Değiniler- 239

Değiniler- 239

DEFTERDEN SAYFA SİLMEK

Genç adam bilgeyi ziyarete gelir ve o hafta sonu yaşadığı biraz hayret, biraz heyecan ama çoklukla garipseme dolu deneyimi paylaşır:

– Çok değil 10 sene önce acı- tatlı bazı deneyimler yaşadığım mekân, kişi ve ortamları ziyaret ettim. Hep eski duyguyu, coşkuyu aradım ama yoktu. Acı yaşadığım yerlerde içim acımadı. Gözümde büyüttüklerimi yine gördüm ama hiç de büyük değil hatta sıradandılar. Kalbimi titreten mekanlarda gönlüm coşmadı. Heyecan aradım; sevgi- nefretlerimi hissetmek istedim. Ama yoktular. Donuktu her şey… Ben ne yaşadım efendim?!

Bilge, ne zaman ilmin yaşama dönüştüğü bir sahne izlese yüzüne çok değişik bi tebessüm yayılırdı. Yine öyle oldu. Ve şöyle dedi genç adama:
– Mübarek olsun. Defterinden bir bölüm silinmiş hatta sayfalar koparılıp çöpe atılmış. Yüklendiğin, belini büken birikim alınmış sırtından.

Genç adam anlamamış, tatmin olmamış gözlerle bakarken Bilge devam etti:
– Vaktiyle bir şeyler yaşadığımız mekânları, kişileri, ortamları tekrar gördüğümüzde şayet içimizde hiçbir duygu titreşmiyorsa bilelim ki o süreç; bizim hafıza, bilgi ve duygu birikimimizden silinmiştir!

Bir olay, bir deneyimin bizi olumlu/olumsuz etkilemesinin bitişi; ona bağlı duyguların bitişi ile insana fark ettirilir. Şayet eski nefret, sevgi, hayret ve öfkeler hatırladıkça, gördükçe canlanıyorsa defter hala açık demektir. Bu da sürekli geçmişe kilitli yaşamak demektir.

Eskiden bir şeyler yaşadığın ve gözünde büyüttüğün kişiyi yeniden gördün, sıradan kişi seviyesine inmiş buldun onu. Eskiden bir şeyler yaşadığın mekâna gittin, kalbin tık bile demedi. Eskiden canını yakanı gördün, ne nefret ne öfke, sende tık yok… İşte bu ne mi demek?!

İşte bu; defterden sayfalar yırtılıp atılması, yakılması hatta bazı bölümlerin hiç yaşanmamışçasına silinmesidir. O yüzden mübarek olsun. Tebrik ederim. Duygu ve Yargı yükleri belini bükemeyecek artık. Genç, illa çarpıcı gerçeği başka bir boyuttan duymak istiyordu. Israr etti.

– Tamam da efendim, defterden sayfa silme ne demek? Yırtılıp atılması, yakılması diyorsunuz. Her şeyin ama her şeyin kaydı var, karşılığı var, silinmiyor ebediyen diye biliyoruz. Bilge hafif celalle baktı genç adama. Yanındakilere çıkmalarını işaret etti. Genç adama yaklaş dedi.

Genç adam yaklaştı, eğil kulağıma işaretiyle daha da eğildi:
– Bak evladım, bir olaya dair duygu titreşimleri ölmüşse o olay kayıtlardan silinmiştir.
– Yani Allah’ın bizi o noktada Affı böyle mi anlaşılır efendim?
– Af kelimesi bu olaya yetmez delikanlı. Affın bir üstü ne idi?
– Kaydın yok hükmüne girmesi şeklindeki affı biz Mağfiret diye biliyoruz. Bu o mudur?
– İşte bu tam da odur evladım. İşareti; olayla ilgili duyguların kalkması veya yeni tabirle nötrlenmesidir.
– Ama sistem, kayıtlar, hesap, karşılık, ettiğini bulma vb bu gerçekler ne olacak?!

Bilge kalkıp kapıya yöneldi. Verdiği bilgi, gereğince değerlendirilmemişse ısrar etmez, çıkar giderdi. Bunu bilen genç koştu, yalvarır gözlerle baktı. Bilge son kez dönerek;
– Biz Allah’ı kayda sokacak kadar edepsiz değiliz! Yaşadığını sana anlattık. Umarım kıymet bilirsin!

TARAFTARLIK VE KARŞITLIK ŞİRKİ

Taraftarlık!
Taraftarı olduğunuzun Yanlışlarına gözlerini kapatma, Doğrularını bile isteye haddinden fazla Abartma tutumuna sevk eder insanı.

Karşıtlık!
Karşıtı olduğunuzun Doğrularına gözlerini kapatma, Yanlışlarını bile isteye haddinden fazla Abartma tutumuna sevk eder insanı.

Taraftarlık veya Karşıtlık; insanı ele geçirmişse Körlük de Nankörlük de gayet doğal hale gelir. Yalakalık da Uçarılık da normalleşir bunu yaşayan için… Bütün bunlar ne mi demektir aslında? İnsanın, insanlığından çıkması!.. İnsaf, denge, basiret seyahate çıkar o insan için…

Taraftarlık veya Karşıtlık girdabına düşmeden yürümek ve yaşamak imkânsız mıdır? Değil. Değil ama bunu yaşamak; ne Musa’ya ne İsa’ya yaranamamayı, iki taraftan da dışlanmayı, çoğunluğu taraftar ve karşıt olan kitle nezdinde tuhaf ve sakıncalı karşılanmayı göze almak demektir…

Taraftar, kendini Hak adına taraf (!) olduğuna inandırmış. Karşıt da Hak adına karşı (!) çıkmakta bir şeylere… İki tutum da kendini Hak, Hak adına, Haklı bir hal üzere görüyorsa her ikisine de girdap içinde olduğunu fark ettirmek? Güç, çok zor hatta imkânsızdır artık…

Benimsediklerinin Yanlışına yanlış, Benimsemediklerinin Doğrusuna doğru diyebiliyor musun? Yoksa benimsediklerinin yanlışını, benimsemediklerinin daha feci yanlışları üzerinden savunmak gibi bir saçma sapan tutuma mı soktu zihnin seni?!

Benimsemediklerinin doğru ve güzel tutumlarını, benimsediklerinin doğru ve güzel tutumları kadar alkışlayabiliyor, takdir edebiliyor musun? Yoksa onları duymak, görmek içten içe kahredip delirtiyor mu seni? İçe dönüp bi düşünsek mi bunları? Hele şu günlerde, tam vakti değil mi?

Taraftar da Karşıt da savunduğunu adeta ölüm- kalım meselesi haline getiriyor. Oysa olan durum karşısında görüş bildirmekten ibaret hepsi. Taraftar, taraflığı ile tanımlıyor kendini, Karşıt karşıtlığı ile… Bu ne hırs Allah aşkına? Bu nasıl bi öfke? Bu nasıl bi kara sevda?!..

50’li yıllar. Kar diz boyu. Bir baba ateşli çocuğunu hastaneye götürmek için ana yola çıkar. Karın kapattığı yolda saatler sonra bi jip görünür. Yetişirler hastaneye. Şoför boş bulunup bize karşıydın, bak muhtaç kaldın der. Baba, başlatma partine diye patlar! Söz konusu Candır!

“Taraftarlık” ve “Karşıtlık” olgularının yeri geldiğinde saçmalık olduğunu fark etmek için illa canımıza mı dokunulması gerek?!.. “İnsanlık” üst paydası nezdinde bu iki olgunun sadece birer bariyer olduğunu; değerlerimizi kapatan birer duvar olduğunu ne zaman fark edeceğiz?!..

“Bunca süredir salgın var, tek kelime etmedin! #Covid_19 bi oyun mu gerçek mi? Aşı karşısında safın neresi?” diye sorabiliyor. Sanki bir yanda olmaya mecburmuşum gibi. Safımı belli etmeliymişim. Savaş mı çıktı? Aşı yüzünden selamı sabahı kesmek öyle mi? Allah akıl versin sana!

Taraftarlık ve Karşıtlık; bi akıl tutulmasıdır, bi zihin esaretidir. Taraftarlık ve Karşılık; körlük ve nankörlük emaresidir. Taraftarlık ve Karşıtlık; insanî olanın, üst değerlerin hiçe sayılmasıdır. Orta Yolu tutmak; Yalnızlık ve Yok sayılmayı göze almaksa da bence buna değer!

DUASIYLA KENDİ NASİBİNİ KASMAK!

Israrla peşinden koştuğun sürekli önünden kaçırılacak; vazgeçip peşini bıraktığın getirilip önüne konacak. Düzelsin diye yoğunlaştığın inadına bozulacak; nasılsa öyle kalsın deyip akışa saldığın en düzgün haliyle karşına çıkacak. Çünkü O, böyle seviyor!

– Yıllardır dua ederim ne hikmetse isteklerim bi türlü gerçekleşmiyor. Neden?
– Nedeni açık, yıllardır dua ettiğin için!
– Olur mu canım “Duayı bırakmayın” “Duada ısrar edin” hadisleri var. Olur mu?
– Olmaz tabi haklısın!
– Nedenini açacaktın?
– Çok bilene hiç bir şey öğretilemez

Padişah para saçıyor ahaliye. Millet dökülen akçelere yumulmuş topluyor. Biri kenarda bekliyor. Yanındaki “Hey, ne duruyorsun?” diyor. Adam; “Ben kadife kesede, şu miktarda akçe istedim. Saray görevlileri getirecek” diyor. Herkes toplamış padişah ihsanını. O hala bekliyor!

“İnsan, çoğunlukla duasıyla da kısıtlar, kasar kendisine Rabbani Hazineden erişecek ikram-ihsanı” desem, kafan basar mı? “İnsan, duasıyla da hırs- ego yapar Rabbine karşı” desem şimşek çakar mı o çok bilmiş zihninde?! Hadis, ayet, evliya sözü varsa döktür hadi! Yanılıyorsun de!

– Tamam da sen dua etmiyor musun?
– Ha anladım, hadis ayet bulamadın, benimle restleşmeye çıktın?
– Restleşme değil, anlamaya çalışıyorum
– Taaabii canım ne demezsin
– İnan anlamak istiyorum
– Benim duam?
– Lütfen
– Duam; Duayı Serbest Bırakmışlığımdır!

NEDEN MUTSUZ?

– Neden Mutsuzum?
– “Yaşamak Mutlu olmaktır” diye inandığın için!
– Ne yani, esas olan mutlu olmak değil mi?
– Değil
– Mutsuzluk mu esas?
– O da değil. Yaşam için hiçbir şey esas değil
– Ya ne öyleyse?
– “Yaşam; mutluluk- mutsuzluk diye bölünemeyecek kadar yekpare bir bütündür.”

– Tamam da üzüntü, acı, stres, hüzün kısacası mutsuzluk diye bir şey var. İnkâr etme!
– İnkâr etmedim. Neden mutsuzum dedin, Yaşamak Mutlu Olmaktır diye inandığın için dedim.
– Tamam; mutluluk da mutsuzluk da insan için. Nasıl bakmalı ki yanmamalı?
– Yanmama? Neyse açalım…
– “Yaşamak; Mutlu olmaktır” ön kabulüyle yola çıkıyoruz. Temel yanlışımız bu! Yaşam; devingen bir süreç. Hiçbir tanımla kayıtlanamaz. Bu yüzden mutlu olmalıyım kabulü; başlı başına mutsuzluk sebebi.
– Neden?
– Nedeni şu; akan yaşama böyle olmalı kaydı koyup suyu donduruyorsun!

– Yani ikili kavramlardan uzak yekpare bir bütün halinde devinen yaşamdan sana göre, genele göre daha iyi dediğini çekip alıyor, böyle olmalı diyorsun. İşte bu sıkıntı
– Biraz daha aç
– Gün desem?
– Gece- gündüz
– Yıl?
– Kışı, yazı, baharı, hazanı var!
– Hava?
– Soğuk- sıcak!

– Dikkat et, Gün dedim; ikili süreç söyledin. Yıl dedim dörtlü. Hava dedim yine ikili süreç anlattın.
– Eee gerçek bu ama
– Tabii ki bu! Şunu fark et lütfen; hava deyince sadece sıcak, gün deyince sadece gündüz, yıl deyince sadece yaz isteme hakkın var mı?
– Yok elbet
– Eeeee?!..

– Yani sen bana yaşam mutluluk ve mutsuzlukla deveran eden bir süreç diyorsun, ayırma diyorsun
– Evet
– Tamam da mutsuzluktan kurtulmayalım mı yani?
– Geçen gün meteorolojiye mail attım. İstanbul kışın fena oluyor, kış mevsimini İst. için kaldırın dedim
– Geç dalganı!
– Fark et!

– Tamam da mutsuzum, canım acıyor, içim kanıyor, strese girdim. Çözmeye çalışmayayım mı?
– Acayip kar yağdı geçen gün. Görevliler yollardan kaldırmaya çalıştı. Biz de mahalle olarak sokaklara vurduk. Kartopu mu dersin, yokuştan kaymak mı dersin, o biçimdi gece yarısı keyfimiz…

– Kar, kış bir şekilde zevk edilir de Mutsuzluk zevk edilmez ki birader!
– Helal olsun, bi kilidini daha itiraf ettin. Bravo!
– Ne yani mutsuzluk zevk edilebilir mi diyeceksin? Valla şaşırmam dersin sen!
– Mutsuzluk zevk edilir demeyecem; yaşanır ve tadı çıkarılabilir diyeceğim.

– Mutsuzluk yaşanır, tadı çıkarılabilir?
– Evet bunu söylüyorum
– Nasıl?
– Kar, kış gibi. Beyaz Felaket diye kahırlanabilirsin de Kar Berekettir deyip nimet zevki sürebilirsin de
– Acı diyorum acı, içim yanıyor diyorum, kanıyor diyorum sen duyuyon mu birader?
– Sağır değilim…

– Tamam kızmayacağım. Anlat, mutsuzluk nasıl zevk edilir?
– Maşallah yola geldin. Az da sakinleştin. Anlatıyorum;
1- Yaşadığına negatif tanım yapmak başlı başına huzursuzluktur. Mutsuzluk deme yaşadığına!
2- Yaşamdan bir süreci çekip Mutlu Olmalıyım koşullanmasını da bırak
3- Daima olaya geriden bak. Parçadan değil bütünden. Bölümden değil Yekpare olandan. Yılı mevsimler, günü gece gündüz diye bölmüyor, bölümlere kötü anlam yüklemiyorsak; hayatına da mutlu mutsuz anlamını sokma!
4- Yaşadığın ne olursa olsun tadına var, kaçma! Süreçten kaçma, arama!

– Mutsuz insanın mutluluk yolları aramaya çıkması; kaçış mı yani?
– Kaçıştan öte İnkâr ve İsyan!
– Yok deve! Utanmasan Allah’a kafa tutmak ve Şirk diyeceksin!
– Dedim bile! Aynen öyle!
– Sen delirtirsin, hasta edersin adamı!
– Bana katlanmak zorunda değilsin!
– Devam et devam…

– Geçen yaz yeğenimi ziyaret için Aydın’a gittim. Hava korkunç sıcak. Egenin en sıcak yeri. Tutamadım kendimi, bu ne ya, dedim
– Eee?
– Aydınlı bir nine şöyle dedi; Çileği, inciri, kestaneyi yerken güzel ama di mi? Bu sıcak olmasa yılda 4 ürün alamayız oğul, etme sen bari etme!

– Hiç bir Aydınlı bu ne yaaa demedi. Diyen bendim. İşin ruhunu biliyorlar çünkü. Tarımsal zenginlik ve kalkınmış köyler, kasabalar bunu o sıcağa borçlu.
– Evet
– Karadeniz sahili. Sırf yağış. Puslu hava, dik yamaçlar. Nerede güneş diye kafa tutsam? Çayı çok seven ben! Olur mu?

– Biz “Uyum” kabiliyetimizi ellerimizle katlettik. “Daha iyisi”ni aramak bizi bulduğumuz- olduğumuzdan kaçışa sevk etti. İşte bütün huzursuzluklarımızın temeli.
– Mutsuzluğuma mutsuzluk adı vermesem, dediğin gibi döngü diye baksam, yanmaz, acı çekmez miyim?
– Anlamıyorsun!
– Aç!

– Ben olana uyumlanmaktan, daha iyisi yerine yaşananın tadına varmaktan bahsediyorum sen hala mutlu mutsuz ikilemiyle düşünüyor; yanmaktan acıdan kaçış yolu arıyorsun!
– Yanalım mı? Acısın mı?
– Evet, yansın yanacak olan. Acısın acıyacak olan. Aksın akacak olan. Ölmezsin korkma!

– Tamam, bunu kavrar, uygularsam ne olur?
– Bunu bişey olsun diye kavramayacaksın. Kaçışın, arayışın, şimdi de sonu ne olura döndü farkında mısın?
– Evet
– Sorun görüp çözmeye kalkma. Yanış görüp söndürmeye uğraşma! Acı sayıp dindirmeye kalkma! Bırak ya bırak! Allah aşkına bırak!

– Tamam acımı yangınımı derdimi bıraktım. Tadına varma, zevk etme dedin, o ne?
– Gülmek mi zevkli ağlamak mı?
– Gülmek
– Âlemlerin Şahı; Ağlamak demiş. Hüzün Nebisiyim diye de eklemiş! Abartmış mı?
– ….
– Ağlamak zevk. Bak Sezen ne diyor? Sözlere dikkaat!

– Galiba anladım
* Daha İyisini aramak dahi kaçış ve olanı inkar. Her inkar bunalım demek
* Bütünsellik ve döngüyü kavrarsam ikileme düşmüyorum
* Acı, yangın, kayıp bakışı dahi perde
* İşin ruhunu bilen yanmadan şikayet etmiyor
* Bu kavrayışın sırlı bir getirisi olmalı?
– Var!

– Bu kavrayışın sırlı getirisi ne biliyor musun?
– Ne?
– Hiçbir durumla kayıtlanmadığı için kendi kendini helak etmez kavrayan! Acı çekmez, yanmaz demiyorum, helak etmez!
– Anladım
– Ne kış baki ne yaz. Ne gece kalıcı ne gündüz. Ne hastalık baki ne şifa! Yalanı fark et!
– Yalan?

– “Her şey yalan gerçek sensin” diyor bi sanatçı. Bi diğeri “Geçer geçer bunlar da geçer” diyor. Ben en muhteşem söylemi ve iç ferahlığını şu şarkıda buldum,
– Hangisi?
– Yalan! Yorma kendini dostum. Geldik gidiyoruz, değmez hiçbir şeye! Akışı- Oluşu izle!

“AYLAK ADAM” MI FARK EDEN ADAM MI?

  • Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız, korku yüzünden öldürürüz.
    En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız…
  • Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!
  • Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu; Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?
  • Gerçekte, dünyada hoşgörü diye bir şey yoktur. İnsan kendininkine uygun olmayanı bağışlamaz. Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamağa çalışana hoşgörülü diyoruz…
  • Evlenen iki kişinin gitgide sevgilerini yitirmelerinin baş sebebi aynı yatakta uyumalarıdır. Uykuda başına buyruk yaşayan bedenin kendini koyvermişliği; horlaması yellenmesi hepsinden çok o biteviye uyku soluması kişinin bu bedende aramaktan hoşlanacağı gizlerin değerini düşürür.
  • Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.
  • Huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktur.
  • Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi Müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır.
  • Herkes kendi tutamağının en iyi en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bi çift öküzüne tutunan bi adam tanıdım. Öküzleri besiliydi pırıl pırıldı. Herkesin “Veli ağanın öküzleri gibi öküz yok” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır…
  • Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek Sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın…
  • Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.
  • Hep böyleydi… Bir şey en gerektiği anda olmazdı…
  • İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar…
  • Gözler konuşmaya başladığı zaman her şey susar.
  • Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.
  • İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar.
  • Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?
  • Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı.
  • Artık yalnızdım. Arkadaşlarla anlaşamıyordum. İnsanların kaçınılmaz ikiyüzlülüğünü görüyordum…
  • Yaşamanın güç olduğu bir dünyadan uzağa, çocuklukta tadılmış bir huzura kaçmak gerekti; hiç olmazsa bir güncük.  (Okuduklarınız Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanından notlardı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.