Değiniler- 244

Değiniler- 244

İYİ OLMUŞ İYİ

Allah bir kulunun tek başına, kendi irade ve kudretiyle ayağa kalkmasını, dirayetle yürümesini dilemişse onun bazen koltuk değneği, bazen dayanak, bazen baston, bazen payanda misali yaslandığı, güç aldığı kişileri hayatından çıkarır ve çevresini aşama aşama boşaltır…

Bu işlevin ruhunu ilk planda fark edemeyen kul, derin iç yangılarına gark olarak siteme başlayacaktır, kullar üzerinden hayat akışına; Rabbine isyan ettiğinin farkında olmaksızın. Nankörler, kıymet bilmezler, hainler, dost görünümlü düşmanlar vb diye diye yanacak, sızlanacaktır.

Evet, kısmen haklıdır. Duygusal yangındır, hazmı zor süreçtir bu. Nankörlük, ihanet, darbe, dışlama, yok sayma insan gönlüne ağır gelir ve gelecektir. Kolay değildir. Ancak, hayata; Allah Sistemine bireyler, olaylar üzerinden değil bütüncül bakmak, büyük resmi görmek esastır…

Olaya kullar üzerinden bakarak etrafındaki insan çokluğu kadar desteklendiğini, yaşama sevincinin arttığını düşünen; insanlar azaldığında desteksiz kaldığını, o sevinci yitirdiğini düşünür elbet. Kullar, olaylar üzerinden yaklaşım; acıyı da sevinci de uçlarda yaşamak demektir…

Oysa geriye çekilip bütüncül bakabilen; daha ilerisini ve orada kendisini bekleyen asıl süreçleri de görebilecektir. Yüzme eğitiminin sonunda öğrenci, habersiz denize itilir. Fidan gelişmişse etrafındaki koruyucu direkler sökülür. Kırık kaynamışsa, koltuk değnekleri atılır…

Şimdi sen biraz yalnız, biraz mahzun, çokça da sitemlisin değil mi? Bir yanın kazan gibi fokur fokur kaynarken kalbin cayır cayır yanıyor, için kanıyor… Arada bir sıcak gözyaşlarıyla serinliyor, Rabbine doyumsuz bir naz u niyazla el açıp yalvarıyorsun değil mi? İyi olmuş iyi!

Sana çok iyi olmuş. İyi yapmışlar. İyi ki öyle yapmışlar. Nankörlük etmiş, sert çıkmış, dışlamış, yalnızlığa itmişler seni! Videoyu izle bakalım. Bak anne fil yeni doğan yavruyu canlandırmak için ne yapıyor? Rabbin, fil kadar merhametli değil mi kuluna?!

ANLAYIŞ ODAĞI VEYA KALBİN GİRİŞ KAPISI

İnsan ilişkilerinde yaralayıcı, yıpratıcı, yıkıcı sonuçlarla karşılaşmamak üzere dikkat etmemiz gereken ama ne hikmetse bilinçli ya da bilinçsiz olarak ihmal ettiğimiz önemli bir nokta var; muhatabımızın “Anlayış ve Kavrayış Odağı”nı fark etmek. Bu ne demek? Ve nasıl fark edilir?

Yaşam Anlayışları ve Bakış Açılarında odak kabul ettikleri, hareket ve düşünce tarzlarında merkez aldıkları ana noktalar itibarıyla insanlar iki gruptan birine mensuptur: 1- Duygu, Duygusallık, Hayal ve Soyutu odak edinenler 2- Akıl, Sağduyu, Mantık ve Somutu odak edinenler

Muhatap olduğunuz insanla iyi iletişim kurmak, onu doğru anlamak ve sözlerinizin, hallerinizin onun tarafından doğru anlaşılmasını sağlamak için öncelikle o insanın Anlayış/ Kavrayış Odağını fark etmeniz şarttır. Bunu yapamadığınızda iletişim ve ilişki sorunları tetiklenecektir.

Sadece sorunlar doğması ile kalmaz; bazen muhatabınızı yanlış anlayarak kendinize zulmedersiniz, bazen de onun sizi yanlış anlamasına sebep olarak ona zulmedersiniz. Bunların hiçbirine hakkımız yoktur. Çünkü zulüm olan yerde acı, kırıklık, öfke ve kopukluk pusuda beklemektedir…

Her insan konuşmaya başladığı anda duygu odaklı mı yoksa akıl odaklı mı olduğunu ortaya koyar. Hz. Ali (kv) “İnsan dilinin altında saklıdır, konuşturun kendini açık etsin” buyurmuştur. Her konuşan; aynı anda anlayış ve kavrayış odağını da aşikar eder. Bize düşen fark sadece etmek.

Örnek verirsek herhalde daha iyi anlaşılır. Şu an gündemde savaş var. Savaşı konuştuğunuz biri ağırlıkla ölümler, çocuklar, göçler, parçalanmış yaşamlar üzerinden konuya yaklaşıyorsa size “Ben duygu odaklıyım, savaşı duygularımla değerlendiriyorum” diye açık mesaj vermektedir…

Savaşı konuştuğunuz bir diğeri; dünya dengeleri, ekonomik ve siyasi bloklar, tarihi yanlışlar ve güncel yaklaşımları tahlil ediyor; savaşın doğal sonucu ölümler ve acılara pek az değiniyorsa akıl, mantık ve sağduyu odaklı biri olduğunu işaret etmektedir.

Duygu Odaklı anlayan/ kavrayana duygu odaklı yaklaşımdan başka çare yoktur. Akıl odaklı anlayan/ kavrayana da akılcı yaklaşımdan başka çare yok. Siz tutar, muhatabınızın odağını hiç itibara almaksızın bildiğiniz gibi konuşursanız işte o zaman iletişim/ ilişki sancıları başlar.

Öyle sanıyorum ki kırılganlık, alınganlık, darılma ve kopmaların temelinde de bu var. Muhatabın odağına itibar etmeksizin bildiği gibi konuşmak ve davranmak. “Ben buyum, başka da olamam” veya “Kendime münafık mı olayım?” diyene sözümüz yok, o konumuz dışında, o işine baksın!

Bizim muhatabımız; insanlarla ilişkide sorunlar yaşıyorum, neler yapabilirim sorusunu samimiyetle soranlardır. Hitabımız onlaradır. İki halk deyişine yer verirsek sanırız az daha anlaşılır konu; – Sen bilirsin dersen kavga çıkmaz! – Haklısın diyen yanmaz! Ne deniyor aslında?

Sen bilirsin, muhatapla başa çıkamayınca onu kendi haline bırakmak mı? Hayır. Sen bilirsin’i bu amaçla kullanan iyi ilişki kuramaz. Sen bilirsin, bir hitap değil haldir, tutumdur. Yani, ister duygusal ister akılcı olsun muhataba kendini iyi hissettirmektir, aşağılamak değil…

Sen bilirsin; görüşlerine ve merkeze aldığın anlayışa saygılıyım enerjisini karşıya geçirmek ve hissettirmektir. Bu hissettiriş muhatabı sakinleştirir ve size hazır hale getirir. Güven verir. Haklısın, sözü de pes etme veya susturma amaçlı kullanılmamalı, samimiyet içermelidir.

Duygu odaklı olana akıl odaklı; Akıl odaklı olana duygu odaklı konuşmak ve davranmak yanlış anlamalar ve sancılar doğuruyorsa, illa ki de birileri ile odaklarımız farklı ise ne yapalım? Herkese göre mi olalım, nabza göre şerbet mi verelim, bukalemun mu olalım? Hayır öyle değil.

Yine bir halk deyişinden destek alalım: – Suyuna Gitmek! Kendi bireysel benliğini iddialı biçimde ortaya sürmekten vazgeçmiş olgun bilinçler; muhataplarının suyuna giderler. Giderler de onların güdümüne mi girerler? Hayır. Suyuna gitmek o da değil.

Birinin suyuna gitmek; onun kavrayış ve anlayış odağını itibara alarak ona hitap etmek demektir. Duygusala duygusal, akılcıya akılcı davranmak mı? O da değil. Duygusal olana aklın gereklerini duygu üstünden aktarmak; Akılcı olana duygunun gereklerini akıl üstünden aktarmak…

Varsa bir maharet işte budur. Zor mudur? Herkes yapamaz mı? Hiç zor değil. Biraz duyarlı olan ve muhatabının hayat anlayışını sezinleyen bunu kolaylıkla yapabilir. Ve böylece yanlış anlamalar, kırılmalar, kopmalar, küsmeler doğmadan huzurlu bir iletişim ve ilişki yaşanabilir…

İnsan muhatabına kendini, bildiklerini, tarzını dayatmayı bıraktığı, önceliği karşıdakinin dünyasını anlamaya verdiği gün insani sorunlar en aza inecek, yanlış anlamalar yerini hoş görüye, anlayışa bırakacaktır. Kırgınlık, alınganlık, yanlış anlamalardan beslenen öfke sönecektir.

“İnsanlara akıl seviyelerince hitap ediniz” buyuran Hz. Muhamnmed (sav) in Hadisinde işaret edilen akıl seviyesinden murad da insanın hayatı ve gerçeği anlama/kavrama odağı olsa gerek… İnsan, insana hayat verebilir. Onun neyi merkez aldığını fark edip ona göre konuşabilirse!..

ÖNEMLİ OLAN

Hazır olun ya da olmayın, bir gün sona geleceksiniz. O gün geldiğinde bir daha gün doğumları olmayacak, dakikalar, saatler, günler olmayacak. Biriktirdiğiniz her şey, sizin için değerli olan ya da unutulmuş olan her şey başkasına kalacak.

Zenginliğiniz, ününüz ve geçici gücünüz yanınızda olmayacak. Sahip olduğunuz maddi değerlerin ya da borçlarınızın hiçbir önemi kalmayacak.

Kıskançlıklarınız, hıncınız, kininiz, öfkeleriniz, hayal kırıklıklarınız sonunda yok olacak. Aynı şekilde, umutlarınızın, tutkularınızın, planlarınızın ve yapmak istediklerinizin son kullanma tarihi geçecek.

Bir zamanlar sizin için çok önemli olan kazançlarınız ve kayıplarınız hiçliğe karışacak. Yolun sonuna vardığınızda, nereden geldiğinizin ya da hangi patikaları izlediğinizin hiçbir değeri kalmayacak.

Güzel ya da zeki olmanızın hiçbir önemi yok. Cinsiyetinizin ya da derinizin renginin de bir önemi olmayacak. Öyleyse önemli olan nedir? Yaşadığımız günlerin değeri neyle ölçülür?

Önemli olan ne satın aldığınız değil ne inşa ettiğinizdir. Önemli olan ne aldığınız değil ne verdiğinizdir. Önemli olan başarınız değil taşıdığınız anlamdır. Önemli olan öğrendikleriniz değil öğrettiklerinizdir.

Önemli olan doğruluk, dürüstlük, merhamet, fedakârlık ve cesaretle atmış olduğunuz her adımla, başka yaşanılan zenginleştirmiş olmanızdır. Önemli olan diğer insanların yüreklendiren, onların sizi takip etmesini sağlayan örnek bir insan olmaktır.

Önemli olan yetenekleriniz değil, karakterinizdir. Önemli olan kaç kişi tanıdığınız değil, siz gittiğinizde ebedi bir yoksunluk hissedecek olan insanların sayısıdır. Önemli olan hatıralarınız değil, sizi sevenlerin kalbinde yaşayacak olan hatıralarınızdır.

Önemli olan ne kadar uzun süre hatırlanacağınız değil, kimler tarafından ne şekilde hatırlanacağınızdır. Önemli bir hayat yaşamak rastlantıyla olmaz. Önemli olan koşullar değil seçimlerinizdir. Önemli bir hayat yaşamayı seçin…

Sözlerini naklettiğim Michael Josephson, motivasyon ve etik konusunda iyi bir konuşmacı. Kâr amacı gütmeyen Joseph- Edna Josephson Etik Enstitüsü’nü kuran eski bir hukuk profesörü ve avukat. Ona beraberce teşekkür edelim. Gerçeği ne güzel okumuş.

YAŞAM BİLMECESİ

Ne kadar çok şey yaptığımız değil, Yaptıklarımıza ne kadar sevgi kattığımız önemlidir. Ne kadar verdiğimiz değil, Ne kadar sevgiyle verdiğimiz önemlidir.

Sevgi her mevsimde yenebilir bir meyvedir ve her elde bulunur.

Eğer insanları yargılarsan, onları sevecek vaktin kalmaz.

Bu dünyada büyük şeyler yapamayız, yalnızca küçük şeyleri çok büyük bir sevgiyle yapabiliriz.

Derin aşk ölçmez sadece verir.

Dünyada sevgi ve takdir için duyulan açlık, ekmek için duyulandan daha fazladır.

Çocuklarınızın kalbine ev (Aile) sevgisi yerleştirmeye çalışın. İnsanlar evlerini gerçekten sevseydi birçok günahtan kaçınabilirlerdi.

Herkes kendi içindeki çürümüşlüğe göre akıl yürütür.

Size gelen hiç kimsenin daha iyi ve daha mutlu olmadan gitmesine izin vermeyin.

Gözlerim mutlu çünkü ellerim birçok gözyaşını kuruluyor…

Beklentisiz sevmek gerek. Sevginin kendisi için bir şeyler yapmak gerek, karşılığında alabileceklerin için değil… Eğer herhangi bir karşılık bekleyecek olursan, bu sevgi değildir. Gerçek sevgi, kayıtsız şartsız ve beklentisizdir.

Bedeli ne olursa olsun, vermelisin. Sevmek; kendini ölçüsüz, şartsız ve pişmanlık duymaksızın vermektir…

Sevinç duadır; sevinç güçtür; sevinç sevgidir; sevinç ruhları yakalayabileceğiniz bir sevgi ağıdır.

Yaşamak fırsattır, yararlanmayı bil. Yaşamak güzelliktir, kıymetini bil. Yaşamak, meydan okunmasıdır sana, karşı çıkmayı bil. Yaşamak görevdir, tamamlamayı bil. Yaşamak oyundur, oynanmayı bil. Yaşamak serttir, korumayı bil. Yaşamak aşktır, sevgidir; keyfini çıkarmayı bil.

Yaşamak bilmecedir, çözmeyi bil. Yaşamak verilmiş bir sözdür, tutmayı bil. Yaşamak hüzündür, aşmayı bil. Yaşamak şarkıdır, söylemeyi bil. Yaşamak mücadeledir, kabullenmeyi bil. Yaşamak trajedidir, göğüslenmeyi bil. Yaşamak maceradır göze almayı bil.

Yaşamak çok kıymetlidir, mahvetmemeyi bil. Yaşamak yaşamdır, uğruna yaşamayı bil.

Rabbim, Üzgün olduğumda; teselli edilecek birisini gönder bana. Zamanım olmadığında; birkaç dakikalığına yardım edebileceğim birisini ver bana. Aşağılandığımda; öveceğim birisinin olmasını sağla. Çaresizliğe kapıldığımda; cesaretlendireceğim birini gönder bana.

Rabbim; Başkalarının anlayışına ihtiyaç duyduğumda; anlayışıma ihtiyacı olan birisini ver bana. Benimle ilgilenecek birisine ihtiyaç duyduğumda; ilgileneceğim birisini gönder bana. Sadece kendimi düşündüğümde; dikkatimi başkasının üstüne çekilmesini sağla. (Amin.)

Huzurumuz yoksa, birbirimize ait olduğumuzu unutmuş olduğumuz içindir.

Gerçek karakteriniz, sizin için ‘hiçbir şey’ yapmayanlara nasıl davrandığınıza göre en doğru şekilde ölçülür.

İnsanlar genellikle mantıksız ve bencildirler
Yine de onları affet…
Kibarsan, insanlar seni art niyetle suçlayabilirler
Yine de kibar ol.
Dürüstsen, insanlar seni kandırabilirler
Yine de dürüst ol.
Mutluysan insanlar seni kıskanabilirler
Yine de mutlu ol.
Bugün yaptığın iyilik yarın unutulabilir.
İyilik yap.
Dünyaya elinden gelenin en iyisini yap, ama asla yetmeyebilir.
Yine de sen en iyisini yap.
Anlayacağın,
sonunda her şey sen ve Allah arasında.
Zaten hiçbir zaman sen ve insanlar arasında değildi…

Gittiğiniz her yere sevgi götürün. İlk önce kendi yuvanıza. Çocuklarınıza, karınıza, yan komşunuza. Hiç kimsenin yanınızdan mutsuz, kötü ayrılmasına izin vermeyin. Allah’ın zarafetinin yaşayan örneği olun; yüzünüz, gözleriniz, gülüşünüz ve selamınızdan zarafet eksik olmasın.

Şu an mutlu ol, bu kadar yeter. Her an ihtiyacımız olan tek şey bu, daha fazlası değil…

(Rahibe Teresa sözleriydi okuduklarınız. İnsanlığa hizmetleri ve dünyamıza kattığı değerlerden dolayı kendisini şükranla anıyorum)

BAŞKASI AYNASINDA BİZ

Başkasında bizi rahatsız eden durumlara bir de bu açıdan baksak mı? Hadi başlayalım…
1- BAŞKASININ RAHATLIK VE ESNEKLİĞİ: Başkasındaki rahatlık ve esneklik gözümüze batıyorsa belki de bizim biraz gevşememiz, kontrolü elden bırakmamız gerektiği bize söyleniyordur o kul eliyle.

2- BAŞKASININ BAŞARI VE CESARETİ: Başkasının başarısı ve cesareti bizi rahatsız ediyorsa, belki de adım atmamız, harekete geçmemiz mesajı bize iletiliyordur…

3- BİRİLERİNİN ÖNE ÇIKMASI: Birilerinin kendini ön plana atmalarından hoşlanmıyorsak, kendi özgüvenimiz üzerinde çalışma yapmamızın bize iyi geleceği mesajı verilmektedir…

4- KENDİNE DEĞER VERENLER VE KENDİNİ ÖNCELEYENLER: Kendine değer veren ve ihtiyaçlarını ön planda tutan kişilere yargıyla bakıyor onları bencillikle suçluyorsak, kendimizi çok ihmal ettiğimiz, değerimizi ayaklar altına verdiğimiz mesajı veriliyor olabilir…

Şunu her zaman hatırlamakta fayda var: Dışarıya tepkimizi dışarıda değil, kendi içimizde halletmeliyiz! Kendimizle, yaşam tarzımızla barışık yaşadıkça, kimsenin durumu bizi etkilemez olur. Sevgiyle Kal; Kendinde ve İçeride Kal Dışarısı çok yorucu. Dışarıyı ayna say geç!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.