Değiniler- 246

Değiniler- 246

RUHU OLAN TEK BİR DUAN VAR MI?

Kur’an-ı Kerimde geçen Peygamber Duaları; her biri türlü mücadelelerle insanlığa mesajını ileten; bu uğurda hayatını ortaya koyan Resul- Nebilerin yaşadıkları zorlu, çileli, nefse, egoya ağır gelen sahnelerden sonra onların gönüllerinden doğaçlama doğan niyaz ve yakarışlardır.

Tabiri caizse onların duaları; ham zeytinin ezilmesi sonucu süzülen berrak yağ gibi özden; derundan, Anadolu tabiriyle taa ciğerden gelen dualardır. Ve hepsi bir sınav sahnesinin ürünü, getirisidir. Hiçbir nebi ve resul yaşamadan ezbere, şiirimsi, klişe sözlerle dua etmemiştir.

En önemlisi; bu dualar onların istemli dilekleri değil ansızın, doğal, samimi, hesapsız yakarışlarıdır. Yani, onların bilinçli zihinlerinden değil, bireysel bilincin baskılanmasıyla bilinç ötesi, bilinçaltı enginliğinden sondajla birden bire fışkıran su misali dualardır onlar…

Resul- Nebilerin Dualarında önce yaşam sonra niyaz vardır. Önce yaşanması gereken yaşanmış sonra dua çıkmıştır. Bizim dualarımıza bakarsak durum tam tersi. Henüz hiçbir şey yaşamadan arzuladıklarımız, ideallerimiz, hayati hedeflerimizi ısrarla vurgulamayı dua sanıyoruz biz.

Canı yananın, sıkışanın, daralanın “Yandım anam” haykırışıyla canı yananı, sıkışanı, daralanı tasvir eden şiirdeki haykırış aynı mıdır?!. Alnından kurşunlanarak şehit olan birinin “Allaaah” demesi ile “Şehidim Allaaah diyerek can verdi” diye nutuk atanın haykırışı aynı mıdır?!..

Hastane köşelerinde gecesi gündüzü karışan ve bin bir ümitle şifa bekleyenin iniltiler eşliğindeki yakarışı ile cemaate “Hastalarımıza şifa ihsan eyle Ya Rab” diyen imamın talebindeki ruh aynı ruh mudur? Ona amin diyen cemaatle hastaların birbirine amin kardeşim demesi bir midir?

Annesini kaybetmiş bir çocuğun anne özlemi, anne hatıraları ile henüz annesi ölmemişin anne özlemi, annesine dair anlatıları bir midir? Kesinlikle hayır! Fark? Birinin ruhu vardır, canlıdır, kalbe dokunur. Diğeri ne kadar ağdalı, kafiyeli, vurgulu olsa da ruhsuzdur, ölüdür!..

Hiçbir Peygamber; kafiyeli, şiirimsi dua etmemiştir. Sesine duygu katarak, sanat icra edercesine de dua etmemiştir. Buna Hz. Muhammed (sav) de dahil. Resuller, Nebiler, Sahabe ve büyüklerin kendilerine özel duaları vardır. Hayatları, anlayışları, mücadelelerinden doğan duaları.

Sen şimdi bu mübarek bir mübarek gecede sorar mısın kendine; Bu kadar ömür sürdün; tecrüben, bilgin ve müşahedelerin var. Hiç bu türden bir duan oldu mu? Yaşamın sıkma ve acılarından süzülen ve ansızın gönlünden fışkırıp dilinden taşıveren tek bir duan var mı senin?!..

Varsa o duana ve o duayı senden çıkaran sahneye lütfen iyi sarıl. Emin ol ki, o yaşadığın sıkışıklık, buhran, acı anında çıkan duan artık senin can simidindir. Onu hemen her konuda dua olarak kullanabilirsin. O senin canlı, ruhu olan, diriltici iksirindir dostum. Şüphen olmasın!

Bir Hak Ehlini ziyaret etmiştim. Sohbet sonunda odasına gelip dua istiyorlardı. Gözlerini kapatıyor, sonra da tamam, aldım dua edeceğim diyordu. Herkes dağılınca ne yaptığını sordum. Şöyle açtı; – Aracımla takla atarak kaza yaptım. Her yanım kırıldı. Aylarca hastanede kaldım…

Öyle ki bir daha belimi doğrultacağım şüpheliydi. O an Rabbime yakardım; “Kalkarsam tüm dünyevi gayelerden geçerek yoluna adanacağım” Kalktım çok şükür. İşte ben ne zaman dua etsem, ne zaman benden dua istense o ana gider, o sahneyi hayalimde yeniden yaşar, öyle dua ederim…

Bir sahne yaşamış; bedeniyle birlikte benliği de yere serilmiş, ümide bile cesaret edemediği sahne! Ve o an, içinden yana yakıla niyaz dillenmiş. Samimiyeti; duasını gerçekleştirmiş, ayağa kalkmış. O an, o dua şimdi onun yaşam şifresi gibi olmuş. Ve kapılar açıyor o şifreyle…

Sahi dostum, senin öyle bir Yaşam Şifren oldu mu? Yoksa hep eline verilenleri mi tekrarladın dua diye? Sıkmalar yaşadın, içinden dua doğmadı mı? Mutlaka doğar; içine bakabilir, ezber klişelerden geçebilirsen. Mutlaka senin de olmuştur. Hatırla hele! Öylesi dualarını önemse!

FARK ETTİNSE TAMAMDIR

– Hata, yanlış ve günahımı fark ettim. İçimi yakan pişmanlığı iliklerime kadar hissettim. Değişim, dönüşüm için ne tür uygulamalar yapmam lazım?
– Hiçbir şey yapman gerekmiyor.
– Nasıl olur? Arınma, aydınlanma çalışmaları var ve öneriliyor!
– Hiçbir şey yapman gerekmiyor!
– Ama?

– Hem tövbe hem de istiğfar yanlış anlaşılmış, insanlar bir dizi çalışmalarla uzun süreçlere koşullandırılmıştır. Oysa tövbenin ruhu; pişmanlığı içten hissetmek; istiğfarın ruhu bu hisle daha iyi olmaya azmetmektir. Anladın?
– Yetiyor mu bu?
– Evet, bütün mesele pişman olmandı…

– Pişmanım ama değişimi kanıksamam için bir şeyler yapmam gerek sanki!
– Şartlanma bu! Fark ettin, Pişmansın! Bırak beden- ruhun dönüştürsün seni…
– Olur mu?
– Yemek yiyince vitamin aldığından şüphen var mı?
– Yok
– Bundan da şüphe etme! Fark ettin, Pişmansın. İşlem tamamdır.

BÖYLE BUYURDU TOLSTOY

* Kalbimizde Allah’ın Nuru vardır, onun adı da Vicdandır.

* Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin!

* Işıktan yoksun kalmamak için gerekli olan tek şey gözlerini kapatmamaktır.

* Sahip olduğum şeylere sevindiğim, sahip olamadıklarıma da üzülmediğim için mutluyum.

* Bugün değilse yarın öleceğini ve hiçbir şey kalmayacağını anladığın zaman her şey önemini kaybeder.

* Ah, insanoğlu ne yıkıcı bir yaratık… Kendi varlığını devam ettirmek için kim bilir kaç bitkinin canını aldı…
* Akıl; doğruluk, dürüstlük, yufka yüreklilik ve ahlaklılık çoğunlukla kendini inançsız ilan eden insanlardan görülüyor. (…)

* İnsan tarafından edinilebilir tek kesin bilgi hayatın anlamsız olduğudur.

* İnanç, yaşamda kalma gücüdür. Bir insan yaşıyorsa bir şeylere inanıyordur. Eğer bir şeyler için yaşamak gerektiğine inanmasaydı, yaşıyor olmazdı.

* Tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir. Çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir.

* En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez. En önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek nedeni budur.

* Muhammed her zaman Hıristiyanların üstüne çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilâhı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur.

* Müslümanlığın tek gerçek olduğunu itiraf etmelisiniz çünkü en mükemmeli odur ve her yere yayılmaktadır. Sadece Tanrı’nın son peygamberi olan Hz. Muhammed’in (sav) izinden gidenler kurtulacaktır.

MELEKLERİN KONUŞMA BİÇİMİ

Sessizlik; Meleklerin konuşma biçimidir. Söze dökülen her anlam gerçek zenginlik ve büyüklüğünü kaybeder. Kelimeler; sonsuz sınırsızı dondurmak, kalıplaştırmak ve boğmaktır. Sessizlik, tek bir bütünün; Kelimeler, bölünmüşlük ve ayrıksılığın yaşamıdır. Dinle! Ki Hissedesin!

Söz; arkadan vurabilir, ihanet edebilir, saklanması gerekeni ifşa edebilir. Sessizlik ise her zaman kendi gibidir. Ve hiçbir öfkenin hedefi haline gelmez.

Kelimeler ağızdan çıkmaya başladığında onlara hakimiyetiniz garanti değildir. Maksadı aşan ifadeler de sizden açığa çıkabilir. Sessizlik öyle mi ya! Sessizlik insanın kendisine, iradesine ve maksadına hakim olması demektir.

Söyleyeceğin şeyin sessiz kalmaktan daha değerli olduğundan emin olmadan ağzını açma! (Arap Atasözü)

Söylemek; varlık ortaya koymak demektir. Söylemek; ben de varım iddiasıdır. Sessizlik; bir anlamda her tür varlık, benlik ve ispat iddiasından vazgeçmiş olmaktır.

Sözleriyle aşırıya kaçmayan kişi, bedenine söz geçirebilen kişidir. Sessizlik sözün ruha hürmetidir. Sessizlik, şüphesiz ki, kelimelerin ifade etmekte yetersiz kaldığı şeyleri ifade eder.

BEKLE, NOLUR BEKLE!

– Ona şunu söylemek istiyorum
– Bekle, söyleme!
– İşimle ilgili bir konuda yardım isteyeceğim
– Bekle biraz, isteme!
– İhtiyacım var, hemen çare bulmalıyım
– Beklet biraz ihtiyacını, hele biraz bırak!
– Önümüzdeki günleri planlamalıyım
– Bugünden yarına kasma kendini az bekle!

– Hep bekle hep bekle! Başka şey bilmez misin sen? Hayat akıyor, ihtiyaçlar durmuyor ki beklemek neyin nesi? Hem ben görev üstlenmez, sorumluluk almazsam kim yapar onca şeyi?
– Bekle! Şu anın tadını çıkar
– Tamam da işler, güçler?
– Panik yok, yetişir hepsi, bekle!
– Tuhafsın…

– Bekleyince nolacak? Benim işimi birileri mi yapacak? Derdim kendiliğinden mi çözülecek? İhtiyaçlar mı karşılanacak? Sihirli değnek veya mucize mi olacak ha?
– Bekle biraz. Yapmam lazım, olmalı, hemen, acil deme hiçbir şeye!
– Ya ne diyelim?
– Kızarak az önce dediklerine bi bak!

– Evet baktım. Birileri mi yapacak dedim. Kendiliğinden mi çözülecek dedim. İhtiyacım karşılanacak mı dedim. Sihirli değnek mi değecek, mucize mi olacak da dedim… Ne var bunda?!..
– Kendi kendine, kendi ellerinle neyi, nasıl tıkadığını; oluşun önünü nasıl kestiğini bi görsen!

– Ne yani, bunları demesem ummadığım şeyler kendiliğinden mi gelişecek? Önümdeki dağ gibi sorunlar eriyip bitecek mi? Bekledim diye melekler yardıma mı gelecek? Hem sen değil misin sünnetüllaha uy, çalış, gayret et, sorumluluk al diyen?
– Evet
– Eeee?
– Başka bir şey bu
– Neee?!.

– “İnsan Acelecidir” der Kur’an. Ve “Acelenin Şeytandan, Teenni (temkinli, ağır olma) nın Rahmandan” olduğu yönünde Hadisler var.
– Şeytandan?
– Egodan, zihinden, bireysel alandan. Yani dar alandan.
– Acele o zaman dar alandan pay almak!
– Hay yaşa aynen öyle!
– Rahmandan olan?

– Rahmandan olan; yani sonsuz sınırsız alandan akacak, gelecek olan büyük pay, büyük nasip diye anla!
– Başka?
– Şeytani düzlem kayıtlıdır. İhtimalleri sayılıdır. Zihin de öyledir. Derde çareyi bile, belli kalıplarla düşünür. Çok ötesini düşünemez.
– Evet doğru
– Rahmani olan?

– Rahmani olanda ihtimaller, denklemler, algoritmalar sınırsız. Sadece kafanın bastığı, algının yettiği veya günün ve çevre şartlarının elverdiği kadar değil, hayal edemeyeceğin kadar çok seçenekler sahası orası..
– Acele şeytandan ise ben acelemle o kapıyı kapıyorum?
– Maalesef!

– Aceleden sakındırılmamız, teenni önerilmesi, ağırdan alma ve bekleme nedenmiş o vakit?
– Kendi ellerimizle sonsuz sınırsız alandan akacak olan nasibimizi kesmememiz için!
– Bekleyecek misin?
– Seve seve!
– Ne zamana kadar?
– Zihnim, şeytanım, benliğim aradan çekilene kadar…

– Tamam da beklerken zihnin, egonun, benliğin aradan çekildiğini nasıl anlayacaksın? Ölçün ne?
– İçimdeki duygu ateşinin sönmesi, hırs- acelenin dinginliğe dönüşmesi, salim aklın devreye girmesi.
– Sihirli değnek, mucize?
– Mümkün ama o sakinliğe gelince beklenti zaten kalmaz!..

– Böylesi bi bekleme; beklentiden farklı değil mi?
– Kıyas bile edilmez! Bu bir sükunet, dinginlik seyri. Havuzda su yatağına yatar gibi…
– Şimdi anladın mı neden bekle dedim? Ne diyordu #Balzac?
– “Beklemesinin bilenin her şey ayağına gelir”
– Gelir mi?
– Amenna ve Saddakna

Bekledi. Dediğimiz gibi bekledi. Ne mi oldu?

İşiyle ilgili yardım; talep etmeden geldi.
Sorun dediği kolayından çözüldü.
Söylemedi sustu, onun diyeceğini ona deyip rahatlattılar.
Plan yapmadı, ama günler planlanandan daha güzel aktı.

İşte budur Bekleme Sırrı!


BEDDUA- KADER VE PİŞMANLIK CEHENNEMİ

– Vaktiyle birine bana yaptıklarından dolayı çok kızarak beddua etmiş; “Dilerim Allah’tan Konuşamaz ol” demiştim
– Eeee?
– İki yıl geçti aradan, öğrendim ki ses telleri hasar almış, ciddi hasta
– Ve kendini suçlu, sorumlu hissediyorsun?
– Evet, haberi alınca çok kötü oldum…

– Benim yüzümden oldu, nasıl telafi ederim?
– Tanrılığını ilan ediyorsun! Yakında Peygamber tayin eder Kitap da yollarsın sen!
– Yapma usta, cidden pişman ve üzgünüm
– Demek senin bedduanla hasta oldu?
– Evet
– Kader o kadar basit mi? Beddua et hasta olsun, ölsün, yıkılsın?
– ….

– Konuşamaz olsun dedim, konuşamıyor
– Her gün birbirine kızanlar neler diyor neler. Hepsi tutsa, kim ayakta kalır şu alemde?
– Yani?
– Kader; komplike bir sistem. Dua ve beddua çok boyutlu bileşenlerinden sadece biri. Ama sadece biri!
– Yani?
– Sırf kendine bağlama bu gelişmeyi!

– Neden tanrılığa soyundun dedin?
– Birini hasta edecek kadar güç vehmettin kendinde. Tanrılık iddiası bu
– Haşa! Bedduamdan korktum
– Hayır, bir yönüyle egon bundan gizli haz alıyor. Tanrılık taslamayı sever ego
– Haşa
– Haşanı yerim. Önce tanrılığa soyunma şirkinden istiğfar et

– Onun konuşamaması canımı yakıyor!
– Ondan önce sen tanrılık iddiandan istiğfar et
– Tamam anladım, yapacağım. Sonra?
– Sonra da onun adına bir hayır çıkar. Sevindir birilerini; muhtaç birilerini mesela. Veya aç sokak hayvanlarını doyur
– Tamam
– Sonra da onun şifasına dua et…

– Bunları yapacağım da kızmazsan bir şey diyeceğim
– De, kızmam
– Bedduama üzüldüm ama ona dua da edemiyorum Kalbime baktım, hala hırsım geçmemiş!
– Neden?
– Çok canımı yaktı
– Canımı yaktı… Bedduamla hasta oldu… Kızdım… Pişmanım… Allah nereye gitti bu arada sahi?!
– …….

– Ben her şeyi kendime veya insanlara bağlıyorum değil mi?
– Evet bu yüzden dedim ki Allah nereye gitti?
– Nihayetinde takdirdi hepsi
– Evet şüphen olmasın
– Esaslı bir silkinme için ne yapayım?
– Allah, kader, takdir, sistem anlayışını gözden geçir. Sonra da haddini bil…

– Haddini bilmek?
– Duası, Bedduası üzerinden kendinde güç vehmetmemek!
– Bazen bunu vehmedersem
– Şimdi olduğu gibi “Pişmanlık Cehennemi”nin “Hırs Ocağı”nda yanarsın!
– Tamam, değişir mi bakışım, akışım?
– Şüphen olmasın çünkü..
– Evet çünkü
– “EDEPLE GELEN LÜTUFLA ÇIKAR”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.