Değiniler- 241

Değiniler- 241

İKAZ ET AMA TAKDİRİNİN ÖNÜNE ÇIKMA!

Gidişatını riskli, tehlikeli gördüğünüz dostunuzu ikaz etmek, silkeleyip uyandırmak, sarhoşluğundan ayıktırmak istemeniz doğal insani bir tutum ve kardeşlik vazifenizdir. Elinizden geleni yapınız. Tabii ki dostunuzun verdiği işaretleri ve tepkileri okuyarak, iyi yorumlayarak…

Dostunuz bütün uçarılığı, bütün kafa karışıklığı, tüm zihin bulanıklığına rağmen söz dinliyor, nasihat kabul ediyorsa uyarılara devam ediniz. Yalnız dikkat; sizinle müzakeresinde sizden bilgi kaçırmıyor, bazı şeyleri sizden saklamadan açıklık sergiliyorsa devam ediniz… Ammmaaa,

Nasihat kabul etmiyor, akılcı önerileri kıvrak zihinle kendince çarpıtıyor, zihin bulanıklığını aklınca haklılandırıyor ve sizden bazı şeyleri saklıyor, bilgi kaçırıyorsa size düşen; ısrarla ikaz ve korumacı tavır değildir artık. Dostunuz bu hallerle bir işaret vermektedir…

Verdiği işaret şudur; “Yolumdan çekil, önüme çıkma, ne yaşayacaksam yaşayacağım beni bana bırak!” Aslında bu mesajı veren o da değildir. Konuşan onun Kaderidir artık. Kimsenin değiştirme gücü olmayan kaderi! O halde ne yapmalı! Israrla önüne atlayıp tutmalı mı onu? Hayır!

Neden hayır? Göz göre göre ateşe mi gitsin yani? Açıkça uçuruma yuvarlansın mı yani? Duygusallık etmeyin!.. İkaz kardeşlik vazifemiz evet, ama onun takdirini yaşamasını engelleme hakkımız yok!.. Çünkü biz onun takdirinde onun için neyin hayırlı olduğunu bilemeyiz!

Unutmayınız, İstediğiniz kadar cıssss deyin, bebek parmağı sobaya değmeden ateşi öğrenemez! Hız tutkunu duvara toslamadan adrenalin kölesi olduğunu göremez! Öylesi dostlarınız için üzülmeyiniz, yıpratmayınız kendinizi! Sadece dua ediniz, takdirleri onlara kolaylaşsın deyu…

İLİM EHLİNİN SİYASET BATAKLIĞINDA İNTİHARI

Düşünce ve Bilim üreten kişilerden önemli bir çoğunluk, belli olgunluk düzeyine geldikten sonra her ne hikmetse görüşlerini güncel tartışma ve özellikle de siyaset alanına taşımak; adeta buralarda da insanlara rehberlik etmek istemektedirler. Peki, bunun getiri ve götürüleri?!

Samimi, iyimser hislerle değerlendirecek olursak; rehber ve üretken beyinlerin bu tavrı, belki de toplumları ziyadesiyle etkileyen konularda da insanlara faydalı olmak olabilir. Niyet, halistir mutlaka. Niyetin halis olması; sonuçlarının da halis olmasına yeter mi peki?!

Sistemin genel geçer kuralları çerçevesinde, bir amelden iyi sonuç almak için sadece niyetin iyi ve halis olması maalesef yetmemektedir. Hele ki bunun konusu; siyaset gibi, güncel medyatik tartışma konuları gibi insanların keskin ayrımlara düştüğü noktalar ise…

Topluma, insanlığa bilimsel- düşünsel alanda faydalı olan kişiler; dar bakışların kısır çekişmelerinden hariç tutularak genellikle her türden insanımızın sevgi ve ilgisini kazanırlar. Onları zengin fakir, sağcı solcu, köylü kentli her seviyeden insan sever, takdir eder. Ancak…

Siyaset alanı kutuplaşma, ayrışma, bölünme, keskin hatlarla belli bir anlayışa ait olma alanıdır. Ve bu alanda kendini bulanlar; genellikle akl-ı selim, mantık, hakkaniyet yerine taraftarlık- karşıtlık tutumunu önceleyerek düşünür, hareket ederler. O işin doğası budur çünkü…

Güncel, medyatik tartışma alanları da böyledir. Yakın dönemde başlayan ve hala devam eden salgın tartışmalarına bakınız. Aşı karşıtlığı/ taraftarlığı, salgın komplo mu/ gerçek mi vb konularda tıpkı siyasi alan gibi beyinler, düşünceler keskin ve hatta kilitlenme eğilimindedir…

Siz tutar da bu alanlarda da görüş açıklamaya başlarsanız; doğal olarak kendinizi bir kutuplaşma içinde bulursunuz. Bu kaçınılmaz. Siyaset- Güncel Tartışma alanlarında hem görüş açıklayıp hem de taraf değilim, hakikati hak adına söylüyorum demeniz kimseyi tatmin ve ikna etmez!

Ve bu tavrınızla birlikte sizi siyaset üstü sevenler; sizi kutuplar ötesinde görenler, sizi biricik objektif gönül kabul edenler derin bir kırıklık yaşar ve sizden gönül desteklerini çekerler. Olsun önemi yok, diyebilirsiniz. Önemi bir başka açıdan vardır. Ne midir o?

Sizi taraflardan birinde görmeye başlayan eski okurunuz, eski talebeniz, takipçiniz hızla uzaklaşır sizden. Sadece sizden mi? Pire için yorgan yakma diyebileceğimiz bir tavırla sadece sizden değil, fikirlerinizden ve öğretilerinizden de uzaklaşacak hatta onları çöpe atacaktır…

Ne oldu? Belki de yarım yüzyıllık birikiminiz, çabanız, öğretiniz son bir kaç yılda sadece dar bir alanın mensuplarına hapsoldu, diğerleri nezdinde karşıtlık yaklaşımı ile yok sayıldı ve çöpe atıldı. İlim adına, düşünce adına, maneviyat adına, bilim adına bu iyi olur mu sizce?!

Nice âlim, nice akademisyen, nice düşünür- manevi önder; siyasete girişleriyle kişilikleri yanı sıra hizmet- rehberliklerini de çöpe atmış, heba olmuşlardır. Siyasi Tarih buna şahittir. Unutulmasın, Türk Milleti; askeri kışlada, imamı camide, bilgini okulda görmeyi sever, ister.

Düşünür- Bilim insanı siyasi- güncel yönlendirme yapmasına rağmen ne ilgi, ne sevgi azaldı, insanlar aydınlandı diye bakmak da mümkün mü? Elbette. Fakat olay sadece ilgi sevgi azalması- artışı değildir. Dün bir avuç gence seslenen hoca milyonlara mâl olabilir. Mesele bu değil.

Mesele şu; düşünsel, bilimsel veya manevi alan; günlük çekişme- kutuplaşmalar üstü iken o nezih alanları aldınız alt seviyeye indirdiniz. Buna da kendi kendinizi kandırarak aydınlatma hizmeti dediniz. Siz, altını kuyumcudan çıkarıp semt pazarı tahtasına seriyorsunuz! Reva mıdır?

Bilge; popüler kültürün yüceltme ve onaylamasından pay almak için popüler alana giriyorsa; kendi eliyle birikimini yele veriyor demektir. Bilgelik; onay, destek, popülarite ihtiyacı duymayan bilinç halidir. Buna muhtaçlık; bilgelikten uzaklık itirafı, ben o değilim ilanıdır.

Belli olgunluğa erişen düşünür, akademisyen, bilim insanı, filozof, manevi önderlerin kendilerine, sevenlerine ve hakikate yazık etmemeleri için gözleme dayalı görüşlerimi sundum. Elbet herkes kendi halinde hür. Hakikati hafife alma/ aldırma ise sorumluk getirir, bedel ödetir…

İMKÂNSIZ DEĞİL, DEĞİŞEBİLİRİZ

* Dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma imkânınız yoktur. Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız.
* Bir işin daha kolay olmasını değil, bu işte daha iyi olmayı dile. Daha az problem değil, daha fazla yetenek dile. Daha az meydan okuma değil, daha fazla bilgelik dile…

* Okuldaki eğitim, hayatınızı idame ettirmenizi sağlar. Kendinizi eğitmeniz ise, size bir servet kazandırır.

* Bırakın başkaları küçük hayatlarla yetinsin siz sakın yetinmeyin
Bırakın başkaları küçük şeyler üzerine tartışsın siz sakın katılmayın
Bırakın başkaları küçük acılarına ağlasın siz sakın ağlamayın
Bırakın başkaları geleceklerini başkalarının ellerine versin, siz sakın vermeyin.

* Bir şeyi yapmak isterseniz bir yolunu bulursunuz, istemezseniz bir bahane bulursunuz.
* Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa yerini değiştir, ağaç değilsin.
* Vücudunuza iyi bakın! Çünkü yaşamak zorunda olduğunuz yegane yer orası.
* Herhangi bir sorunu çözmek istiyorsanız, şu üç soruyu kendinize sorun: 1. Ne yapabilirim? 2. Ne okuyabilirim? 3. Kime sorabilirim?
* İnşa ettiğimiz tüm güzel şeyler sonuçta bizi inşa eder.
* Ya rüyalarınızı değiştirmeli ya da yeteneklerinizi artırmalısınız.
* Önemli olan başınıza ne geldiği değil, bu gelenle ne yaptığınızdır.

* İnsan ya disipline girmenin ya da pişmanlığın acısını çekmek zorundadır. Disiplin acısı hafif, başarısı büyüktür. Pişmanlığın ise sonucu başarısızlık, acısı da ağırdır.

* Hissetmeyi öğrenin, hayatın size dokunduğunu göreceksiniz
* Yemeğini yemesen olur ama okumanı asla atlama
* Okuldaki eğitim, hayatınızı idame ettirmenizi sağlar. Kendinizi eğitmeniz ise, size bir servet kazandırır
* Ya siz günü yaşarsınız ya da gün sizi ezer geçer.
* Başarının peşinden koşma. Öyle bir insan ol ki başarı senin peşinden koşsun
* Başarı ne sihirdir ne gizem. Başarı, temel bazı davranışların istikrarlı şekilde tekrarlanmasından ibarettir
* Sıra dışını denemeye istekli değilseniz her sıradan olana bağlanır kalırsınız

* Öğrenmek sağlığın başlangıcıdır.
Öğrenmek zenginliğin başlangıcıdır.
Öğrenmek maneviyatın başlangıcıdır.
Tüm mucizelerin başladığı yer merak ve öğrenmektir.

* Bir şeyleri değerlendirmek için bir günden fazla zaman bekleme. Birine kızdıysan güneş batmadan halletmeye çalış. Öfkeyi sonraki güne taşıma, öfke taşıması ağır şeydir. Bir hafta taşımayı sürdürürsen direncin kalmayabilir düşebilirsin. Bu yüzden bazı şeyleri bir günde halletmeli!

* Daha kolay olmasını dileme, daha iyi olmayı dile
Daha az problem olmasını dileme, daha yetenekli olmayı iste
Daha az zorluk dileme, daha akıllı olmayı dile…

* Felsefeniz üzerinde çalışın, tavrınız için çalışın, kişiliğiniz üzerinde çalışın, dilinizde çalışın, iletişim armağanınız üzerinde çalışın, tüm yetenekleriniz üzerinde çalışın ve bu kişisel değişiklikleri yapmaya başlayacaksanız, size her şeyi söylüyorum senin için değişecek…
* Mutluluk tesadüf değildir. Ayrıca istediğiniz bir şey değil. Mutluluk sizin tasarladığınız bir şey Mutluluk, gelecek için ertelediğiniz bir şey değildir; Şimdiki için tasarladığın bir şey Üzüntüyü uzak tutmak için etrafımıza ördüğümüz duvarlar neşeyi de dışarıda tutar.

* Bugün nerede olduğunuz ile beş yıl sonra nerede olacağınız arasındaki fark, okuduğunuz kitapların kalitesinde saklıdır. Başarılı insanların kütüphaneleri vardır Geri kalanların büyük ekran televizyonları… (Ünlü girişimci Jim Rohn’un değerlendirmeleri idi.)

DURGUN SUDAN ABDEST ALINMAZ

– Düzenli Kitap Okuyanla; düzenli kitap okumayan farkını 5 dakikalık bir sohbette hemen anlarım.
– Düzenli okumaya başlayınca bunu ben de fark ediyor; anlayabiliyorum.
– Nasıl fark ediyorsun?
– Verdiği işaretlerden
– Düzenli okumayan, nasıl işaret veriyor ki?
– Şöyle…

Düzenli okuma alışkanlığı olmayan insan şu iki şeyi sık yapar; birincisi meşhur düşünür ve yazarların adını vererek “Filanca der ki..” vurgusunu çokça yapma ihtiyacı duyar.
– İkincisi?
– İkincisi de düzenli okumayan; Biriktirdiklerinden yer!
– Ne mahsuru var? Bunu açmalısın!

– “Biriktirdiğini yemek” dediğim bir anlamda “İçeriden yemek”tir.
– Yani ambara, depoya yeni bir şey eklemeden eskilerle besleniyor, oradan ikram ediyor?
– Aynen öyledir. Verdiği bilginin eskiliği anında sırıtır.
– Bu iki işaretten başka, ne tür renk veriyor başkaca mesela?!..

– Şöyle; genellikle belli bir ideolojiyi, siyasi veya dini görüşü, belli değerleri savunma ve ona yaslanma ihtiyacı içindedir.
– Düzenli okuyanda bu olmaz mı?
– Düzenli okuyanın da değerleri, fikri, siyasi görüşü vardır ama bunlara yaslanmaz, bunların kaydıyla düşünmez, konuşmaz!

– Peki, tersine yaklaşımla desem ki birikiminden yemek, depodan ikram etmek, nesi kötü?
– Kötü demedim. Kendileri bilir. Ama bilgileri taze değil, bilgileri taze olmayınca görüşleri güncel değil. Günceli ve akışı kaçırmış vaziyetteler.
– Farkındalar mı bunun?
– Hayır
– Neden?

– Bu kişiler mevcut birikimlerine bağlılar!
– Aşkla mı?
– Emin ol bu bağa aşk desen de olur, sarhoşluk desen de olur, bağımlılık desen de olur. Bağımlı, sarhoş, aşık zihin akledebilir, derin sorgulama yapabilir mi?
– Hayır
– Ömrü böyle geçirmek reva mı?
– Reva!
– Neden ama?!..
– Nedeni şu, o bunu pasiflik, bayatlık, içi geçmişlik olarak görmüyor ki…
– Nasıl görüyor?
– Bir yola bağlılık, bir davaya adanmak, bir hizmete emek vermek diye düşünüyor.
– Öyle olunca da okumamanın verdiği kayıpları görmüyor.
– Görmüyordan öte kendi halini kutsuyor bile!..

– Feci, bu feci. Cehaleti, kilitlenmişliği, bir yere saplı kalıp patinaj çekmeyi kutlu gaye, üstün hizmet görmek! Nasıl yapar bunu insan?
– Yapar, çünkü zihin, kendi halini kendine süslü gösterme becerisinde fevkalade başarılıdır.
– Şeytan amelini süslü gösterdi?
– İşte o, budur!

– Birikiminden yemek veya içeriden yemek dedin. Nesi kötü dedim, epeyce açtın… Daha çarpıcı, kültür köklerimize de uzanan; kısa, net vurguyla söylesen, mıh gibi çakılır aklıma!
– İslam Fıkhında hangi su ile abdest alınmaz?
– Durgun su ile abdest alınmaz!
– Neden alınmaz ki?!..

– Durgun su; akışkan olmayan su; kendini yenileyemeyen sudur.
– “Cansız Su” diyorlar şimdilerde.
– Aynen! Ayrıca durgun su içine atılanı arıtamaz, temizleyemez!
– Ne demek istiyorsun?
– Düzenli okumayan; algı, empoze ve akımlara açık.
– Kirlenmeye açık. Abdest niye olmaz peki?

– Abdest; ibadet adı altında yeni bir bilinç haline hazırlanmaktır. Eski su, yeni bilince hazırlar mı?
– Hazırlamaz
– Fıkıh “Durgun suyla abdest alınmaz” diyor.
– Sen ne diyorsun sen?
– Düzenli okumayan; yeni bilinçlenmeye açılamaz! İçeriden yiyen bitik ve zihnen kirlidir…

– Acı bir tasvir yaptın. Aynı zamanda insanlığın kahir ekseriyetinin neden yerinde saydığını, neden bir türlü gelişemediğini, neden saplantılı bağlarla yaşadığını fark ettirdin.
– Göller güzeldirler. Etraflarında piknik yapılır. Ama Denize varamaz, Okyanusa açılamazlar.
– ……..

– Düzenli Kitap Okumaya başlamak?
– Gölden bir yolunu bulup denize akmaktır. Bayat kilerden yememek, sürekli taze ve canlı beslenmektir. Ve fikir- yaşam planında Ebter Bilinç olmaktan kurtuluştur.
– “Ebter Bilinç”! İşte bu güzeldi!
– Akarsudan abdest al! Kitapsız kalma!

TERSİNE İTİRAF VE KENDİNİ İFŞA

İnsan zihni, tersine bir atraksiyonla işine gelmeyen, onaylamayacağı, yapmak istemediği konularda genellikle “Ben sandığınız gibi değilim” türünden açıklama yapma ihtiyacı duyar. Bu, zihnin kendi kendini örtme, kendisiyle uyum sağlama, dışsal yanlış anlamaları önleme çabasıdır…

Misal verirsek…
Bazıları konuşurken “Eleştiriye açık, esnek ve gayet hoşgörülüyüm” deme ihtiyacı duyar.

Bazıları, konu özel alana yaklaşınca “Emin ol, benden laf çıkmaz” der.
Bazıları da “Senden gelene kabulüm, anlat, eğit beni lütfen” der.
Aslında ne mi diyorlar?!.

Konuya girerken zihnin ters atraksiyonudur bu dedik. Yani bu sözler mevcut gerçeği örtme, böylece muhataba güven verme amaçlıdır. Söyleyenin gerçeği dilindekinden farklıdır ve o gerçeği sezmeniz onun işine gelmemektedir. Bunu unutmazsak aslında ne demek istediklerini çözeriz.

“Eleştiriye açık, esnek, hoşgörülü biriyim” deme ihtiyacı duyanın gerçeği?
“Üstüme çok gelme, tahammülüm yok, kısa kes!..”
“Rahat ol, benden sır çıkmaz” diyenin gerçeği?
“Anlat sen anlat, insan bulamazsam duvarlara söyleyecek kadar karaktersizim”
“Eğit beni” diyenin?
“Başıma bilgiç kesilme, senin bildiğin kadar ben de biliyorum, sürekli eğitir gibi konuşma, beni de dinle, ben senden aşağı kalmam.” İşte onun da gerçeği budur. Peki, neden bu sözlerin gerçeğinin bu olduğunda bu kadar iddialıyız? Dayanağımız ne? Samimi olamazlar mı bu sözlerde?

Hayatı ve insanları azıcık gözler ve biraz da deneyimlerinizi hatırlarsanız sanıyorum şu gerçeğe siz de katılırsınız; Gerçek manada Hoşgörülü olan, ben hoş görülüyüm demez! Eleştiriye açık olan, eleştiriye açığım demez. Sır tutan, benden sır çıkmaz vurgusuna ihtiyaç duymaz.

Gerçek manada bilgi, ilim ve öğrenme edebi içinde olan da “Eğit beni, her şey kabulüm” demez. İyi ama ne yaparlar? Bir durumu, bir edebi, bir ahlakı hal olarak yaşayan, o halle hallenen, onu dile getirmez dostlar. Buna hiçbir zaman ihtiyaç duymaz. Öyleyse?!..

Normal insânî âdab, ahlak ve edep gereği bir durum hakkında muhatabınız özel bir vurgu ile sizi temin etmeye, güven vermeye çabalıyorsa biliniz ki onun gerçeği söylediği gibi değil, tam tersidir. Bir halle hallenen, yaşayan; yaşıyorum demez. Zihinsel Oyunlara çok dikkat çoook!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.