Değiniler- 250

Değiniler- 250

SEVDİĞİN GİTMEDEN, SEVDİĞİN GELMEZ

Yukarıdaki söz bir halk deyişi. Tüm atasözleri ve deyişlerimiz gibi bu söz de aslında bir Sistem Okumasıdır ve belki de gözden kaçırdığımız bir mekanizmaya dikkat çeker. Nedir o gözden kaçırdığımız mekanizma?!

İki dost sohbet ediyordu. Biraz mahzun olan diğerine dedi ki; “Yıllardır beraber olduğum arkadaşımla sudan bir sebeple aramız açıldı. Ve adeta hiç görüşmeyecek biçimde koptuk. Ne benim içimden geliyor onu aramak, ne de onun. Çok canım sıkkın çok. Ne oluyor bi anlayabilsem…”

Hayat tecrübesi daha fazla olan, bi ömür girmediği kılık kalmayan, hem feleğin çemberinden geçmiş hem de onun türlü türlü sillelerini yemiş olan, konuya farklı bir ufuk açtı:
– Anlaşılan sen, doldur- boşalt bilmiyorsun. Sistem, doldur boşalt usulüyle çalışır. Bilmeyen de üzülür.

Doldur- boşaltı sadece askerlik nöbetlerinden hatırlayan şaşırarak kulak kesildi. Diğeri devam etti: – Sen sanıyorsun ki kadro olayı sadece personel rejimlerinde var. Sanıyorsun ki kapasite sınırı sadece işyerlerinde var. Bu, insan için de geçerli.
– Ama nasıl, dedi bizimki.

– Her birimin kapasitesi var. Alacakları, taşıyacaklarının sınırı var. Basit örnek vücudumuz. Mide tıka basa dolu iken yemek yiyebilir misin?
– Elbette hayır
– Bağırsak boşaltımı olmadıkça mideye yeni gıda dolduramazsın
– Yani?
– Dolan boşalmalı ki yeni girsin, boşalan dolsun…

Bizim ki dayanamadı:
– Ya Hu ne alaka? Dostluk bitti dostluk, dedi. Tecrübeli olan devam etti:
– Dostluk bitti değil, yeni gelecek olana yer açılması için eskisi çıktı. Dolu olandan boşalma oldu ki yeniden dolacak olana yer açılsın.

Tuhafsın, manyaksın dedi konuyu yeni öğrenen. Ziyanı yok dedi gariban. Sizin gibi kalıp kafalara sistem gerçeği anlatanlar tarih boyunca tuhaf, garip hatta deli sayıldılar. Kelle veren bile oldu. Bereket sen dinliyorsun. Bunun üzerine özür dileyerek aç nolur aç dedi bizimki…

– İnsanın da kapasitesi var. Taşıyıcılar arkasında “İstiap Haddi” diye eski bi tabir var bilir misin?
– Bilmem mi?
– Niye var?
– Yük sınırı aşılırsa araç zarar görür, polis de ceza keser.
– İnsan kalbinin ve kafasının da bir yük sınırı var. Dostluk kapasitesi var. Anladın?
– …

– Sen diyorsun ki yılların dostluğu, kardeşliği koptu. Bir de ekliyorsun o da ben de dönemiyoruz eski hale.
– Evet aynen öyle
– Sistem mesajını vermiş size. Bundan böyle onun hayatından sen senin hayatından o çıkıyor
– Niçin?
– “Niçin” isyanına cevap vermem, “Nasıl” de!
– Nasıl?

– Şöyle; hayatımıza yeni biri gireceğinde veya eskiden aramız zayıf olan biri gönlümüzde yükseleceğinde ya da aramız limoni olanla tatlı bir bağ tesis edileceğinde mutlaka eskilerden biri çıkar!..
– Doldur boşalt, boşalt doldur?
– Aynen!
– Düşün şimdi, giden belli, giren kim?!..

Bizim ki buldum dercesine şaklattı elini! Neredeyse sevinçle zıplayacaktı. Coşkun bir sesle buluşunu açıkladı:
– Tabii ya, yanı başımda bi diğer dostu ben zayıf bulur yüz vermezdim. Son dönemlerde çok ışık saçıyordu bana. Demek onun ışığı artacak, diğeri sönecek ha? Demek bu ha?

– Evet aynen. Aferin buldun! Gidene üzülmek yerine; olan diğerinin gönlüne keyfince kurulması; seni ışıtması, beslemesi ve bereketlendirmesi için gittiğini fark ediyorsun…
– Hep böyle mi olur?
– Evet hep böyle!
– Nasıldı o söz?
– Sevdiğin Gitmeden, Sevdiğin Gelmez!..

BÖYLE BUYURDU LAO TZU

Birisi tarafından derinden sevilmek size güç verir.
Birini derinden sevmeniz ise size cesaret verir.

Başkalarını bilmek Zekadır.
Kendini bilmek Gerçek Bilgeliktir.
Başkalarına hakim olmak Kuvvettir.
Kendine hakim olmak Gerçek Kuvvettir.

İyi bir gezginin sabit planları yoktur.
Ve onun varmak bir hedefi niyeti de yoktur.

Çok bilenler konuşmaz.
Çok konuşanlar bilmez.

Kelimelerdeki nezaket Güven yaratır.
Düşüncedeki nezaket Derinlik yaratır.
Bağışlamadaki nezaket Sevgi yaratır.

Düşünmeyi bırak ve sorunlarına bir son ver.

Çamur çöküp su berraklaşıncaya kadar beklemeye sabrın var mı? Doğru eylem; kendiliğinden ortaya çıkana dek hareketsiz kalabilir misin?

Doğa acele etmez, yine de her şeyi başarır.

Dışsal cesareti olan ölmeye cüret eder.
İçsek cesareti olan yaşamaya azmeder.

İnsan kendine inandığında başkalarını iknaya çalışmaz.
İnsan kendinden memnun olduğunda başkalarının onayına ihtiyaç duymaz.
İnsan kendini kabul ettiğinde bütün dünya onu kabul eder.

Gerçek her zaman güzel değildir.
Güzel sözler de her zaman gerçek değildir.

Hayat; bir dizi doğal değişimdir. Ona direnmek sadece keder yaratır. Bırak olan olsun, işlerin istedikleri şekilde doğal olarak ilerlemesine izin ver.

Öğretecek sadece üç şeyim var;
– Sadelik
– Sabır
– Şefkat
Bu üçü senin en büyük hazinen.

ONLARIN DA SİZDE NASİBİ VAR, ŞAŞIRMAYIN

Sizde nasibi olanlar sadece sizinle uyumlu irtibatta olanlar değildir. Sürekli biçimde size muhalefet eden, sizinle didişen hatta her fırsatta kavga edenlerin de sizde nasibi vardır. Uyumlu olarak sizden nasiplenenler Sevgi, İlgi, Beğeni, Takdir, Anlayışla alırlar nasiplerini…

Siz de sizinle uyumlanarak irtibatını sürdürenleri; Vericilik, İçtenlik, Gönülden Sevgi ve Samimi İlgi ile beslersiniz. Onlar da sizi bahsettiğimiz şekilde besler ve güçlendirirler. Ya uyumsuz olarak sizden nasiplenenler? Ne alır, ne verirler? Nasıl bir ilişkidir ki bu?

Farkındayım “Sizinle kavga eden, didişen, düşmanlık üretenin de sizde nasibi var” demem içinize sinmiyor. Nasıl olur diyorsunuz? Bu sinmeyene bir ilave daha yapıyorum; “Sizin de onlarda ciddi nasibiniz var. Didişen de sizi besliyor.” Buyur burdan yak mı? Deme öyle… Açalım…

Sizinle uyumlanarak irtibatta olanlar sizi “Yatay Düzlem”de besler ve “Doğrusal Plan”da geliştirirler. Sürekli onaylanmak, takdir edilmek, beğenilmek ve sevilmek “Dikey Yükseliş” getirmez. Bu sadece konfor alanını genişletir. Size karşı, sizinle kavgalı ve sorunlu tipler ise…

Sizinle uyumsuzluk çıkarmaları, daraltmaları ve germeleri ile sizin akışınızı ve hatta bazen doğrultunuzu dahi dalgalandırırlar. Aklınız, mantığınız, sağduyunuz karşılarında iflas eder. Doğru çizgide ilerleyişinizi Dalgalandırırlar dedik. Dalgalanmadan kastımız karışmak değil..

Dalga denizde olur. Deniz, ufku açık ve okyanusa bağlıdır. Gölde, durgun suda dalga çok nadirdir. Olsa da bir şey değişmez zaten. Onlar, sert ve bazen yıkıcı etkileri ile dalgalandırırlar sizi. Doğrultunuzu sarsmaları ile yeni yollar, çareler, çözümler aramaya çıkarırlar sizi…

Ve bu arayışınızla siz önce kendinizi yoluna taş konmuş, çizgisine set çekilmiş hissetseniz de arayış ve sorgulamanız neticesinde level atlar, kulvar değiştirir, manevra ve değişme kabiliyetinizi açığa çıkartırsınız. Düz doğrultuda giden tren olmaktan çıkarsınız ve…

İniş çıkış yapabilen, olduğu yerden havalanabilen ve istediği yere konabilen hatta havada asılı kalabilen bir helikoptere dönüşürsünüz. Trenden Helikoptere sıçramışsınızdır artık. Kim yaptı? Trene taş atan. Tüneli bombalayan. Vagon bağlantılarını koparan. Ne verdi, ne aldı?

Elbette sizde olan nasibini; yani sürekli gıdası olan Negatifi aldı. Gıdası o! Kaçırmayın; sizi gererek, sinirlendirerek, kasarak negatifi alırken sizden; kendi beslendi, sizi besledi. Nasıl mı? Negatifinizi alarak. Ekmek getiren sizi besliyor da çöpünüzü alan beslemiyor mu?!..

Kapınızın önüne asfalt döken, kaldırım döşeyen, evinizin önüne ağaç diken sizi besliyor da kanalınızı açan, atıksu giderlerini tamir eden, ev tamiratından çıkan molozlarınızı alan beslemiyor mu? İkisinin beslemesi arasında çok da fark yok. Ama tamirata sebep olan daha etkin…

O sizi değişime zorluyor. Buradan bakma, başka yerlerden de bak diyor hal diliyle. Elindekilerle kalma başka başka alet ve metotlar devreye sok diyor adeta. Doğaldır, yanıyorsunuz. Öfke, kırıklık, kızgınlık ateş gibi sarıyor her yanınızı. Ve ateş yakıyor yanması gerekenleri..

Yanması, dökülmesi, atılması gerekeni attırıyor böylece. Ve siz mevcut konfor alanınızda, düz doğrultuda iken göremediğiniz bir başka sizi, bir başka kimliğinizi görüyor ve onu devreye alıyorsunuz. Sizde nasibi olan eski kimliğinizi alıp giyiyor kendi üstüne. Ve sizi giydiriyor.

Sizi, sizde olan ama bi türlü göremediğiniz, ego katmanları altında saklı yeni boyutunuzla tanıştırıp onu giydiriyor size. Ve eskileri alıp gidiyor nimet gibi, armağan gibi. Hala kızacak mısın sende başka türlü nasibi olana? Yoksa teşekkür edecek misin? Ben ona minnettarım.

YAŞAMAYA KARŞI AÇGÖZLÜ OLMALIYIZ

Talihsizliklerin asaleti vardır. Talihsizliklerimiz bize doğru sandığımız yanlışları gösterirler ve onları deneyimledikten sonra biz esas gerçeği öğrenir; gerçek manada nasıl yaşamamız gerektiğini fark eder, yeni ve canlı bir yaşamı deneyimleme cesareti ve azmi gösteririz…

Bayım, kanser olmanız gözlerinizi açmış. Bizler, hayatın güzelliğini ölüme rastlamayınca anlayamayan varlıklarız. Şu da gerçek ki çokları ölümle yüzleşmeden bu hayattan göçer. Siz, ölmeden evvel ölümle yüzleşebilen ender kişilerden, talihsizlik görünümlü talihlilerdensiniz!

En kötüsü de budur, yani ölene kadar ecel gelene kadar hayat hakkında bir şeyler bilmemektir. Onlar çok şey bildiklerini sanırlar ama gözleri kapalı göçerler dünyadan. Yaşarken Ölümle Yüzleşmeyenlerin hepsi gafil ayrılır bu hayattan. Bu yüzden siz talihlisiniz bayım.

Şimdiye kadar siz “Yaşadığınız Hayatın Kölesi”ydiniz. Kanserle; ölümle yüzleşmenizden sonra siz “Kendi Hayatınızın Efendisi” olacaksınız. Olması gereken de budur zaten. Yaşamak; bu hayattan zevk almaktır. Kabulleri kırarak, rutinleri aşarak, ezberleri bozarak yaşamak…

Hayata karşı açgözlü olmalıyız dostum. Bize açgözlülük kötü, günah diye öğretildi. Yaşama karşı açgözlü olmak; onu an be an yaşama zevki içinde azimle, inançla ve hesapsız samimiyetle yaşamaktır dostum. Hayata karşı açgözlü olmalıyız.

Haydi gidelim dostum. Şimdiye dek boşa geçirdiğin ve yanlış yaşadığın hayatı düzeltmeye; gönlünce yaşamaya gidelim…

Film İzleme Önerisi: Ikiru (Yaşamak)
Ünlü yönetmen Akira Kurosawa’nın şaheseri:
https://ugurfilm2.com/ikiru/

ÖZÜR DİLEMEK VE HELALLİK İSTEMENİN RUHU

“Özür Dilemek” veya “Helallik İstemek”; bilinçsiz hata veya bilinçli yanlıştan sonra “İçi Yanarcasına Pişman Olmuşluğu” mağdur, mazlum veya mahcup düşürülen muhataba ifade etmektir. Derin, yakıcı pişmanlık oluşmaksızın özür/helallik; günü kurtarma amaçlı bir samimiyetsizliktir.

Derin, Yürek Yakıcı Pişmanlığı duyabilmek; empatiden öte egosunu tanımışlık ve onu aşma azmi kuşanmışlık gerektirir. Bu seviyeye gelememişlere özür dilemek ölüm gelir. Dileseler bile bilinçaltlarında ben de haklıydım kibri; yaptım ama niye yaptım sorasan, savunması hep canlıdır.

Kendine pay çıkarma kibri, mazerete sığınma kaçışı var oldukça özür/ helallik gerçek yerini bulamaz. Ve ondaki samimiyetsizlik enerjisini muhatap birebir algılar, fark eder ama edebinden yüze vurmaz. Peki şimdi bir başka soru; madem mağdur, enerjiyi alır dedin bunu da cevapla…

Pişmanım, yanıyorum ama ona yüzüm yok. Utançtan karşısına çıkamıyorum. Muhatap bunu da algılar mı? Evet her şeyin frekans olduğu evrende bunu da algılar. Senin yüzün tutmasa da o gelir seni teselli edip geçti der! Kibrini yenen ve egosunu mazeret ardına saklamayana selam olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir