesin “Matematik ve Felsefe” (1+1=1 programı) ndan kendi notlarım ve anladıklarımdır. Programın izlenmesini önerir, her iki bilge gönle teşekkür ederim.
https://www.youtube.com/watch?v=5IcL3v3nRsQ&t=1s

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir